Şehrin karmaşasından, yapılması gereken işlerin, günlük rutinin kıskacından uzaklaştığımız zamanlarda hayatın daha basit, daha doğal hatta daha özgürce yaşanabileceğini fark ederiz. Asla bitmesini istemediğimiz tatiller, hiç sonu gelmesin diye umduğumuz yolculuklar ve beraberlerinde getirdikleri doğaya dönüş isteği kimimiz için olası bir hayatın hayali olarak kalırken, cesaret edebilenlerin gerçeğine dönüşüyor. 14 senedir ailesiyle denizlerde yaşayan Yeşim Büber toplum tarafından ona çizilen hayatın dışına çıkabilen ve doğanın kendine has akışı ve kuralları içinde ahenkle yaşamayı başarabilenlerden. Yeşim ile, mutluluğun belki de en basit formunda, doğanın kalbinde sürdükleri bu hayata bir pencere açtık, siz de bize katılın!

Teknede yaşama fikri nereden çıktı? 

Sanırım en büyük hayalimdi yolda olmak, yolda yaşamak. Ve bu hayali bir karavanla gerçekleştirebileceğimi düşünüyordum. Ama Mehmetle (eşimle) tanışmamız bana yepyeni bir alternatif yarattı. Onun da hayali bir teknede yaşam sürdürmekti. Ve ilk deniz deneyimimden sonra karavanın yerini tekne aldı. Artık ikimiz ortak bir hayalin peşindeydik. Büyük bir heyecan ve kararlılıkla uygun koşulları oluşturduk ve yeni hayat yolculuğumuza başladık.

14 senedir teknede yaşıyorsunuz, zor değil mi tekne hayatı?

Elbette zor, ama o kadar görece ki zor diye tanımladığımız şeyler. Teknede yaşamak, fotoğraflardaki gibi sadece güneş, deniz ve sürekli bir tembellik hali  değil elbette. Öncelikle sürekli bakımını yaptığımız bir evimiz var. Teknede yapılacaklar listesi hiç bitmez. Rutin hayatınızda tükettiğiniz suyu, elektriği bitmeyen bir kaynakmış gibi yaşayamazsınız denizde. Tüketiminizi her daim kontrol altında tutmalısınız. Ya da çıkardığımız atık mesela, sifonu çekip kanalizasyona karışmıyor. Atığınızı takip etmeniz ve düzenli uygun merkezlerde boşaltmanız gerekiyor. Ya da, ihtiyaç listesini hazırlayıp, evinize teslim edilmesini bekleyemiyorsunuz. Ama bu yaşantı gezegende yaşayan bir canlı olarak varlığınızın sorumluluğunun her daim farkında olmanızı sağlıyor. Doğayı dinlemeyi öğreniyorsun. Değişen rüzgar, koku… Bütünün parçası olduğumun farkında yaşamayı kıymetli buluyorum.

Birçok insan sizin gibi şehri terk edip bir tekne ya da kasabada yaşamak istiyor. Ancak bebekli ya da çocuklu aileler tereddüt ediyor. Teknede ikizlerinizle hayat nasıl geçiyor? 

Kapitalizm ebeveynliği de şekillendirdi. Ebeveynler çok endişeli, sürekli yetersizlik duygularıyla boğuşuyorlar. İyi bir eğitim, iyi kıyafetler, iyi oyuncaklar. Sonu gelmeyen bir liste var sanki önlerinde. Oysa  bir çocuğun ihtiyacı olan en temel şey huzurlu ve sevgi dolu bir yuva ortamı. En temel hakkı da doyasıya yaşayabileceği bir çocukluk. Buradan bakarsak meseleye, nerede büyüdüğü çok da önemli olmuyor. Aksine zamanın yetmediği, sürekli koşuşturmaca halinde bir hayat yerine, sakin akan günlerin doyasıya yaşandığı bir hayat çocuk için de, ebeveyn için de çok daha değerli ve yaşanası diye düşünüyorum.

