Unlocking the Truth

Geçtiğimiz ay gösterime giren belgeseli “Breaking A Monster”da Luke Meyer, Unlocking the Truth adlı viral müzik grubunu konu ediyor. Bu belgeselin müzik piyasasındaki diğer belgesellerden farkı, gitarist Malcolm Brickhouse ve solist Jarad Dawkins olmak üzere, iki yedinci sınıf öğrencisini konu etmesi. Birlikte, Brooklyn, New York’ta kurdukları Amerikan Metal grubunu konu alan belgesel hem çok güçlü hem de çok kapsamlı. Manhattan’ın Upper West Side tarafında, birlikte yaşayan bir psikoterapi topluluğuyla ilgili son filmi Fourth Wall üzerinde çalışan Meyer’la, kararlar ve süreçlerle ilgili konuştuk.

Konu işe gelince, bildiğinizi işliyorsunuz. “Unlocking the Truth”la karşılaşmanız nasıl oldu? Sizi bu yedinci sınıf öğrencisi metalcilere çeken neydi?

En başta, onlar hala midtown Manhattan’da çalarlarken, grupla ilgili bir kısa film yapmam istendi. O zamanlarda gruptan biraz bahsediliyordu ama müzik piyasası hala onlara gereken önemi vermemişti. Çok yetenekli oldukları belliydi fakat bu yeteneğin onlar için ne anlama geldiği hala bilinmiyordu. O film, genç ve dünyada kim olmak istediğinle ilgili sınırsız hayallerinin olmasının nasıl bir şey olduğu üzerineydi. Herşey potansiyel bir durumda var olup sınırsız olduğu zamanlardan bir anın resmiydi.

Daha sonra, uzun metrajlı film olan Breaking A Monster’daki fikir, o hayallerden bazıları gerçek olduğunda neler olduğunu göstermeyi amaçladık. Benim için bu film, hayallerin gerçeğe dönüşmesindeki karmaşık ve bazen de problemli yolculuğu keşfetmek için bir şanstı. Bir de bunların yanında; UTT hikayesiyle birlikte gelen “çocuk yıldız” ortaya çıkışını grubun açısından görmek, bir de yetişkinlerin böyle olaylarda çocukları nasıl idare ettiğini izlemek çok ilginçti.

Bu sürecin herhangi bir aşamasında, piyasanın gidişatı yüzünden bu iki genç çocuk için üzüldüğünüz oldu mu?

Filmi çekerken, grup tarafından ve onların etrafında alınan kararlar ve gelişen süreçlerden sakındığımız çok oldu. Yine de hiçbir zaman işlerin ne yöne gideceğini kestiremedik. Grubun hikayesini gerçek hayatlarında takip ediyorduk ve daha sonrasında onlar için iyi sonlanan – bazen de tam tersi- bir sürü şüphe ettiğimiz olay oldu.

“Filmdeki hikaye yaşadıkları tecrübenin hissini veriyordu. Genelde belgesellerde böyle olmaz; filmin ana karakterinin, yönetmenin yansıttığından tamamen farklı bir tecrübe yaşadığı çok zaman olmuştur.”

Film ve belgeselin kültürü etkileyen apayrı güçleri var. Breaking a Monster üzerinden bunu nasıl yorumlardınız?

Breaking A Monster’da, grubun müziğin iş dünyasına girişindeki tecrübelerini yakından anlatmak istedik. Genelde çok özel olan birçok toplantıya girmek için epey uğraştık. Bizim için attıkları her adımda yanlarında olabilmek çok önemliydi. Bu sayede film, süreçlerine çok doğrudan bir bakış haline geldi.

Grup, en sonunda, filmi gördüğünde her şeyi doğruladı. Filmdeki hikaye yaşadıkları tecrübenin hissini veriyordu. Genelde belgesellerde böyle olmaz; filmin ana karakterinin, yönetmenin yansıttığından tamamen farklı bir tecrübe yaşadığı çok zaman olmuştur. Bu yüzden, filmde gerçek hayatlarını hissedebildiklerini söylediklerini duymak benim için çok tat- min ediciydi.

