İstanbul Sinema Müzesi’nde açılan Stanley Kubrick sergisi o kadar kapsamlı bir sergi ki, gezerken ilk aklınıza gelen sorunun “Bu eserlerin hepsi orijinal mi” olması tuhaf değil. İki kat olarak konumlanan serginin alt katında adeta The Shining (1980) filminde kullanılan labirent maketi gibi bir labirentte geziyor gibi hisseder ve Kubrick’in kariyerinin zaman tüneli şeklindeki akışına şahit olurken; üst katta da bizi bir “2001: A Space Odyssey” (1968) deneyimi bekliyor.

Stanley Kubrick; ünü sinemaseverleri de aşmış, saygınlığı ve reputasyonu ise ününden geri kalmayan bir “auteur.” Kendisi uzun yıllar filmlerinin hem kameramanı, hem yönetmeni hem yapımcısı olmuş. Tüm filmleri edebiyat uyarlamaları, filmlerinin bütçesini de elbette kendisi yapmış, %100 inanmadığı hiçbir işe girmemiş. Yönetmen olmadan önce fotoğrafçıymış ve sergide de bulunan fotoğraflarından da anlaşıldığı üzere fotoğrafçı olarak da çok iyi bir iş çıkarmış. Sinema Okulu’nu ona hizmet etmediği için bırakmış ve deyim yerindeyse kendi sinemasını yaratmış.

Zannediyoruz bu serginin bizde ve çoğu ziyaretçide uyandırdığı en temel duygu; her şeyin ama her şeyin nicelik olduğu, niteliğin hızla geri planda kaldığı bu dünyadan bu kadar titiz ve niteliği her şeyin önüne koyan bir yönetmenin geçmiş olmasının uyandırdığı saygı…

Kubrick; bugün yaşasaydı aynı idealizmi gösterir miydi ya da gösterdiği idealizm karşılığını bulur muydu bilemiyoruz ama her filminde bambaşka temaları derinlemesine işleyen bu yönetmenin dünyaya ender gelen yeteneklerden olduğunu biliyoruz. Atlas Pasajı’nın içinde yer alan İstanbul Sinema Müzesi’ndeki sergide de; Kubrick’in el yazısı ile kaleme aldığı mektuplar, senaryo taslakları, orijinal kamera ve lensler, filmlerinde kullanılan orijinal kostümler ve klaketler gibi pek çok malzeme yer alıyor. Her birini incelerken; Kubrick’in yaşamını ve sinemasını nasıl şekillendirdiğine dair ipuçları bulmak ve ölene dek durmadan üreten bir sinema dehası olarak kendisine saygı duymamak mümkün değil.

Binanın üç ve dördüncü katlarına yayılan sergide; Stanley Kubrick’in üçüncü katta ilk filmi ile başlayan filmogrofisi; son filmi Eyes Wide Shut’a (1999) kadar uzanıyor. Eyes Wide Shut çekimleri için taşındığı İngiltere’den tekrar Amerika’ya dönen, genelde filmlerinde yer almazken bu filmde bir sahnede görünen Kubrick’in adeta son filmi olacağını biliyormuş gibi bir hisse kapıldığını düşünmeden edemiyorsunuz. Dördüncü kattaki 2001: A Space Odyssey alanında ise filmin dünyasını olduğu gibi yansıtan objeler sizi tekrar filmi zihinlerinizde canlandırmaya itiyor. 1968 yılında geliştirdiği 2001 yılı öngörüsüne bir kez daha şapka çıkararak sergiyi tamamlıyorsunuz.

Sergiden öğrendiğimiz ilginç bazı detayları aşağıdaki gibi özetlemek mümkün:

  • Kubrick; Stephen King’in romanı The Shining’i sinemaya uyarlayınca, filmi beğenmeyen King; başka bir yönetmenle filmi tekrar yapmayı denese de Kubrick’in The Shining’ini geri planda bırakamadı.
  • A Clockwork Orange (1971) filminde şiddeti estetize ettiği ve şiddete güzelleme yaptığı için eleştirildi.
  • The Shining’de yer alan Shelley Duvall; filmden sonra uzun bir psikolojik tedavi görüyor. Kubrick; filmin işlemesi için sette kendisine çok kötü davranıyor ve filmdeki ikonik beyzbol sopası sahnesi 127 kez çekiliyor!
  • Kubrick’in yapmak istediği ama yapamadığı film projeleri de bu sergide yer alırken; Savaş Zamanı Yalanları projesini Schindler’in Listesi ortaya çıkınca rafa kaldırması da iki yönetmen arasındaki tatlı rekabete dair dikkat çeken bir detay.
  • Alman Film Müzesi’nde getirilen sergi daha önce 20 ülkede 1.7 milyon ziyaretçiyle buluşmuş.
  • Eyes Wide Shut filminin afişlerini kızı Katharina Kubrick yapmış.

İstanbul Sinema Müzesi’nde açılan ve 1 Mart’a kadar devam edecek Kubrick sergisi çok tatmin edici bir içerik ve görsel dünya sunuyor. Sergi; beyaz yakalıları da düşünerek akşam 20.00’ye kadar gezilebilecek şekilde tasarlanmış. Yolunuzu mutlaka düşürün…