Melike Şahin son albümü “Merhem”i bir iyileşme hâlini araştırmak olarak tanımlıyor. Bu iyileşme hâli dinleyiciler kadar Melike’yi de kapsıyor ve albümün merhemi ona da bulaşıyor. Ardından şifa etkisi albümde yer alan “Uykumun Boynunu Bükme” şarkısıyla Spotify’ın kadın sanatçılara yer verdiği uluslararası listesi EQUAL Hub’a da sıçrayarak dünyaya yayılıyor. “Bir sahil kasabasında tatlı tatlı bir kadını dinliyoruz, acıklı bir hikâyeden bahsediyor ama hiç de vurulmuş kırılmış gibi değil, çok kendinde, vakur…” Melike Şahin bu sözleri son albümünü ve bu albümü tanımlarken kullandığı “Akdeniz arabesk” ifadesini anlatırken söylüyor. Kendisiyle son albümü “Merhem”in filizlenmesi ve oluşum süreci, bir kadın müzisyen olarak üretmek, Spotify Equal Hub listesinde yer alması ve aldığı geri dönüşler, sahnede olmaya dair özledikleri ve gelecek projeleri üzerine konuştuk.

İlk solo albümünüz “Merhem” geçtiğimiz aylarda dinleyiciyle buluştu. Sanırım albüm pandemi döneminde filizlendi. Sizin için nasıl bir süreçti?

Aslında eski defterleri kurcaladığımda görüyorum ki albüm üzerine çalışmaya başlayalı bir seneyi geçmiş. Kendi şarkılarımı yazdığım, söylediğim bir albüm yapmak çok uzun zamandır hayalimdi. Albümde beş yıl önce yazdığım şarkı da var yeni şarkılar da. Ancak çok yoğun bir turne takvimiyle konserler verdiğim için albüme ayıracak bir motivasyonum ve enerjim kalmamıştı. Pandemi ve eve kapanma süreci üzerimdeki ölü toprağını atmama ve bu albümü yapmama bir nevi vesile oldu. Sekiz aylık bir süreçte tüm hazırlıkları tamamladık. Bu kadar kısa bir dönemde albümün ortaya çıkması bir başarı, hele de böyle bir dönemde… Yaşarken insan fark etmiyor ama böyle bir zamanda bu işe kalkıştığım için beş on yıl sonra geri dönüp baktığımda “deli miymişim” diye düşünebilirim. 

Bu sıra hepimizin iyileşmeye, iyi gelmeye, merheme, merhem olmaya çok ihtiyacımız var. Dinleyicilere iyi geldiği kuşkusuz peki size nasıl etkileri oldu bu albümün?

Tabii ki çok iyi geldi ve kesinlikle merhem oldu. Öncelikle insan bir hayali gerçekleştirdiği için tatmin olmuş hissediyor. Dilerdim ki albümümü konserlerde çalabileyim, insanların tepkilerini görebileyim. Bunu göremediğim için şu anda sadece sosyal medyadaki yorumları takip ederek tepkileri gözlemleyebiliyorum. İnsanlara iyi geldiğini hissediyorum ve bu hoşuma gidiyor. Diğer taraftan da albümdeki 10 şarkıdan, Mabel Matiz ile yazdığım bir tanesi hariç, hepsini kendim yazdığım için bu yoğun yazı kazı sürecininin ilginçliğini deneyimledim. Bütün eski defterlerin tekrar tekrar açılıp kapandığı, insanı zaman zaman zora da sokan, kapanmış yarayı tekrar açıp bakma gerekliliği hissettiren enteresan bir süreçmiş. Daha önce hiç albüm yapmadığım için bu kadar zor olacağını bilmiyordum. Hafif boynumu büktüğüm anlar oldu ama o anların hepsinde düşündüğüm “bu albümde boynu bükük bir kadın görmek istemiyorum”du. Albümü beraber bir iyileşme hâlini araştırmak olarak tanımlıyorum. Çözümü çok uzaklarda değil de yakınlarda bulabilmek üzerine fikir verebilir belki diye düşünerek yaptım “Merhem”i. Dolayısıyla bana da kapanmayan çeşitli defterleri kapatabilmek noktasında iyileştirici bir etkisi oldu. 

