Moda ve sürdürülebilirlik kelimelerini yan yana gördüğümüz cümleler artarken aksiyonların önemi daha da öne çıkıyor. Kendi gardırobunu modanın tüketime dönük yüzünden sıyırıp; bilinçli, doğayla barışık ve uzun ömürlü adımlar atan üç özgün ruh ile stil sahibi olmanın hayata olan bakış açınızın ta kendisi olduğunu anlatan bir yolculuğa çıkıyoruz, bize katılın!

İnsan ve doğa arasına çektiğimiz sınır toplum ve hayatlarımız modernleştikçe genişlemeye ve açılmaya başladı. Zaman geçtikçe hem bizim hem de yarattığımız her şeyin, nihayetinde, yine doğanın bir parçası olacağı düşüncesinden koptuk.

Modernleşme sürecinin hızı üretim yollarımızı hemen arkasından girdiğimiz post çağı ise tüketim alışkanlıklarımızı büyük ölçüde etkiledi. Artık hem hızlı hem de çok üretebiliyorduk; tüketim bir çeşit terapi, alışveriş merkezleri ise yeni tapınaklarımız haline gelmişti.

Birbirini besleyen bu korunaksız üretim ve tüketim döngüsünde ise iklim krizi beraberinde doğaya verdiğimiz zarara dair farkındalığımızın genişlemesiyle hayatlarımıza yeni bir kavram girdi: sürdürülebilirlik. Geri dönüştürülebilir, uzun süre kullanılabilir ve üretiminde doğaya zarar verecek atık çıktılarına sebep olmayan ürünleri tanımlayan bu kelime artık moda sektörü başta olmak üzere pek çok sektörün temel üretim kurallarından biri haline gelmeye başladı.

Modayla kurduğumuz ilişkinin birebirliği, özelliği ve kendimizi ifade etmemiz için önemi göz önünde bulundurulduğunda, ilk bakışta tüketiminizi azaltma fikri göz korkutucu olabilir. Fakat aslında bu yeni mottoda üretilmiş kıyafetlerle kendinizi her anınızda ifade edebilmek için milyonlarca parçaya ihtiyacınız yok. Hem doğaya hem de kendinize “iyi gelecek” ürünlerle çok daha uzun süre vakit geçirip modayla kurduğunuz kişisel bağı kaybetmeden çok daha sürdürülebilir bir dolaba sahip olabilirsiniz. Bu yolda size ilham olması için Eda Gürkaynak, Cenk Demirgüç ve Damlasu İkizoğlu ile moda, tüketim ve sürdürülebilirlik üzerine konuştuk.

EDA GÜRKAYNAK

Bilinçli moda vizyonunu eklektik stili, özgün ruhu ve vintage tutkusu ile birleştiren Eda; sürdürülebilir modanın yeni nesil temsilcilerinden. Onun için modanın sürdürülebilir olması doğaya ve insana saygıyı ifade ediyor.

Tekstil sektörü yüksek enerji tüketimi, çevre kirliliği ve yoğun atık oluşumu sebebiyle havacılıktan sonra dünyayı en çok kirleten ikinci sektör. Karbon emisyonlarının yüzde 10’una sahip. Özellikle son dönemlerde gözle görülür, hissedilebilir şekilde doğamıza ne kadar zarar verdiğimizi hissettiğimiz bu dönemde fast fashion ürünler kullanmak bizi bir felakete sürüklüyor. Bu konuda siyah veya beyaz olmaya gerek yok, bence gri alanlar da keşfetmeye değer.

Eda Gürkaynak

Moda ile bireysel ilişkini nasıl tanımlarsın?

Eda Gürkaynak: Modayla bireysel ilişkim çok spontane. Gözüne kestiren, planlı alışveriş yapan bir insan değilim. Söylemesi ilginç ama genel olarak ben kıyafet aramıyorum, kıyafetler beni buluyor. Hiç beklemediğim bir anda önemli bir okazyona giyineceğim bir parça karşıma çıkabiliyor. Trendleri de takip ettiğimi söyleyemem. Hissettiğim ve canımın istediği gibi giyiniyorum ve nasıl gözüktüğünden korkmuyorum. Eklektik bir moda anlayışım var, farklı stilleri denemeyi seviyorum. Özellikle de vintage ve ikinci el ürünler beni çok heyecanlandırıyor. Yaşanmışlığı olan özgün parçalar bana orijinal bir his veriyor.

