Konu oyuncuların hayatları olunca kendimizi çok ilgili buluyoruz; ünlü oldukları için değil de, birçok hayatı, oynadıkları farklı karakterler sayesinde yaşıyor, hislerini farklı şekil ve formlarda yaşama önceliğine sahip oluyorlar diye. Bu yüzden de Fırat Çelik’e imreniyoruz; birçok farklı dilde, şehirde ve vücutta oyunculuk yaptığı için…

Oyunculuk konusundaki hikayen bir tiyatro oyunu ile başlamış… Bize biraz bundan bahseder misin?

Fırat Çelik: Oyunculuk kariyerim bir tiyatro oyunuyla başladı evet. Hepimizin bildiği kült film Otomatik Portakal dünyada ilk defa tiyatro oyunu olarak sahnelendi. Ama oyun filmden değil Anthony Burgess’in kitabından uyarlamaydı. Oyunun yönetmeni Thierry Harcourt’du, ben de Fred karakterini canlandırmıştım. Cirque D’hiver tiyatrosunun bir oyunuydu, Paris’te 8 ay sahnelendi. Çok önemli bir başlangıçtı benim için, Stanley Kubrick hayranı biri olarak Otomatik Portakal’da oynamak benim için büyük bir sevinçti. İlk oyunumda muhteşem bir tekstle, muhteşem bir kadroda yer almak gurur vericiydi.

Bir tiyatro sahnesinden kamera önüne geçtiğin zaman ne gibi şeylere dikkat etmen gerekiyor?

Fırat Çelik: Çok ayrı iki teknikten bahsediyoruz. Benim ilk dikkat ettiğim şey daha sade ve doğal oynamaktı sanırım. Fransızca’da bir deyiş var, ‘jouer sans jouer’ yani oynamadan oynamak… Kamera önüne farklı duygularla çıkıyorsun, o an karakter hangi ruh halindeyse onu yakalaman ve yansıtman gerekiyor, o yüzden daima konsantre olman, duygu devamlılığını kaybetmemen, yönetmen “Kestik tekrar alıyoruz” dediğinde bir önceki sahnede yaptığını unutmaman, kamera açılarını iyi bilmen ve kendini belki de yönetmenin de yerine koyarak düşünmen lazım. Tiyatro ise bambaşka; o iki saati hiç kesilmeden ve her seferinde en üstün performansınla oynaman gerekiyor.

Fırat Çelik
Farklı ülke ve dillerde oyunculuk yapmanın getirdiği ne gibi sorumluluklar oluyor?

Fırat Çelik: Sorumluluk… Bence bu durum sorumluluktan ziyade avantaj getiriyor insana, işini daha da keyifli hale getiriyor. Hani şöyle bir durum vardır ya, birçok dil bilen biri İngilizce konuşurken farklı bir ses tonuna sahip olur, Fransızca konuşurken belki de Türkçe konuştuğu halinden farklı bir hale bürünür, ya da anadilinde ifade edemediği şeyler yabancı bir dilde çok daha rahat çıkar ağzından… Birkaç insan birden yaşatır belki de içinde, her dil de içindeki farklılıkların çıkış kapıları olur… Sanırım farklı dillerde oyunculuk yapmak da böyle. Bir de sadece yabancı dil öğrenmekle, konuşmakla bitmiyor, aksanlı/aksansız oynamak da yetmiyor; o lisan hangisiyse o dilin konuşulduğu coğrafyanın alt kültürünü öğrenmek, bilmek de gerekiyor arka planda.. Beden dili, vurgular, jestler, mimikler… Dolayısıyla sadece bir dili konuşuyor olmak o dilde oynayabileceğin anlamına gelmiyor bence. Belki sorumluluk burada devreye giriyor; daha fazla çalışmak, sözel ve bedensel ifadeye hakim olmak, o karakteri doğru yansıtmak gibi… Farklı dillerde oynamak çok keyifli ve bu sürekli zorluk halinin aynı zamanda büyük de bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.