“Merhem”i çok sesli diye tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Arabesk, alaturka, pop ve elektronik gibi farklı türlerin birleşimi olmasının yanı sıra Sabi Saltiel, Uri Brauner Kinrot, Emre Malikler, Can Güngör, Elif Dikeç, Dijf Sanders altı farklı müzisyenin dokunuşlarını içeriyor. Günümüzde sanatın birçok dalı gibi müzik de dar kalıplar yerine daha akışkan ve iç içe geçmiş formlara bürünmüş durumda. Siz bu akışkanlık hâliyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda kesinlikle hemfikirim. Albümün sound’unu tasarlarken yola çıktığım ilk yer janrlar olmadı. Daha çok his odaklı ilerledim. Bu şarkıda ne anlatmak istiyorum? Hangi sanatçıyla çalışarak bunu en şeffaf şekilde ortaya koyabilirim? Farklı insanlarla çalışıp, çok sesli ve kolektif bir ortamda üretildi bu albüm. Kürasyonu ben yaptım ama tüm aranjörler kendi hazinesinden değerli bir taş paylaştı benimle ve bu yüzden albüm bittikten sonra baktığımızda ışıl ışıl parlayan bir altın yarattığımızı görüyorum. 

Dediğiniz gibi artık türler birbirinin içine geçmiş durumda. Müziği janrlarla anlatmak bana çok zorlu geliyor. Çok eklektik bir noktadayız. İzleri tür üzerinden takip etmek hem zor hem de bizi bir yere de götürmüyor aslında. O yüzden albümün, şarkılarımın anlattığı his benim en çok önemsediğim. 

Türkiye’de herhangi bir işi bir kadın olarak yapmak zor. Ben bunu Türkiye ya da Ortadoğu ülkeleri ile de sınırlandırmıyorum. Dünyanın herhangi bir yerinde bir erkeğe göre daha çok zorluk yaşadığımız ortada. Bu fark edilmesi ve değiştirilmesi gereken korku dolu bir çember.  – Melike Şahin

Müziğinizi “Akdeniz arabesk” diye tanımlıyorsunuz. Akdeniz kelimesi eklenince “arabesk” bildiğimizden çok farklı bir tanıma evriliyor. Bu tanım ile ifade etmek istediğiniz nedir?

Aslında bu menajerim Ahmetcan Taşdemir’in bir tanımıydı. Bu tanıma sadece albüm üzerinden yaklaşmadık, şartlar elverseydi de konserlerim gerçekleşebilseydi sahnede izleyebileceğiniz bütün deneyimin adıydı “ Akdeniz arabesk”. Sözlerimde bir yerlerde hep bir dokunaklılık, acıklılık var. Arabesk de tür olarak dinleyiciyi alır bu duygulara götürür ve orada, karanlıkta, umutsuzlukta bırakır. Sözlerimi söyleme hâlim ve yorumlama tarzımla alakalı daha esintili, daha ferah bir his verdiğimi düşünüyorum dinleyicilerime. Bir sahil kasabasında tatlı tatlı bir kadını dinliyoruz, acıklı bir hikâyeden bahsediyor ama hiç de vurulmuş kırılmış gibi değil, çok kendinde, vakur… Aslında tüm bu hikâyeye verdiğimiz ad: Akdeniz arabesk.

Dünyada ve özellikle Türkiye’de bir kadın olarak yaşamak yeterince zorken söz konusu müzik dünyası olunca şartların çok daha çetinleştiğini tahmin ediyorum. Siz bir kadın olarak müzik üretme hâlini nasıl tanımlarsınız ve yolun başındaki genç kadın sanatçılara ne söylemek istersiniz?