Grup için filmin bu kadar gerçeğe yakın olmasının nedenlerinden birinin, filmin çok samimi olmasından kaynakladığını düşünüyorum. Film üç grup arkadaşının hayatını çok yakından takip ediyor. Bu film kültürü etkiler mi ya da nasıl etkiler bilemiyorum ama etkilerse sunduğu samimiyet ve varlığını bildiğimiz ama birinci elden görmediğimiz bir dünyaya açtığı kapı üzerinden olur diye düşünüyorum.

Şu an neredesiniz ve neyin üzerinde çalışıyorsunuz?

Bir sonraki filmim “Fourth Wall” için çalışmaya başladım bile. Manhattan’ın Upper West Side tarafında, birlikte yaşa- yan bir psikoterapi topluluğuyla ilgili. Basına yansıdığı zamanlarda “kült” olarak etiketlenmişlerdi ama grubun içinde güç dengelerinin işleyişi, hikayeyi tipik kült anlatısından çok daha öteye taşıyıp, 20. yüzyılın sonundaki Amerika’nın politik ve kültürel trendlerinin yansımalarını inceletiyor.

Bunun yanında bölümlerden oluşan, kurgusal olmayan projeler geliştiriyorum.

Bir “kült”ün parçası olduğu kabul edilen insanlarla çalışmak nasıldı?

Diğer insanlara olan benzerlikleri çok çarpıcı. Kategorik olarak, senden ya da benden, daha tuhaf ya da alışılmamış değiller. Yeni film, aslında, bir çok yönden bununla ilgili. He- pimizde kült üyesi olma potansiyeli var – bazılarımız hali ha- zırda öyleyiz ama farkında bile değiliz.

Genelde “sistem”i umursamayan konular seçtiğiniz için, bu tür konuları etkileyici buluyorsunuz diyebilir miyiz?

Birini neye inanmaları gerektiğini düşündükleriyle değil de kendi inandıklarıyla ilgilenirken görmek ilham verici. Özgür kılan bir yanı var. Kural dışı olmayan, dışarıdan bir baş karakterin hikayesine merhametle yaklaşırsanız, ayrı durdukları kültür de garip ve düşünmeye değer olmaya başlıyor. Çoğumuz “mainstream” kültürün farklı yerlerinden bir parçasıyız. Yani aslında bu, bir tanıdık olandan uzaklaşma ve gerçekten nerede ve ne olduğumuzu anlama süreci.

Yönetmen olmak hem çok fazla zaman alıyor, hem de birçok yönden çok zorlu.

Gençken film çekmeye bu kadar meraklı değildim. 20’lerimin başındayken hızlı ve güçlü bir istek geldi. New York belgesel piyasasında, başlangıç pozisyonlarda stajyer olarak çalışıyor- dum ama kendi kendime film çekmeye kalkıştığım ilk ana kadar kendimi hiç yönetmen olarak görmedim. İlk film çekme teşebbüsüm başarısızlıkla sonuçlandı ve hiçbir zaman bitmedi. Ama, ilk filmimi yaptığımda; bu ilk denemeyi gözden geçirip kazandığım tecrübeyi farkettim ve kendimi tanımış oldum.

Teknoloji ve ucuz denebilecek ekipmanlar, film çekmeyi sadece deneyerek öğrenmeyi mümkün kıldı. Hala biraz zaman alabilir ama şu an bu mecraya girişteki engelleri aşmak çok daha kolay.

Son olarak, kişisel bir proje olarak başlattığınız ama gelecekte geliştirmeyi düşündüğünüz bir film var mı?

Diğer projeler arasında, periyodik olarak üzerinde çalıştığım bir film var. Kendimizi kişisel özelliklerimiz ve toplum sınırları gibi yollarla kategorize etmemizle ilgili. Ticari açıdan ne kadar mantıklı olduğunu söylemek biraz zor, bu da zaman konusunu belirsizleştiriyor.