Türkiye müzik endüstrisinde şahsi kariyerleriyle de kalıcı yerler edinmiş, farklı disiplinlerde yaptıkları üretimlerle oldukça anlamlı bir kitleyi etraflarında toplamış bir üçlünün çarpıcı, sürprizli, sivri dilli, keskin tonlu bir bileşimi Lalalar. Ali Güçlü Şimşek, Barlas Tan Özemek ve Kaan Düzarat ilhamlarını; saraylardan ve gecekondulardan, ağaçlardan ve betonlardan, kalabalıktan ve yalnızlıktan, içinde yaşadığımız bu tuhaf zamanlardan alıyorlar.

Lalalar’ın sizin için sanatsal ve fikirsel anlamı nedir? Bu toplulukla dinleyiciye neyi yansıtmak, neyi başarmak istiyorsunuz?

Ali Güçlü Şimşek: Bence her insan, ister kaportacı olsun ister mühendis, kendini yaratmalı. Olduğu şeyle, olmak istediğini harmanlayıp her nefesini tutkuyla almalı, seveceği işle uğraşma şansına sahip olmalı. Biz de Lalalar’la en güncel halimizi yaratmanın ve dünya boy aynasında kendimizi görebilmenin peşindeyiz.

Barlas Tan Özemek: İçinde yaşadığımız keşmekeşin kültürel enkazından cebimize attığımız, miras bildiğimiz, geliştirdiğimiz ve içselleştirdiğimiz fikirlerin distopik ve karikatürize bir dışa vurumu Lalalar. Bizi mutlu eden, güldüren, dans ettiren bu fikirlerin dönüştüğü şey günün sonunda Lalalar oldu. Çok kısa zaman içinde aynı etkiyi hem yurt içinde, hem de yurt dışında görmek bize doğru yolda olduğumuzu hep hissettirdi. Bu motivasyon ve inanç bize güzel bir hikaye yazdıracağa benziyor.

Kaan Düzarat: Kan, ter, gözyaşı ve bunlardan alınabilecek hazlar üzerine kurulu Lalalar.

Her birinizin son derece güçlü bağımsız kariyerleri var. Lalalar’ı kendi kariyerlerinizden ayrıştıran şey nedir?

Kaan: Grup müziği yapıyor olmak diyebilirim. Tek tabanca DJ’lik ve müzik üretimi yaparken, bir anda kolektif şekilde nefes alıp vermek, bende başka bir boyut açtı.

Müzikal açıdan yetkin olduğunuz farklı disiplinler bu ortak projenizin üretim sürecine ve düşünsel dünyasına nasıl yansıyor?

Ali: Yemek yapmayı da, yemeyi de seven, 3 şefin bir araya gelip restoran açması gibi bir şey Lalalar. Tabii ki repertuvarımızda türlü numara var ama bizim peşinde olduğumuz şey; öncelikle birbirimizi memnun etmek. Bunu, dünyanın neresinde, hangi masada servis edilirse edilsin, ağızlarda, hatıralarda yer edecek tatlar sunma amacı takip ediyor. Yapabildiğimiz her yemeği yapmaktan ziyade, en iyi hazırladığımız ve diğerleriyle uyumlu olabilecek lezzetleri ortaya koyma, otantik ve modern bir menü yaratma gayretindeyiz.

Kaan: DJ ve metalci buluşması Lalalar.

Barlas: Deneye yanıla, içimize sindire sindire, yetkinliklerimizin müziği sıkıcı yapmasına izin vermeden, yeni ve taze olanı duymaya çalışıyoruz.

Türkiye’deki müzik üretimini nasıl değerlendirirsiniz?

Barlas: Son bir yılı düşününce, memlekette devamlılık içinde müzik üretebilmenin ve bununla kendi çarkını döndürebilmenin pek mümkün olmadığını gördük. Her daim zordu ama son bir yılda neredeyse imkansızlaştı. Bu coğrafyadaki tüm müzik üreticilerine ve emekçilerine sabırlar dilemekten başka bir şey söyleyemeyeceğim sanırım.

Ali: Başkasının özgürlüğüne gölge etmediği sürece, hayatta herkesin her konuda özgür olmasından daha önemli çok az şey olduğunu düşünüyorum. Müzik hava gibi bir şey bence. Herkesin öncelikle kişisel olarak ihtiyaç duyduğu, ama aynı zamanda ortak kullanımında olmak durumunda olan bir şey. Günümüzde bilgisayarların olanakları ve internetle beraber ışık hızına geçen pek çok diğer şey gibi, müzik üretimi de dünya genelinde çılgın bir artışta. Üretimin artması sektör açısından kazanç gibi dursa da, aynı doğal kaynakların tükenme riski gibi, hava kirliliğinin de insanlığın geleceği için faydalı bir şey olduğunu düşünmüyorum

Kaan: Özellikle ülkede alternatif sahnede hep bir kıpırtı, heyecan var. Ana akıma kadar sirayet ediyor bu bazen. Köklü gelenekler, yerel zenginlik zaten gırla. Bunun yanında yeni müzikler, deneysel işler, evrensel sesler de çıkıyor. Türler arası paslaşmalar da oluyor.