Türkiye’de herhangi bir işi bir kadın olarak yapmak zor. Ben bunu Türkiye ya da Ortadoğu ülkeleri ile de sınırlandırmıyorum. Dünyanın herhangi bir yerinde bir erkeğe göre daha çok zorluk yaşadığımız ortada. Bu fark edilmesi ve değiştirilmesi gereken korku dolu bir çember. 

Değil iş hayatında günlük hayatta bile sohbetlerde karşılaştığımız “mansplaining” tavrı, söylemlerimizin yetersizmiş gibi tepki görmesi, bunu geçtim gece sokakta yürümenin bile dert olduğu, taksi plakalarını arkadaşlarımıza mesaj atıp güvende hissetmeye çalışmak gibi yüzlerce dert var sayabileceğimiz. Bir kadın – gün içinde zaten bunun gibi yüzlerce şey ile boğuşurken, ilişkilerinde, ailesinde bu tavırdan yeterince muzdaripken işinde de tüm bunlardan soyutlanabilmesi mümkün olmuyor. 

Kendi müziğini üretmek ve paylaşmak isteyen genç dostuma diyebilirim ki yolda çok fazla tökezleyip düşeceksin ama kalkacaksın da. Sürekli insanları bir değil üç kez söyleyerek hayaline inandırman gerekecek, zaman zaman özellikle erkekler tarafından heveslerin kırılacak, sonra o heves ve hayali yeniden yeniden üreteceksin. En sonunda öyle bir yere varıyor ki insan, “hadi birisi çıksın da bana kendimi değersiz hissettirmeyi denesin” diye keyifle bekleme hâli başlıyor.

Çocukluğumuzdan, ergenliğimizden gelen ortak travmatik deneyimlerden sıyrılıp kendimizi önce bir insan, sonra bir sanatçı olarak var etmek ve bütün bunları böyle karanlık bir politik atmosferin içinde yapmak gerçekten deli işi, kolay değil. O yüzden özellikle Türkiye’de müzikle, sanatın herhangi bir dalı ile uğraşan birini tebrik etmek lazım, çok zorlu ve yalnız hissedilen bir yol. İnancı yüksek tutmak, umudu buldukça etrafa yaymak ve dayanışmak bu noktada çok kilit yer tutuyor

Spotify’da kadınların müzik dünyasındaki güçlerini açığa çıkarmak ve desteklemek üzere özel bir alan olarak konumlanan EQUAL Hub’da Türkiye’den yer alan kadın sanatçı siz oldunuz. Öncelikle çok tebrikler. Bu gurur verici gelişme karşısında neler hissettiniz?

Çok keyifli bir süreçti tabii ki. Duyunca çok mutlu oldum. Daha önce Spotify’ın global listelerinde şarkılarım yer almıştı ancak EQUAL tabii ki konuştuğumuz meselelerden ötürü ve de anlamı gereği benim için çok önemli. Türkiye’de en çok dinlenen listeleri açıp bakınca kadın müzisyenlerin albümleriyle pek karşılaşamamak, dünyada kadın ve erkek müzisyen oranı arasındaki fark gibi gerçekler bizi az önce konuştuğumuz konuya götürüyor aslında. O kadar çok bu adımı atmak isteyip de bir şekilde hayalinden uzaklaştırılan kadın var ki, bu müzik sektöründe de erkek dominasyonu sonucunu ortaya çıkarıyor. 

Tüm bu çerçeveden baktığımızda Spotify’ın EQUAL Hub’u çok değerli. Gönül ister ki kadın müzisyen / erkek müzisyen diye ayrılmayalım ama bence bunun için önümüzde çok uzun bir zaman var ve bu uzun zamanda dijital platformların attığı bu adımlar çok kıymetli. Kadın sesi dinlemeyi de çok sevdiğim için EQUAL benim için biçilmiş kaftan. Ülkelerin müziğini kadın sanatçılar üzerinden okumak isteyenler, kadın müzisyenlerin varlığını hatırlatmak ve vurgulamak için çok önemli. Sektörümüz adına çoğalarak devam etmesi gereken bir yaklaşım.

