Renkli, cüretkar, şık, modernle retronun harmanı, işte karşınızda Nadia Lee Cohen!

Fotoğrafçı, film yapımcısı ve otoportre sanatçısı Nadia Lee Cohen yakın zamanda dikkatimizi farklı sanatsal yaklaşımıyla çekmeyi başardı. Hitchcock’un The Birds’ü, David Lynch’in Blue Velvet’i, Harmony Korine’in Gummo’su, John Waters’ın Pink Flamingos’u ve Stanley Kubrick’in The Shining’inden ilham alan yaklaşımı kendi gerçeküstü fantezi dünyasından çağdaş bir dokunuşa da sahip. Cohen yalnızca fotoğraf ve filme dair eşsiz stiliyle değil, ikonik görünüşüyle de “olağanüstü” sıfatını hak ediyor. Nadia’nın “ölçüsüz” stili sosyal medyada oldukça ses getiriyor. Instagram hesabına hızlı bir bakışla 1950’ler Hollywood ilham perisinin modern döneme uyarlanmış çok çeşitli kitsch ve stilize pozunu görebilirsiniz.

Yaptığın işi tanımlamada zorluk çektiğin oldu mu hiç?

Evet, bazen akrabalarıma ve yeni tanıştığım insanlarla ne işle uğraştığımı anlatırken zorlanıyorum. Sanırım nihayetinde düğün fotoğrafçısı olduğumu düşünüyorlar.

Seni bu alana yönlendiren neydi?

İnsanların bana bunun için para ödemesi.

Herkesin kendisini yaratıcı bir sanatçı ya da fotoğrafçı olarak tanımladığı bir dünyada öne çıkmayı nasıl başardın?

Kendini yaratıcı bulan insanlardan pek de farklı olduğumu söyleyemem.

Büyük çıkışını nasıl yaptın?

Büyük bir çıkış anım olmadı; her şey doğal bir süreçte ilerledi.

el işlerin belirli bir sanatsal duruşa hizmet ediyor mu?

Hayır. İşlerimde bariz önermelere yer vermekten hoşlanmıyorum. Siz buluyorsanız bu güzel bir şey tabii. Her şey insanın o işe nasıl baktığına bağlı.

Evet, bir hikaye ya da ilham panosu oluşturmak da bir şey. Peki bir konsepti nasıl yakalıyorsun ya da görsel bir kompozisyonu nasıl gerçekliğe döküyorsun?

Genelde bir ilham panosuyla ve çoğunlukla renk paleti odaklı detaylıca bir planla başlıyorum. Renk paletini bildiğim sürece sete giderken daha iyi hissediyorum.

Her işin bittiğinde hayal ettiğin ya da istediğin gibi oluyor mu?

Aslında çoğu zaman evet!

Bugünlerde en sevdiğin Instagram hesabı?

@harsh_toke.