“Buy better wear longer” (Daha iyisini al, uzun süre giy) yaklaşımını sen kendi stiline ve gardrobuna ne oranda entegre edebildin?

Eda Gürkaynak: Bu konuda en iyi örnek Annem. Yıllar içinde oluşturduğu gardırobu o kadar kaliteli ki, ben bugün hala onun 20 sene önce aldığı ürünlerini giyinebiliyorum. Onun ayak izlerinden gidiyorum. Genel olarak kaliteli ve zamansız parçalar satın almaya çalışıyorum. Bunun dışında el işçiliğine önem veren, sanat sayılabilecek parçaları veya lokal markaların ürünlerini dolabıma katmayı seviyorum. Bütçem kaliteli dünya markalarına yetmediği zamanlarda onların ikinci elini satın alıyorum. Çünkü bu ürünlerin ömrü birden çok kişiye yetecek kadar uzun. Kariyerimde de buna odaklanmaya karar verdim. Annemin yıllar önce kurmuş olduğu ikinci el lüks eşyalar satan OriginalSeconds’ı devralıyorum ve onu büyütüyorum.

Moda sektörünün tüketim alışkanlıkları ile olan ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

Eda Gürkaynak: Teknolojinin geliştiği, isteklerimize çok daha hızlı ulaşabildiğimiz bir dönemde, hızlı tüketim her sektörde bir alışkanlık haline geldi. Bu nedenle daha kalitesiz, hızlı üretilebilen, trendlere ayak uydurabilen fast fashion pazarı çok büyüdü. Bu durum benim zamansız, yıllar boyunca ikonik kalmış markalara olan saygımı arttırdı. Bence moda sektörü insanların tüketim alışkanlıklarına cevap vermek yerine, onları yönetebilecek ve iyiye yöneltebilecek güce sahip. Bu noktada büyük markalara önemli bir rol düşüyor.

Gardırobunla kurduğun ilişkiyi bize nasıl anlatırsın?

Eda Gürkaynak: İstatistiklere göre insanlar ortalama gardıroplarının yalnızca yüzde 20sini giyiniyormuş. Benim için bu oran yüzde 80’e yakındır. Bunu birkaç şeye bağlıyorum. Eklektik bir moda anlayışım var, kıyafetlerle oynamayı farklı kombinler yapmayı çok seviyorum. Zamansız ve kaliteli parçalar satın almaya çalışıyorum ve böylece onları uzun süre kullanabiliyorum. Gardırobumun hızlı bir sirkülasyonu var, kullanmadığım parçaları ikinci el satarak ekonomiye geri katmayı çok seviyorum. Buradan elde ettiğim gelir ile genellikle ikinci el başka parçalar alıyorum.

Giyinmek senin için neyi ifade ediyor?

Eda Gürkaynak: Kendimi ifade edebildiğim, ilk izlenimi oluşturduğum kreatif, eğlendiğim, özgür bir alan.

Gardrobunda vazgeçilmez parçaların?

Eda Gürkaynak: Levi’s 501 jean pantolonlarım, vintage ve second hand parçalarım, Nike Cortez ayakkabılarım.

Sürdürülebilir moda senin için neyi ifade ediyor?

Eda Gürkaynak: Doğaya ve insana saygıyı ifade ediyor. Tekstil sektörü yüksek enerji tüketimi, çevre kirliliği ve yoğun atık oluşumu sebebiyle havacılıktan sonra dünyayı en çok kirleten ikinci sektör. Karbon emisyonlarının yüzde 10’una sahip. Özellikle son dönemlerde gözle görülür, hissedilebilir şekilde doğamıza ne kadar zarar verdiğimizi hissettiğimiz bu dönemde fast fashion ürünler kullanmak bizi bir felakete sürüklüyor. Bu konuda siyah veya beyaz olmaya gerek yok, bence gri alanlar da keşfetmeye değer. Tüketim alışkanlıklarımı gözden geçirdiğim son dönemlerde, ben de modanın sürdürülebilir bir alanına odaklanıp yeni nesil, ikinci el lüks eşyalar satan bir eticaret üzerine çalışıyorum.

Sürdürülebilir moda, benim için aynı zamanda tedarik zincirinde bütün çalışanlara saygı duymak demek. Çocuk işçi çalıştırmamak, adil bir maaşla, çalışma saatleriyle ve sağlık koşullarıyla, eşit bir çalışma ortamı sağlamak… Çünkü bir şirket ancak mutlu çalışanlarla sürdürülebilir.