“Uykumun Boynunu Bükme” şarkınız EQUAL Global’in 70 şarkılık listesinde yer alıyor. Bu uluslararası düzeyde tanınırlık için çok güçlü bir adım. Şarkınız listeye dahil olduğundan beri neler yaşadınız, nasıl yorumlar aldınız?

Aslında daha önce Kutiman ile yaptığımız “Sakla Beni”, Boom Pam ile yaptığımız “Beni Yalnız Koma” gibi iş birlikleri sayesinde uluslararası dinleyicilerim artmaya başlamıştı. “Uykumun Boynunu Bükme” de 9/8’lik sound’u sebebiyle yabancı bir dinleyici için ilgi çekici olabilir diye düşünüyorum. Çünkü alışılmış kalıpların fazlasıyla dışında. Sanatçı sayfamı incelediğimde şarkının yeni ülkelere açıldığını görüyorum, bu heyecan verici. Uluslararası radyo kanallarının ve dinleyicilerin paylaşmasıyla da Twitter’da etkileşim ve geri dönüşler oluşuyor. Kariyerimde rota olarak Türkiye dışında da konser, kayıt ve iş birlikleri yapmak istediğim için Global EQUAL’da “Uykumun Boynunu Bükme” ile yer almak benim için çok önemli oldu. 

Fotoğrafınızı EQUAL’ın tanıtımı kapsamında New York’ta billboard’larda görmek inanılmaz heyecan vericiydi. Siz ilk gördüğünüz an neler hissettiniz merak ediyorum.

Sanırım ilk gördüğümde gerçek olduğunu anlayamadım. ☺ Albümün kapak fotoğrafını ve EQUAL’da yer alan görseli çeken sanatçı arkadaşım Civan Özkanoğlu New York’ta yaşıyor, ondan billboard’un fotoğrafını rica ettim. Arkadaşlarım benden bile daha çok sevindi, insanlar benimle gurur duydu, gelen sevgi ve destek mesajları çok hoşuma gitti. EQUAL Türkiye’nin ilk kapak sanatçısı olduğum ve fotoğrafım bu şekilde sergilendiği için çok mutluyum.

Pandemi şartları sebebiyle bir senedir tüm müzisyenler gibi siz de sahnelerden uzak kaldınız. Bu hem psikolojik hem ekonomik anlamda çok zor bir süreç. Siz bu durumla nasıl baş ediyor / etmeye çalışıyorsunuz?

Maddi olarak başa çıkabilmemi ve temel ihtiyaçlarımı giderebilmemi Youtube kanalım sağladı. Bu tamamen denk geldi diyebilirim, şansım yaver gitti. Böyle olmayabilirdi, bunu yaşayamayan bir sürü tanıdığım meslektaşım var. Bilinen bir gerçek var ki büyük plak şirketleriyle çalıştığınız zaman zaten ürününüzü çoktan onlara teslim etmiş oluyorsunuz oradan bir geri dönüş olmuyor. Konserler bir müzisyenin ana geçim kaynağı. Şimdi pandemiyle beraber konser de yapamıyorsunuz. Bu şartlarda senelerdir bu işi icra eden bir müzisyen olarak bir destek gelir diye düşünüyorsunuz, o da yok. Büyük bir yalnızlık, çok kalp kırıcı… Müziksiz yaşaması mevzu bahis olmayan bir toplumdan bahsediyoruz, dinleyicilerin de en az bizim kadar özlediğine eminim ancak müzik üretmenin bir iş/meslek olarak sayılması konusunda çok büyük eksiklikler var. Ve bence bütün sistemin kaldırılıp baştan kurulması gerekiyor. Biz müzisyenin sigortalı olması, kriz zamanlarında destek görebilmesi lazım yoksa bu insanları yokluğa terk etmiş oluyorsunuz. Bu dönemi sistemi sorgulamak için bir fırsat olarak görebilir ve dersler çıkartabiliriz. Birtakım olumlu adımlar atılacaktır artık diye düşünüyorum. Bunu görebilmek için daha kaç müzisyenin intihar etmesi gerekiyor? Bu kadar severek ve bunca zorluğa rağmen icra ettiğimiz mesleğimizin iş olarak kabul edilmesi ve desteklenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Umarım bunu birlikte başarabiliriz. 

