Performistanbul tarafından temsil edilen Ekin Bernay, bir Türk dans ve hareket psikoterapisti ve performans sanatçısı. Performans sanatının yükselişte olduğu günümüz çağında kesinlikten uzak yarınlara bir vaat olarak doğan içsel huzurun beyaz bayrağının hepimizin gözleri önünde sallandığı bir imgelemi sahipleniyor. Dansa olan tutkusundan yola çıkarak performans sanatının bucaksız skalasında kendine yer bulan Bernay, sanatın iyileştirici niteliklerini performanslarının odak noktası olarak kullanıyor. 

Marina Abramovic’in popüler yayılımına katkılarının tartışılamaz olduğu canlı performans sanatı, ülkemizde de genç sanatçı Ekin Bernay’ın katkıları ile kendine yer bulmak konusunda önemli adımlar atıyor. 

Sanata olan yaklaşımın her bir saniye yozlaşmaya yüz tuttuğu bir atmosferde yaşantımızı sürdürmek zorunda bırakılmışken canlı sanatın iyileştirici yüzünün kendi göstermesini sağlamanın bir misyon ve bir vizyon olarak Ekin Bernay’ın da parçası olduğu Performistanbul Canlı Sanat Araştırma Alanı gibi organizasyonlar tarafından sahiplenmesi bir nebze de olsa gönlümüzü ferahlatıyor. Ekin Bernay “Çünkü bedenden korkuyoruz. Hareketten korkuyoruz. Çıplaklıktan korkuyoruz. Performans bizi çıplaklaştırıyor, açılmamızı istiyor, bizden aktif bir izleme bekliyor. Ben Türkiye’de çok şanslıyım çünkü Performistanbul ve Simge her zaman yanımda.” diyerek canlı sanata olan çekinceye karşı tutunduğu dayanaktan bizlere bahsediyor.

Türkiye’de canlı sanatın ilk defa değere dönüşebildiğini kanıtlayan “Ne İstiyorsun” performansının canlı sanat başlığı altında Agah Uğur’un koleksiyonun yer bulmuş olmasıyla alakalı Bernay; “Tabii ki bundan öncesinde de performanslar koleksiyonlara giriyordu ancak kendisi değil çıktısı olan fotoğraf ve video aracılığı ile. Dolayısıyla burada altını çizmemiz gereken temel fark, performansın doğasına uygun şekilde, canlı sanatın sürdürülebilirliğinin ispatı olarak tekrar gerçekleştirme hakkının bir koleksiyona girmiş olması. Bugün dansın doğal gücünü, çevresindekileri ve ona en çok ihtiyaç duyanları iyileştirmek için paylaşıyor.” diyerek performans sanatının kendi benliğini kaybetmeme şansına sahip bir şekilde sanatseverlerin beğenisine sunulabilmesine duyduğu heyecanı dillendiriyor.

Performans sanatının öznellik kaygısı taşımadan kalplere hitap edebilmek gibi bir kalitesi olduğu formun formalist şekilde yorumlanabilmesinin güçlüğünden doğan aşikarlıkla kendini gösteriyorken bile sanatçının kendi eseriyle arasında olan kişisel bağı betimlemeye herhangi bir sanat okuma yönteminin yetersiz kaldığı hepimizin takdirinde. Aynı zamanda Bernay’ın performanslarının interaktif doğası gereği sahnede olduğu süre boyunca izleyici ile kurduğu bağ sanatının yalnızca üreten değil maruz kalanlar açısından kişiselleşmesine ön ayak oluyor.

Genç sanatçı performans sanatının kendisi ve diğer sanatlar ile olan ilişkisini böyle tanımlıyor: “Ama kendi içerisinde biricik oluşu ve bir yandan da beden ile beraber hayatın içerisine taşması, bazen hayatın kendisiyle bulanıklaşıp, karışması… Andaki değeri, çok çok kıymetli. Performans içerisinde öyle bir ateş ve bir bağlantı yaşıyoruz ki bu benim için başka bir hâl ile kıyaslanamaz. Tamamen kendi içinde, herkesin gözleri önünde kaybolmak ve aramak…”

Ekin Bernay Çanakkale Bienali’nden sonra yaşadığı ülke olan İngiltere’nin sanat dünyasıyla Tate tarafından gerçekleştirilen Resilient Responses projesine iki farklı çalışmasıyla dahil olarak haşır neşir oluyor. Tate’in Genel Program Küratörü Annie Bicknell küratörlüğünde gerçekleştirilen ve Bruce Nauman’a atıfta bulunan Resilient Responses adlı performans videosunda; performans, dans ve müzik alanında çalışan sanatçılar Thomas Heyes, Ekin Bernay ve Rowdy SS ile özel konuk Rebecca Bellantoni yer alıyor.

Hem yurtiçi hem de yurtdışındaki performans sanatına olan katkılarıyla Ekin Bernay çoğumuzun uzak olduğu performans sanatının ulusal şekilde kitlelere yayılışına öncülük edecek gibi duruyor. Geçmiş işlerinin özgün doğalarının iyileştirici kaygılarla buluştuğu bir platformu sahiplenen Bernay, işlerini takip edeceğimiz bir sanatçı olarak radarımıza girmiş bulunuyor.“Anlaşılmak istiyorum, vazgeçilmemek istiyorum, istediğim yönde büyümek istiyorum. Alan açmak, alan bulmak, parlamak istiyorum. İstediğim gibi sevilmek ve tekrar özgürleşmek istiyorum. Birbirimizle kalabalık odalarda korkmadan bulunabilelim istiyorum. Heyecan, sağlık, anlam, dünyaya yayılmak istiyorum.” sözleri ile asıl amacının hayat ile bütünleşebilmek ve ona sunduklarını doyumsuz şekilde yaşayabilmenin verdiği hazdan ibaret olduğundan dem vuruyor.