CENK DEMİRGÜÇ

Modayı bireysel duruşu ve kişiliği ile bütünleşik bir yerde gören Cenk, kendisini doğayla uyumlayan kıyafetlerin içerisinde daha mutlu. Cenk, içerisinde olduğumuz tüketim halinin sıkıcılığından kendimizi sıyırdığımız daha bilinçli ve doğayı önemseyen adımlar attığımız bir dünya düşü içerisinde hareket ediyor.

İnanılmaz bir tüketim içerisindeyiz ve bu artık rahatsız edici düzeyde, kendime baktığım zaman artık eskisi kadar tüketici olmadığımı görüyorum.

Cenk Demirgüç

Moda ile bireysel ilişkini nasıl tanımlarsın?

Cenk Demirgüç: Yıllardır nasıl rahatsam öyle giyiniyorum marka merakım yoktur; bana ne yakışıyorsa benim için moda odur.

“Buy better wear longer” (Daha iyisini al, uzun süre giy) yaklaşımını sen kendi stiline ve gardırobuna ne oranda entegre edebildin?

Cenk Demirgüç: İnsan zamanla değişiyor, zevkleri de ona göre değişiyor. Gardırobumda benimle birlikte bu yolculuğa çıkabilecek zamansız parçalar olması önemsiyorum.

Moda sektörünün tüketim alışkanlıkları ile olan ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

Cenk Demirgüç: İnanılmaz bir tüketim içerisindeyiz ve bu artık rahatsız edici düzeyde, kendime baktığım zaman artık eskisi kadar tüketici olmadığımı görüyorum. Gittiğim yerler sınırlandı, yaşam alanım daraldı. İhtiyacın kadar kullanma taraftarıyım tabi ki moda denen şey hem kendin için hem de sosyal çevre için üzerine geçirdiğin bir kılıf, kendini ifade etme biçimin.

Gardrobunla kurduğun ilişkiyi bize nasıl anlatırsın?

Cenk Demirgüç: Gardırobum yalın ve birbirine eşlik edebilecek parçalardan oluşuyor, gardıroptan bir seçim yaparken çok fazla vakit harcadığımı söyleyemem.

Giyinmek senin için ne ifade ediyor?

Cenk Demirgüç: Kendini ifade etme biçimi, o an ki modun ne ise onu yansıtan aynan.

Gardrobunda vazgeçilmez parçaların neler?

Cenk Demirgüç: Geniş yakali uzun t-shirtlerim ve jogger pantolonlarım.

Sürdürebilir moda senin için ne ifade ediyor?

Cenk Demirgüç: Var olanın kendi içerisinde yenilenip devam etmesi.

DAMLASU İKİZOĞLU

Modayla arasındaki ilişkiyi “duygular” odağına alan Damla Su, değişen ve sürekli kendini yenileyen moda evreninde küçük ama kararlı adımlar atmayı tercih edenlerden. Tüketimde yavaşlayıp daha kaliteli ve uzun ömürlü ürünleri seçtiği bir hikayesi var gardırobuyla.

Modayı doğayla bir bütün halinde düşünmeyi başardığımız noktada daha temiz bir çevre ve sürdürülebilir bir yaşam imkanımız olacak. Burada da tüm iş bize düşüyor, kendimize. Biz değişirsek, alışkanlıklarımız değişirse, dünya değişir.

Damlasu İkizoğlu

Moda ile bireysel ilişkini nasıl tanımlarsın?

Damlasu İkizoğlu: Modayla ilişkim aslında bir hissiyat ilişkisi. Kendimi keşfetmekle ilgili bir moda anlayışım var. Genelde bana iyi hissettiren tarzların dışına pek çıkmasam da bazen deneyimlemek istiyorum ve bunu yaptığımda bambaşka bir ben yaratma imkanı buluyorum. Bu ‘yeni ben’ beni bir süre mutlu hissettiriyor. Ardından değişen ve sürekli kendini yenileyen moda evreninin içinde ben de tarzımı küçük küçük yeniliyorum. Sonra dönüp tekrar bende iz bırakan ama artık o dönem trend olmayan bir kıyafeti giydiğimde kendimi yeniden yeni hissettiğim de oluyor. Güncel moda veya değil, nasıl hissettiğime göre bir ilişki tamamen.

“Buy better wear longer” (Daha iyisini al, uzun süre giy) yaklaşımını sen kendi stiline ve gardırobuna ne oranda entegre edebildin?