Bu konuda fazlasıyla duygusalız hepimiz biliyorum ama sormadan edemedim, sahnede olmaya dair en çok özlediğiniz şey nedir?

İnsanların bana bakıyor olması ve alkışlaması. ☺ Çünkü geçtiğimiz bir sene içerisinde sadece bir konserimiz oldu, İş Sanat’taki yeni yıl konseri. Konserimiz var heyecanıyla gittim ancak şartlar gereği, alıştığımızın dışında şarkıları eşliksiz ve alkışsız söyledim. Mesafeli oturan ve bana bakan yüzlere de razıyım tabii ki ancak çözüm bu değil, çözüm bu beladan tamamen kurtulmak. Tıpkı eski günlerdeki gibi yan yana, birlikte şarkılar söylemek. Altı sene Baba Zula ile dört sene de kendim olmak üzere 10 senedir sahnede olan biriyim. Ayda üç dört kez sahneye çıkmak ve alkış almak benim için çok önemli bir mazottu, yokluğunda bu mazotun ne kadar önemli olduğunu fark ettim. 

Siz de pandemi döneminde sosyal medyayı aktif olarak kullananlardandınız. Instagram’dan “Sabah sabah melikko” başlıklı bir seriyle hem sohbetiniz hem de şarkılarla takipçilerinizle buluştunuz. Günümüzde dijitalin gücü, çevrim içi etkinlikler, bunlar odağındaki gerçekleşen teknolojik gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Başka yapacak bir şey olmadığı için bu yolu seçmek zorunda kalıyor insan. Böyle alternatifler de olmasaydı bu dönemi çok daha zor geçirirdik sanırım. Pandemi ile sabahları koltuğumdan şarkı söylediğim küçük çaplı bir seri başlatmış oldum Instagram’da. Ama pandemi öncesi de zaten sosyal medya ile çok ilgiliydim. Akıllı telefona geçtiğimden beri Instagram’da vakit geçirmeyi çok seviyorum, canlı yayın özelliği ilk çıktığında hemen kullanmıştım. Ama mesela TikTok’a hâlâ çok alışamadım. Yeni dünya belli ki bu şekilde devam edecek. Evimin, özellikle karantina döneminde, sosyal medyada görünmeyen bir tek banyosu kalmıştır sanırım. ☺ Bu konuda rahat biriyim, paylaşmayı seviyorum. Kendimi ifade edeceğim yeni bir alan daha oldu. Bu durum daha çok insanın beni tanımasını da sağladı ama tabii ki canlı konserin yerini asla tutmaz.

Sizi yakında nerelerde göreceğiz, gelecek projeleriniz arasında neler yer alıyor?

28 Mayıs’ta Zorlu PSM’de “Merhem”in ilk konserini (çevrim içi) gerçekleştireceğiz. Bu çok heyecan verici benim için. Ve eğer gerekli izinler sağlanırsa, şimdilik söyleyemediğim, bir iki tane daha beni çok mutlu eden konser haberi var. İş birliklerini çok seviyorum, beni zinde tutuyorlar. Bu yaz Levni & Melik duo’mla bir single yayımlamayı düşünüyoruz, Ah Kosmos ile de birkaç çalışmamız var. Albüm çok zorlu ve uzun bir süreç olduğundan ardından karakterim gereği uğraşacak yeni bir şeyler bulmayı, yeni oyun alanları yaratmayı seviyorum. İş birlikleri beni bu noktada aşırı besliyor. Bu dönemde seramiğe biraz daha yönelmeyi planlıyorum. Ve mesafesiz etkinliklerle yeniden dinleyicilerle buluşmak için gün sayıyorum.

Fotoğraflar: Elif Tekneci