Zahra Reijs gerçek dünyada gerçeküstü anları ustalıkla yakalayarak sıradan anları büyülü anlara dönüştüren Rotterdam merkezli Hollandalı bir fotoğrafçı. Onun sanatı zihnimize nüfus ediyor ve bizi özgürleşeceğimiz bir yolculuğa çıkarıyor. Yolculukta aniden Lewis Carroll’un Alice Harikalar Diyarında’nın dünya felsefesini yazarken ne kastettiğini fark ediyoruz:

“Eğer kendime ait bir dünyam olsaydı, her şey saçmalıktan ibaret olurdu. Hiçbir şey olduğu gibi olmazdı, çünkü her şey aslında olmadığı gibi olurdu. Ve tam tersine, var olan şeyler olmaz fakat olmayan şeyler var olurdu. Anlıyorsunuz değil mi?”

Kendinizi fotoğrafçılığa adamaya karar vermenize neden olan nedir? Bu mecra hakkında bu kadar çekici bulduğun şey neydi?

Bir keresinde doğum günüm için bana bir kamera almışlardı ve arkadaşlarımla dışarıda oynamak yerine fotoğraf çekmek için şehre giderdim. Her zaman çok sessiz ve utangaçtım ve sanırım bu yüzden fark edilmeden fotoğraf çekmek benim için çok kolaydı. Sonunda rahat hissettiğim bir şekilde dünyayla iletişim kurmanın bir yolunu bulmuştum.

Fotoğraf tarzınızı nasıl tanımlarsınız?

Bir fotoğraf stilini, özellikle kendiminkini, kelimelerle tanımlamakta zorlanıyorum. Ama sanırım gerçek anları yakalamayı seviyorum, bu da beni içinde zaman zaman kurgu barındıran belgesel portrelere çekiyor.  

Genel olarak anlatmak için ne tür hikayeler arıyorsunuz? Hikaye anlatımınıza ilham veren nedir?

Çoğu hikayenin beni kendisine götürdüğünü ya da ben bilinçsizce onu yarattıktan sonra yaşamaya başladığını hissediyorum. Çok önemli olduğunu düşündüğüm bir şey var; her şey romantikleştirilse bile, her zaman bir gerçeklik duygusu vardır. 

Fotoğrafçılığı bir kaçış olarak mı yoksa kim olduğunuzu yansıtmanın bir aracı olarak mı kullanıyorsunuz?

Çoğu zaman ticari olmayan işlerimde bir portreye dönüp baktığımda, kendi duygularımın çoğunu taşıdığını hissediyorum. Bazen tasvirini ettiğim kişiden çok kendimi tasvir edip etmediğimi merak ediyorum… 

Fotoğraf, kendimizi ve başkalarını görme ve düşünme biçimimizi nasıl değiştirebilir?

Fotoğraf, en iyisini, en kötüsünü ve aradaki her şeyi sergilemek için harika bir mecra.  Yakaladığınız şey sizin dünyanız ve ona bakış şekliniz, ancak bir resimde bir tanrıça gibi görünüyorsak, her zaman tam olarak böyle hissetmeyebileceğimizi veya görünmeyebileceğimizi anlamamız lazım. Bir fotoğraf saniyenin sadece bir kırıntısı ve sanırım bazen bunu unutuyoruz.

Şahsen birisini tasvir ettiğimde, o kişinin temsilinin katmanları soymayı seviyorum.
Kamerada nasıl görünmek istediğinizi düşünmeyin. Bu sizi rahatsız edecekse bile sadece kendiniz olun. Benim için bu saf güzellik.

İyi bir fotoğrafı iyi yapan sizin için nedir?

O fotoğrafı hayatımın boyunca sevmem gerekiyor, bir anlamda zamansız olmalı.

Bugün içeriklerin çoğu anında tatmin etmeyi amaçlıyor. İnsanların sadece fotoğrafları kaydırıp beğendiklerini mi yoksa hala onları takdir edebildiklerini mi düşünüyorsunuz?

Bazen sonsuz bir görüntü akışına kapıldığımı hissediyorum, kendi el yazımızı bile gözden kaçırmamak çok zor. Bu yüzden kendim adına taktir edebildiğimi düşünmüyorum çünkü gördüğünüz şeyleri filtrelemek çok zor. Ama öte yandan tam olarak bu nedenden dolayı çok güzel görüntüler görebildim ve bu sonsuz akış olmasaydı asla göremeyeceğim inanılmaz sanatçıları keşfettim. Gitmeyi çok sevdiğim, fotoğraf kitaplarıyla dolu bir kütüphane var, burada yanlış yollar ve nedenlerle ilgi çekmeye çalışan içeriklerle dikkatimi dağıtmadan nelere maruz kaldığımı filtreleyebiliyorum. Bu beni enerjik hissettiriyor. Diğer insanların hala takdir edebildikleri ya da etmedikleri hakkında kesin bir şey söyleyebilmek zor.

Bence dünyayı sosyal medya olmadan nasıl gördüğümüzle karşılaştırılamayacak yeni bir bakış açısı geliştirdik, ama eskinin daha sağlıklı bir dünya olduğunu düşünüyorum.

Sevdaliza’nın Bluecid videosunu çektiniz. Hareketli görüntülerin hareketsiz görüntülerden daha net ve hızlı bir duygu hissi yarattığını düşünüyor musunuz?

Bir fotoğraf daha kısa sürede daha fazlasını anlatabilirken, hareketli görüntülerde biraz daha fazla bilgiye veya zamana ihtiyacınız olabilir, ancak bu birinin diğerinden daha iyi olduğu anlamına gelmez.

Sanat, salgın ve sıkıntı zamanlarında bile her zaman etkili oldu. Shakespeare en iyi eserlerini bir salgın sırasında yazdı. Edvard Munch, otoportresini İspanyol gribi sırasında çizdi. Kendinizi nasıl hareketli ve motive kılıyorsunuz? İlham almak için ne yaparsınız?

Sürekli yaratmak için kendimize hissettirdiğimiz baskı akıl kârı değil ve benim için işe yaramıyor.
En iyi şekilde yaratabilmek için, ilham almadığım veya motive olmadığım zamanları kabul etmem gerektiğini ve bu durumun gayet normal olduğunu öğrendim. Aşamaların yaratıcı sürecimizin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Sanki bir bahar temizliği gibi, her şey temizlendiğinde yeni şeyler açığa çıkacak.