Bu dönemde neleri özlediniz?

Ali: Var olduğumu hissetmeyi.

Kaan: Birlikte oturulan sofraları, kadeh tokuşturup kaldırmaları özledim. Sahne, turne, seyahat, kulis ve sonrasında gelişenler var tabii bir de özlediğim.

Barlas: Ters köşe bir şeyler söylemeyi isterdim ama içimden fışkıranlar; turneler, konserler, insanlarla bir arada olmak, müzik, dans, parti, rock’n’roll…

“Yanlış milenyuma denk gelmişiz, a dostlar / Yaşamak çok zor bugün, ölmek fazla kolay” diyorsunuz son şarkınız “Ninja Partisi”nde. Sizce bu milenyumda yaşamı en çok neler zorlaştırıyor?

Ali: Lokal ve global ölçekte taht oyunları, aç gözlülük, bencillik. Biraz önceki milenyuma da benziyor sanki?

Yaşadığınız şehir ve parçası olduğunuz toplum sizi nasıl etkiliyor?

Ali: Baştan aşağı. Bence Lalalar’ı dinlediğinizde günümüz İstanbul’undan pek çok iz bulabilirsiniz. Boğaz manzarası ve egzoz kokusu, saraylar ve gecekondular, ağaçlar ve beton, kalabalık ve yalnızlık, huşu ve kaos…

Barlas: Yaşadığımız şehir ve toplum bize elimizdeki bütün cevheri sağlayan ham madde. Müziğimizde de bu cevap belirgin bir şekilde gözükmekte.

Kaan: Aşk ve nefret ilişkisi biraz. Çelik’in de dediği gibi; “Gitsem gidemem, kalsam kalamam”.

Bunca sıkıntının olduğu bu çağda siz umudu, yaşama sevincini, mutluluğu nerede buluyorsunuz?

Barlas: Pandemi başlamadan önce plana, programa dönüşmüş ve somutlaşmaya başlayan hayallerimiz yaklaşık bir senedir askıda. Gidişata bakarsak bu yaz da hayal olarak kalmaya devam edecekler. Oturduk aşı bekliyoruz.

Kaan: Kendi çemberimde mutlu ya da mutsuz olma çabası benimki. Çok makro bakınca zorlaşıyor çünkü. Tutkularda, minicik anların tadını alabilmekte, şikayet etmemekte ve tabi ki ailemde ve kızımda buluyorum mutluluğu.

Ali: Her seferinde işleri kolaylaştırdığını söyleyemem ama cevapları çoğu zaman kendimde ararım. Pandemi ve beraberinde maruz kaldığımız yeni düzenin hepimizin yaşam döngüsünde kapanmaz yaralar açtığını su götürmez. Bunun beraberinde, kendimi bir kenara koyup insanlık tarihine kabaca bir baktığımda, onca buzul çağı, savaş, salgın ve felaketin yanında bu yaşadıklarımızın, duvarda yeni bir çentikten daha fazlası olmadığını düşünmek içimdeki huzursuzluğu hafifletiyor.

Sizi müziğinizin geleceğine dair neler heyecanlandırıyor?

Ali: Bu soru çocukluk hayallerime dönüş gibi. Müzik yapmak ve dünyayı gezmek heyecanlandırıyor beni.

Barlas: Gelecek bir kenara, Lalalar’la geçirdiğim her an beni heyecanlandırıyor açıkçası. İnsanın grubu gibisi yok. Ama gelecekte bir Grammy’ye de hayır demem.

Kaan: O kadar rahat ki içim bu konuda. Ne yapmak istemediğimizi bilerek, tabi ki sürprizlere de açık, yolumuzda yürüyoruz. Hem tadını çıkarıyoruz, hem de yıllar sonra bakıldığında derdi olan, derdini anlatan, zamansız işler bırakmaya çalışıyoruz.

Solo kariyerlerinizde neler planlıyorsunuz?

Barlas: Benim sepetimde yeni şarkılar birikiyor. Hatta bir tanesini kaydettim ve çıkmaya hazır hale getirdim. Bir acelem yok. Biraz daha pişsinler bakalım.

Kaan: Remikslere ve solo prodüksiyonlara devam. İlhan Erşahin’e bir remiksim yolda. DJ’lik, sahne durduğu için mecburen durmuş durumda. Fakat yaza biraz kıpırdama olur sanıyorum. Sadece DJ’lik değil tabi, performans veren, bu mekanlarda çalışan, zincirin halkası bir sürü insan büyük yara aldı. Umarım bu konuda yetkililer kemiğe dayanan, hatta saplanan bıçağı görürler artık.

Yaza dair nasıl hayalleriniz var?

Ali: Tatil ve aylaklık var. Deniz, güneş, kum, dağ, tepe ne ala ama, asıl hayalim koca bir kafa tatili. Bütün seneyi unutturacak cinsten bir kafa tatili…

Kaan: Yazın ne güzel açık hava festivalleri, partiler, gün batımı içkileri olurdu… Gidip çalardık bir dönem. Ah! Bu yaz artık gökyüzünü ve yıldızları görebilecek miyiz?

Photography by PELİN KAÇAR
Styled by ARAS KILIÇ