Damlasu İkizoğlu: Ben hep bunu yaptım ve bunu tavsiye ederim. Dolabımdaki çoğu parçayı da böyle seçtim. Çok fazla parça yerine iyi ve uzun kullanımı tercih ediyorum. Üzerime denediğim iyi bir jean’i ‘dur bak eskidikçe daha da iyi görünecek’ diyerek aldığım da çok oldu. Şimdi dolabımda yıllardır bayılarak giydiğim birçok kıyafetim var ve harika görünüyorlar. 

Moda sektörünün tüketim alışkanlıkları ile olan ilişkisi hakkında ne düşünüyorsun?

Damlasu İkizoğlu: Moda her zaman bir değişim içinde, bunu biliyoruz zaten ama teknolojinin gelişimi ile bu değişim daha da hızlandı ve neredeyse kullan at seviyesine geldi. Bu durum da insanları daha fazla tüketmeye itti. Her gün henüz kullanılabilir durumda olan ürünleri bile yenileri ile değiştirir durumdayız. Bence tüketimde biraz yavaşlayıp daha kaliteli ve uzun ömürlü ürünleri seçmemiz hem ekonomik olarak hem de doğa ve geleceğimiz için iyileştirici bir adım atmamızı sağlayacaktır.

Gardrobunla kurduğun ilişkiyi bize nasıl anlatırsın?

Damlasu İkizoğlu: Gardırobum tam olarak beni yansıtıyor. Çoğu birbiriyle uyum içinde, stilime uygun parçalar olduğu için kombin yaratmak çok kolay oluyor. Alışveriş yaparken de hep gardırobumu düşünüyorum. Ne ile ne iyi olur diyerek az ve öz seçimler yapıyorum. Kendime has bir stilim var, bazen bir jean ve ucundan bağlayarak kullandığım bir tişört kurtarıcı ve beklenmedik şekilde şık oluyor, bazen de dolabın içinde o sade elbiseyi görüyorum ve o gün sadelikten yana olmasam da bir iki parçayla onu bambaşka bir görünüme ulaştırıyorum. Gardırobumu açtığımda kararsızlık içinde olmayışım beni mutlu ediyor. İçinden ne alsam, o gün neyi giysem yine beni anlatıyor.

Giyinmek senin için neyi ifade ediyor?

Damlasu İkizoğlu: Dönem filminde bir karakter canlandırdığınızı düşünün. O kıyafeti giydiğinizde kendinizi o döneme ait hissetmeye başlarsınız. Gündelik hayatımda da giydiğim kıyafet böyle hissettiriyor. Benim o günkü ruh halimi, gideceğim ortamdaki rahatlığımı, özgüvenimi, bakış açımı kısacası psikolojimi yönlerdiren önemli bir detay.

Garırobunda vazgeçilmez parçaların?

Damlasu İkizoğlu: Gardırobumdaki oversize gömleklerden ve retro elbiselerden vazgeçemem sanırım. Üstüme bir t-shirt geçirip jean’le tamamlamayı çok seviyorum o yüzden Levi’s jean şortum da vazgeçilmezim. Kış için de aynısını 501 ve diğer crop jean’larim için söyleyebilirim.

Sürdürülebilir moda senin için neyi ifade ediyor?

Damlasu İkizoğlu: Sürdürülebilirlik çok geniş kapsamlı bir yaşam önerisi. Sürdürülebilir modanın hedefleriyle doğaya, gezegenimize, toprağa olan zararın azaltılması mümkün. Böyle bir farkındalık oluşması oldukça iyileştirici bir adım. Modayı doğayla bir bütün halinde düşünmeyi başardığımız noktada daha temiz bir çevre ve sürdürülebilir bir yaşam imkanımız olacak. Burada da tüm iş bize düşüyor, kendimize. Biz değişirsek, alışkanlıklarımız değişirse, dünya değişir. Tabiatın bize rağmen her zaman bizim yanımızda olması, bizim de ona artık daha naif ve özenli davranmamamız gerektiği anlamına geliyor.

EIC DUYGU BENGİ
Filmed by HAMİ ÖZKAN
Photographed by ZEYNEP ÖZKANCA
Styled by ECE ÖZEL
Hair by MEHMET BAYRAKDAR
MUA AHU AYDEMİR, KLAN
Set Design GÖZDE ULUSOY
Web Editor NAZ BAŞARAN
Production BI CREATIVE
Head of Production BERİL ODABAŞI, ATAKAN KATLANÇ
Production Asst. HİLAL AÇIKGÖZ