Yeteneği bir kenara bırakırsak, iyi bir oyuncu olmak için yapılması gereken şeyler neler?

Fırat Çelik: Sadece oyunculukta değil her meslekte, seçtiğin şeyin en iyisini yapma isteği ve gayretine sahip olmalı insan. Sevmeden yapamazsın oyunculuğu… Bu gayret ve isteğin sürdürülebilir bir hale gelmesi de gerekiyor elbette… İyi bir insan, iyi bir gözlemci olmak, zekanı doğru anda kullanabilmek, sabretmek, doğru kararlar vermek ve kendini her an yeni bir şeye hazırlamak, donanımlandırmak ilk aklıma gelenler.

Fırat Çelik
Bir role hazırlanma sürecin nasıl oluyor?

Fırat Çelik: Rolden role değişiyor süreçler… Bazı roller vardır çok daha önceden çalışman gerekir; fiziğini ona göre değiştirmen, atıyorum, yeni bir enstrüman çalacaksan onu öğrenmen ya da dilini, aksanını ona göre değiştirmen gerekir. Tek başına olan hazırlığı tamamladıktan sonra yönetmenle bir araya gelir ve çalışırsın rolüne.. Önemli olan ön çalışma sürecinde yaptığın şeyleri kayıtta unutabilmek! Çünkü diğer türlüsü ezberden okumak olur. Bizim işimiz ezber değil, şaşırtmak, yeni bir şey katabilmek de gerekiyor.

Büyütülüş şeklin oyuncu olma kararını etkiledi mi? Çocukluğundan filmlere dair hatırladığın ilk hatıralar neler mesela?

Fırat Çelik: Enteresan bir anım var: 13 yaşındaydım ve bizim evin bir odası, bir sinema filmi için set olarak kiralanmıştı. André Téchiné’in yönettiği Les Roseaux Sauvages isimli bir filmdi, filmin bir aşk sahnesi de bizim evde çekiliyordu. Okuldan dönüp kapıyı açtığım ve içerde insanları gördüğüm anı hatırlıyorum, onlar çalışırken kapıyı aralayıp onlara baktığım anı… Çok inanılmazdı. O yaşta ilk dikkatimi çeken şey o kadar çok insanın bir film için bir araya gelmiş olmasıydı. En çok da kablolar dikkatimi çekmişti, o odadayken reji kablolarına dalmış bakarken yönetmenle göz göze geldik bir an.. Beni yanına çağırdı, dizlerine oturtup monitörün arkasından seyrettirdi çektiklerini. Çok heyecanlandığımı ve gördüklerimi çok sevdiğimi hatırlıyorum. Filmin ana karakterleri Gael Morel ve Elodie Bouchez’ydi. Öğle yemeğinde ben de onlarla birlikte oyuncular masasındaydım. Onlara dakikalarca baktığımı hatırlıyorum. Heveslenmiştim taa o zamandan yani!

Fırat Çelik
Çalıştığın filmlerin ya da oynadığın rollerin verdiği mesajlar senin için ne kadar önemli?

Fırat Çelik: Bir film ya da dizide oynamaya karar verdiysem, verdiği ya da vermek istediği mesajla değil de işin genel hikayesi ve oynayacağım karakterin yapısıyla ilgileniyorum. İşin hikayesi iyiyse, insanlara umut veriyorsa, ilham veriyorsa bu elbette benim için de büyük önem taşıyor. Mesela Fatmagül’ün Suçu Ne? dizisi bugün dünyada 80’den fazla ülkede izlenen ve bu anlamda tarihe geçen bir iş. Ortadoğu’dan, Latin Amerika’dan, Avrupa’dan bir çok kadının hayatına ilham verdiğini biliyorum ve bu bana her zaman gurur veriyor, işime inancımı körüklüyor.

Fotoğraf: CYRIL CHATEAU