İmaj odaklı sosyal medya platformlarında kimlik geliştirmek ve ifade biçimini güçlendirmek Avida Bystörm’ün yeni jenerasyona öncülük ettiği konulardan. Internet kültürünü işlerinin merkezine alarak teknoloji ile birlikte gelen commercial estetiğin feminizm ekseninde sunulduğu işleri ile Avrida, feminist sanatın medyumunu yeniden yazıyor. 

Avida Bystörm Stockholm doğumlu, hyper- feminine olarak adlandırılabilecek estetiği ile bilinen ve dönemimizde sanatını dijital dünyanın eksenine oturtmayı başaran bir yetenek. Fotoğrafçı, model, visual artist ve performans sanatçısı olarak kitlelere ulaşan Avida, kompleks olarak tanımlanabilecek konseptlerini internet çağında doğru kanallarla verebiliyor. “Sadece feminist sanat yapamazsınız, çünkü feminizim bir spektrum: değişiyor ve bağlamına göre şekilleniyor.” diyen Arvida işlerinde cinsellik, beden algısı, cinsiyet politikaları ve feminenlik konularına alan açarak feminizmi limitlemek yerine ona yeni bir ifade şekli getiriyor.

Küçük yaşlarında internet kültüründen etkilenen Arvida, fotoğraf çekmeye 11 yaşında başlamış. Kendi iç dünyasını görsel dünyaya yarattığı imajlar ile taşıyan Arvida, ilk komisyonlu işini 16 yaşındayken VICE’ a çalışmış. Gelişen teknolojileri sanatına ve yarattığı görsel evrene dahil etmekte ileri görüşlü davranırken öncelikli olarak sosyal medya platformlarında paylaştığı işlerini zamanla genç jenerasyonun kimlik arayışına ses olacak şekilde geliştirmiş. 

Medyumların oluşturduğu sınırları zorlayarak iletmek istediği mesajı dijital dünyanın sunduğu araçları zekice yöneterek ileten Arvida’nın eserleri ve performansları dünya çapında gösterilmiş ve bir sanatçı olarak ona Gucci, Adidas ve Polaroid gibi markalar ile iş birliği yapma fırsatı sunmuş.

Internet

Kariyerinde ve sanatında dijital dünyanın sunduğu olanakları değerlendiren Arvida için Internet aynı zamanda benzer düşüncelere sahip işler yapan insanlarla tanışmak için birebir.

Internet üzerinden iş ve komisyon almanın da çağımızda önemini vurgularken, bir sanatçı için yaratımlarının görülmemesi ya da konuşulmamasının dünyanın senden bihaber olduğunu gösterdiğini düşünüyor. Sosyal platformları sadece beğenilerden öte kendini ifade edebileceğin ve kendini ifade eden başka insanlarla tanışarak ilham bulabileceğin bir yer olarak gören Arvida, Internet’in gelişme hızına yetişirken bu süreçte eğlenmenin önemini de vurguluyor. 

Pics Or It Didn’t Happen

Arvida’nın 2017 yılındaki sergisi Pics Or It Didn’t Happen, Instagram’ın kadın bedeni üzerine olan sansürünü konu alıyor. Bu tarz mecraların tükettiğimiz içeriklerde bu denli söz sahibi olması ve bu inisiyatifi özellikle kadın bedeni üzerinde kullanmasına değiniyor. Günümüzde sanatı da en basit haliyle sosyal platformlardan takip edebiliyoruz ve bu platformların limitlerini belirlediği içerikler, günlük hayatımızda etkileşim halinde olduğumuz sanatsal içerikleri de sınırlıyor. Sansür ve bu sansürü denetleyen algoritmalara yönelik bir eleştiride bulunan bu sergi, sanatçı- eser- izleyici arasındaki dengelerde şirketlerin söz sahibi olmasına yönelik bir eksende konumlanıyor.

Inflated Fiction

Stockholm Fotografiska’da 2019 yılında sergilenen Inflated Ficton sergisi, gerçeklik ve kimlik algımızın nasıl teknoloji ile şekillendiğine değiniyor. Bu konuya iki esktrem uçtan yaklaşan Arvida, kendi bedeninden kaçamayan bir insan ile bedeni olmayan bir kadın, yani Iphone uygulaması olan Siri’yi konu alıyor. Kadın bedenlerinin objeleştirilmesi ile teknoloji şirketlerinin bir kadın figürünü tamamiyle bir beden algısından uzakta teknolojik bir araç olarak konumlandırılması üzerine yarattığı sergide, Arvida aynı zamanda kendisini bir medyum olarak kullanarak cildine 30 NFC çip yerleştiriyor ve bunu teknolojik dominasyona karşı bir kabullenme olarak sunuyor. Yeni buluşların daima yaratıcılıkla birleşerek sanatçının kendini ifade etme şeklini güncellemesine değinmek, içinde bulunduğumuz dünyayı kabullenmemize olanak sağlıyor.

Artifical Scarcity

Arvida’nin 2021 yılındaki sergisi Artifical Scarcity, üç farklı objeyi alarak bu sembollerin aralarındaki zaman farkına rağmen nasıl kendi ekonomik çemberlerinde etkili olduğuna değiniyor. Bir şey ne kadar nadirse o kadar değerlidir mantığını işleyerek aslında sanat eserlerine biçilen fiyat ve değerlerin onları nasıl algıladığımızı etkilediğini konu alan işi ile Arvida; lale, Beanie Babies ve NFT objeleri ile değer algımızın ekonomiyle örüldüğü dünyamızı yansıtıyor. 

A Doll’s House

Son sergisi A Doll’s House’da AI bir seks oyuncağı ile fotoğraf ve performansı birleştiren Arvida, performansında Harmony adlı oyuncak ile seyircilerin sorularını canlandırdığı bir deneyim yaşatıyor. Cinselliğin geleceğine yönelik bu sergi insan olarak varoluşumuza yönelik kehanetlerde bulunan bir ton yaratıyor. Teknoloji ile örülen kadınlığın işlerinde sürekli geri döndüğü bir konu olduğunu söyleyen Arvida, aslında yarı-cyborg olduğumuzu da söylüyor. Teknoloji ile bu kadar iç içe hayatlar sürdürüyoruz ve elimizden ayrılmayan telefonlar ise bedenimizin bir parçası olarak algılanabilir diyen Arvida, A Doll’s House ile bu etkileşim sonucu evrimleştiğimiz noktanın cinselliğin geleceğine yansımasını konu alıyor. Fotoğraflarında Michalengelo’nun Pieta’sını Harmony ile canlandırırken, teknolojik evrime şairane bir noktadan da yaklaşıyor.