Geçtiğimiz sene Boiler Room İstanbul’a konuk olan ve etkinliğe damgasını vuran Kaan Düzarat, sonrasında adını daha da sık duyduğumuz bir isim oldu. İstanbul’da müzik dendiğinde akla ilk gelen isimlerden biri olan Düzarat’la sevdiği mekânlardan, şu sıralar dinlediklerine pek çok şeyi konuştuk.

Analog Kültür’de neler bulabiliriz? Ne tür plakları getiriyorsunuz oraya?

Analog Kültür hem bir plak dükkânı hem de benim müzik stüdyom. 70 ve 80’lerden kalma amfi, hoparlör ve pikapların bakım işlerini Pikaphane ile beraber yapıp geri kazandırmaya, dinleyiciye hesaplı ama kaliteli ses sunmaya çalışıyoruz.

Dükkanda ağırlıkla 70’ler ve sonrası Türkçe LP ve 45’likler, Afro-jazz, bossa-nova, funk, soul, 90’lar ve 2000’ler house müziği, Detroit tekno ve house, motown, ve Orta Doğu müzikleri bulmak mümkün. Plakların %80’i ikinci el ama yeni çıkan ya da yeniden yayınlanan plakları da bulundurmaya çalışıyoruz. Özellikle son 2-3 senedir ülkemizde yeni müzik üreten gruplar da ne pahasına olursa olsun, 200-300 kopya da olsa plak basmaya ve hatta kendileri dağıtmaya çalışıyorlar. Bu tür albümleri bizde mutlaka raflarda görürsünüz.

Plak şirketinizin adı “Vesvese.” Nasıl bu ismi seçtiniz?

Vesvese 2010 yılında Küçük Otto’da düzenlediğimiz ve 150 hafta boyunca neredeyse her Salı devam eden “Salı Sallanır” partimizde doğdu. İsmi ise sevgili Ali Kuru bulmuştu. Yaptığım bir parçayı dinleyip, “Çok vesveseli olmuş.” demişti.  Bu terimi garip, arızalı, alışılmışın dışında parçalar için aramızda sık sık kullanıyorduk. Böylece bir anda etiketin ismi hâline geldi. Vesvese; parçalar, podcastler paylaştığımız, sanatçıları ağırladığımız bir çatı oldu.

 

Geçtiğimiz yıl Boiler Room İstanbul’da çalan beş isimden biri sizdiniz. Hatta ilk Boiler Room etkinliği de Analog Kültür’de yapıldı. Bu süreç nasıl ilerledi?

Boiler Room 2014’te ilk kez İstanbul’a geldiğinde Analog Kültür açılmak üzereydi. Mekân olarak burayı kullanmayı önerdik ve kabul ettiler. Boiler Room’un adı gibi “kazan dairesi” tanımına uyan bir mekân benimki de. Biraz yer altı.

Bir yıl sonra Boğazı’da ferah bir tekne turuyla yayın yapma fikri belirdi aklımda ve konuyu Boiler Room ekibine anlattım. Çok ilgilerini çekti ve ikinci kez Boiler Room 2015 yazında İstanbul’a geldi. Özellikle bu sosyal medyada çok konuşuldu. “Neden dünya starları gelmiyor?” çok sorulan sorulardan biriydi. İstanbul’da yapılan bir Boiler Room yayınında bizim sanatçılarımızın çalması kadar doğal bir şey olamaz. Birlikte çalmaktan keyif aldığımız değerli isimlerdi tüm çalanlar. Tabi ki daha çok isim var çalsa güzel olur dediğimiz. 2017’de yeniden yapmak üzere konuşuyoruz.

 

İstanbul’da çalmaktan en çok hoşlandığınız mekân?

Tek bir isim vermek zor, dönem dönem değişiklik gösteriyor. 2005-2007 arası Crystal’dı. İstanbul’da profesyonel olarak çalmaya ilk başladığım mekândı, “Together” partilerinde warm-up setleri çalıyordum. Erken çaldığım için çoğu zaman dinleyicilerim bar çalışanları oluyordu. Ama dilediğim sakinlikte özgürce çalabiliyordum. İyi warm-up mühimdir. Mekânı ağır ağır ısıtmalısınız.

İkinci olarak Sürmeli Oteli Godet’yi söyleyebilirim. 2007 civarıydı sanırım. Çoğunu hatırlayamadığım güzel anılar yaşadım. 2009-2012 arası Küçük Otto “Salı Sallanır” gecelerini seviyordum. Nicolas Jaar 2009’da ilk kez Salı Sallanır’a gelmişti çalmak için. Nefis bir geceydi.

İkinci olarak Sürmeli Oteli Godet’yi söyleyebilirim. 2007 civarıydı sanırım. Çoğunu hatırlayamadığım güzel anılar yaşadım. 2009-2012 arası Küçük Otto “Salı Sallanır” gecelerini seviyordum. Nicolas Jaar 2009’da ilk kez Salı Sallanır’a gelmişti çalmak için. Nefis bir geceydi.

İzmir’deki 1888, 5 senedir koşarak, heyecanla gittiğim, güzel dostluklar kurduğum bir mekân. Sayelerinde Kendimi İzmirli gibi hissetmeye başladım.

 

Dışarı çıktığınızda nerelere gidiyorsunuz?

Çalmadığımda çıkmayı sevmiyorum pek. Çaldığım zaman beni kulüplerde görebilirsiniz genelde. Bunun dışında özellikle beklediğim biri varsa onu dinlemeye çıkarım.

En sevdiğiniz festival?

Dinamo’nun 2006 ve 2007’de düzenlediği Radar Live’ın bende özel yeri var. Benim için okul gibiydi Dinamo. Şu anda devam ettiğim müzik ve organizasyonla ilgili birçok konuda kendimi orada geliştirdim diyebilirim. Geçtiğimiz yıl Küçükçiftlik Park’ta Minimüzikhol ve Nublu’nun düzenlediği Güzel Bir Gün de çok keyifliydi. İlk senesinde bir festivale göre çok başarılıydı.

Yeni çıkan, mutlaka takip etmemiz gereken bir sanatçı ismi verir misiniz?

Yussef Kamaal, Fatima Yamaha, Mehmet Aslan, Kerem Akdağ, Kurt Adam, Marenberg Kollektiv, Catching Flies, Carrot Green, Oceanvs Orientalis.

Unutamadığınız bir performans oldu mu?

Hangisiydi unuttum.

Kariyeriniz boyunca çok farklı yerlerde sahne aldığınız oldu, bulunduğunuz şehirlerden hangisi en çok aklınızda kalan?

Sao Paulo, Tanger, Tokyo.