Şehir hayatında özlediğiniz zamanlar, anlar oluyor mu? 

Şehirde de çok güzel anılarım var. Hele  anıları yad etmeyi seven biri olarak elbette özlediğim anlar oluyor. İstanbul’da avare dolaşmak, Beyoğlu’nda Kaktüs Kafe’de ( artık yok) soluklanıp, bir şeyler okuyup görmeye aşina olduğum insanlarla keyifli sohbetler yapmak, arkadaşlarla Beyoğlu Hayal Kahvesi’nde (artık yok) müzik dinlemek, Emek Sineması’da (artık yok) film izlemek. Her şeye rağmen bir şehirde yaşamak istediğimizde, deniz kıyısında, limanı olan bir şehirde evimizle kalabildiğimizi hatırlatmak isterim.

Teknede yaşamın size kişisel olarak olumlu veya olumsuz etkileri neler oldu?

Olumsuz hiçbir duygum yok bu yaşantıyla ilgili. Tam tersine dürtüsel tüketime dayalı bir hayattan uzak kalmama vesile olduğu için çok mutluyum. O ‘’kocaman’’ hayatları ruhum da, vicdanım da kaldırmıyor. Yapabildiğimizce basit, yalın, samimi ve hakiki bir düzen kurduğum için huzurluyum. Gün doğumlarını, gün batımlarını doyasıya yaşamak, sevgilimle ve çocuklarımla dilediğim kadar, dilediğim gibi vakit geçirmek, uzun uzun kendimle kalabilmek, ve tabii ki hayattaki öncelikleri ve değerleri benzer insanlara daha sık tesadüf edebilmek çok kıymetli. Denizde yaşamak kendimi bildim bileli peşinden koştuğum ‘’özgürlüğü’’ sağladı bana.

 Şehirden kaçmak isteyenlere ilham oldunuz. Peki doğal hayata yerleşmeyi isteyenler için önerileriniz neler? 

Hiçbir yer tatil zamanında deneyimlendiği gibi olmuyor uzun süreli yaşayınca. Hele mevsim farklılığı çok değiştiriyor yaşamın akışını. Kırsalda hoşunuza giden o sakinlikle ne kadar süre mutlu olabilirsiniz, zira şehrin uyaranlarına alışmış bir kişi için bu sakinlik bir süre sonra boğucu da olabilir. Haliyle sezon dışında, daha uzun zamanlı ziyaretlerde bulunup bölgeyi ve hayatın akışını deneyimlemekte fayda var. Şehirden mi kaçıyorsunuz yoksa kırsalda mı yaşamak istiyorsunuz? Bu iki soru birbirine yakınmış gibi dursa da aslında çok farklı. Eğer ‘’gerçekten’’ istiyorsanız cesur olun. Bir hayatınız daha var mı? Bildiğim kadarıyla yok.

Son olarak yakında sizi yeni bir projede görebilecek miyiz?

Olabilir de, olmayabilir de. Projenin ne olduğu, o sırada benim ne istediğime göre değişir elbette. Ama pandemi sürecinde kesinlikle sanmıyorum.

Geleneksel hayatlarından vazgeçip, doğanın sakinliğine ve samimiyetine sığınan Yeşim ve ailesi gibi insanlar ilginizi çekiyorsa, BBC’nin belgesel kanalı, BBC Earth’te 23 Eylül’den itibaren Çarşamba günleri ekrana gelen Ben Fogle: Return the Wild 2 belgeseli tam size göre. Kendisi de bir maceraperest olan Fogle, Dünya’nın en izole köşelerinde doğa ile iç içe yaşayan insanların yanına giderek gündelik yaşantılarını biz hayalperestler için sergiledi. Doğanın içinde, şehirden uzakta bir yaşam kurmak için kendine ilham arıyorsan bu belgeseli kaçırma!