Pandeminin ikinci evresi, senenin son günleri… Hava karardıkça telefonla olan ilişkimiz daha da yükseliyor. Sokaklardan çıkıp, özgürlüğümüzden feragat edip, telefonumuzu elimize alıp yalnızlığımıza yeni ortaklar arıyoruz. En Uzun Gece’de şehrin hızla yükselen noktasında yaratıcı süreçlerinden vazgeçmeden pandemiye direnen isimler karşımızda, Dinçer İşgel’in objektifinden geçiyor. Geceye kendi renklerini karıştırıyorlar…

Dinçer bu sefer kamerasını bir kenara bırakıp birçoğumuz gibi telefonunu eline alıyor, iPhone12 de duruma adapte olmuş olacak ki eşsiz bir gece çekimi deneyimi sunuyor. Dinçer, iPhone’u ile anı daha hızlı yakalayabilyor. Gece çekimi parazitleri önleyen özelliği ile nesneleri ayrıştırıyor ve insanları portrelerken tüm duyguları eşsizce görüntülememizi sağlıyor. “Bir insanı fotoğraflamak sadece onu değil hayatı, duyguları, yaşanmışlıkları fotoğraflamak demek.” diyor Dinçer… Biz de Yeldeğirmeni – Moda arasında arasında anlara karışıyoruz. İlk durağımız Ali Elmacı‘nın stüdyosu… “Yeldeğirmeni son on yıldır sanatçıların yanı sıra öğrenci ve çalışan genç nüfusun da yaşamak için oldukça rağbet gösterdiği eski ve köklü bir Kadıköy semtidir. Hemen her sokakta çeşitli tarzlarda kafelerin olması gece boyu devam eden yeme içme alışkanlığının getirdiği bir sosyalliği doğuruyordu. Ancak karantina sonrası kafelerin ve marketlerin kapanması mahallemizin sokaklarını, asıl sakinleri olan kedilere ve köpeklere bıraktı.” diyor Ali, sokaktaki sessizleşmeye bir ıssızlık duygusu değil mesaimin başlaması gerekliliği olarak bakıyor. “Gece çalışmayı adet edinmiş bir sanatçı olarak karantina döneminin getirdiği sakinliği işime odaklanarak verimli kılmaya çalışıyorum.” Ali’nin gece rutini ise; akşam yemeğinden sonra güzel bir çay demleyerek çalışma kıyafetlerimi giymesiyle başlıyor. Sabahın ilk ışıkları doğmadan fırça temizliğiyle bitiyor.

Eser Tuncer ise karantina öncesi durmadan büyüyen bir gece hayatı olan Moda’da; şimdilerde gece yürürken; “Birkaç açık dükkan, bol bol da kedi görmek mümkün.” diyor. Gece gelen karantina hali hepmizi farklı bir ruh haline sürüklemişken Eser bu duruma şu bakış açısını getiriyor; “Alanda olmak (being in the zone) diye bir terim var psikolojide. Zaman kavramını kaybederek, kendini üretimle ödüllendirmek anlamına geliyor kısaca. Gece karantinası o alanı kendiliğinden yarattı bende. Motivasyonumu tek bir noktada toplayıp, üretmek çok daha kolay hale geldi.” Gece rutini ise resim yaparak film izleyerek ve sağlıklı olmaya çalışırken kendisini pizza söylediği anlarda yakaladığı anlarla dolu. 

Birce Kirkova ise karantina öncesi dilediği gibi gezdiği ve duvar resimleri yaptığı sokakları özlüyor; “Oturmayı sevdiğim çok fazla spot var Moda ve Kadıköy’de. Random insanlarla tanışıp evlerine bile gidiyorduk. Şimdi daha bireysel kendi kendine gezme hali var.” Duygu durumunun değişikliğinden dem vursa da bunu karantinaya bağlamıyor ve her şeye rağmen gece rutinini ise şöyle tanımlıyor; “Düşünmek, bir takım kararlar vermek, sonra onları uygulayacak motivasyonu sağlamak sabah onlar için hareket etmeye kendimi ikna etmek.”

Güneş Özgeç, normalde evde çok zaman geçiren biri olsa da tercih ile zorunluluk arasındaki farkın altını çiziyor. Her zaman hareketli olan sokaklar artık hüzünlü; “Barlar sokağından geçmeyi pek sevmiyorum, orası üzücü geliyor bana, bir de Kadıköy Çarşı’daki meyhanelerin kepenkleri…” Kendisine yeni rutinler arıyor, gece yaşamaya alışıkken şimdi gün ışığının tadını çıkarmak üzere yeni rutinler edinmeye çalışıyor. Birkaç başarısız denemeyi ardına almış olsa da devam… 

Elif Domaniç, Moda’nın karantina öncesi kalabalık gecelerinin onda yarattığı huzursuzluğu dillendirirken şimdi ise bu kadar boş olmasının alışa gelmedik oluşundan dem vuruyor; “İkisinin arası lazım.” Gecenin çökmesiyle bir of çekerken bizlere günün ona kısa gelişinden bahsetmeden edemiyor;  “Çok erken kararıyor ya hava, of yapacak bir sürü iş yarına kaldı diyerek bitiyor gün.” Yeni doğmuş 1 aylık bebeği ve 2 yaşındaki oğluyla geçirdiği süresince işten arta kalan zamanlarda yorgunluğundan fırsat bulabilirse eğer onlarla birlikte birazcık uyuklamak daha sonra da uyanıp masa başına oturup çalışmak Elif Domaniç’in yeni normali haline geliyor. “Sızmamışsam bir şeyler izlemek, yazmak, çizmek…”