Gelenekselleşmiş bir heyecan içinde, her iki senede bir Nike tarafından yeniden tasarlanan Türkiye Mili Takım formaları bu sene sadece görünümleri ile değil, yüksek çevre bilinçleriyle de öne çıkıyor. Hem milli takım oyuncuları hem de taraftarlar için üretilen yeni formalar yüzde yüz geri dönüştürülmüş polyesterden yapıldı. Formaların yüksek kalite ipliğinin ana maddesi ise geri dönüşüm için toplanmış plastik şişeler. Dünya çapında bütün futbol severlerin göreceği ileri dönüştürülmüş milli takım formaları şu anda karşı karşıya olduğumuz iklim krizine, sürdürülebilirliğe, geri hatta ileri dönüşüme gereken dikkati çekmeyi amaçlıyor. Moda trendlerine yön veren Nike’ın büyük kitleler tarafından görülecek, giyilecek olan tasarımlarına çevreci vizyonunu taşıması diğer global markalara da örnek olacak nitelikte. Yeni milli takım formalarını ve futbol üzerinden sürdürülebilirliğin ön plana çıkarılmasını Nike Sürdürebilirlik Marka Elçisi Ece Gözen ve milli takımın parlak oyuncuları Berivan İçer ve Burak İnce ile konuştuk. Gençler ve yenilikçilerle daha sürdürülebilir bir dünya hayal ediyoruz, siz de bize katılın!

Futbol senin için ne ifade ediyor?

Burak İnce: Futbol benim için sadece hafta sonunda çıkıp 90 dakika oynadığım bir oyun değil, bir meslek. Geleceğimi futbol sayesinde şekillendireceğim ve bu yüzden işimi ciddiye alıyorum. Bir işi 10 bin saat yaparsan o işin ustası olurmuşsun. Yaşım 17, ustalaşmak için önümde uzun yıllar var.

Berivan İçen: Hayallerim de önüme koyduğum hedeflerimin hepsinin baş rolünde futbol var. Benim futbola olan tutkum beni milli takım hedeflerime ve Beşiktaş gibi Türkiye’nin en saygın kulübünde oynama fırsatı buldum.  Ben futbol ile çok mutluyum. Futbol benim geleceğim.

Z jenerasyonu olarak sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm hakkında ne düşünüyorsun?

Burak İnce: Dünya her dönemde büyük sorunlarla karşı karşıya kaldı. Örneğin 1900’lerin başında İspanyol gribi, şimdi ise Covid-19. Birinci Dünya Savaşı’nda insanlar sokakta tüfekle birbirini vurup top mermileri yağdırmasına rağmen 4 yılda 6 milyon sivil yaşamını yitirdi, ama Koronavirüs 6 ayda 1 milyon can aldı. Bu dönemin en büyük sorunlarından biri ise çevresel faktörlerin olumsuz etkilerinin hızla artması. Bilinçli veya bilinçsizce bu faktörleri hızlandırıyoruz. Bir yanda buzullar eriyor, diğer yanda erozyon artıyor, ozon tabakası inceliyor, deliniyor, dünyamız fazla ısınıyor, sular azalıyor. Çok yakında kendi yarattığımız canavarın kurbanı olacağız. Z kuşağı, internetin de etkisiyle bu konuda gerçekten çok hassas. Yaşamın her aşamasını sürdürülebilir kılmak için daha fazla bisiklete biniyoruz, daha az motorlu taşıt kullanıyoruz, geri dönüşümlü malzemeden üretilmiş ürünler kullanmaya özen gösteriyoruz. Özellikle geri geri dönüşümlü forma konusu bu noktada, kitleleri etkilemesi açısından büyük önem taşıyor. 

Berivan İçen: Geri dönüşüm ve sürdürülebilir malzemelerden yapılan ürünlerin artmasıyla, tüm üretim olanaklarının sürdürülebilir hale geleceğine inanıyorum.

Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupasında ileri dönüştürülmüş milli takım forması giyilecek olması senin için neden önemli ?

Burak İnce: Bu konuya 100 tane, 500 tane formanın geri dönüşümlü malzemeden yapılması gözüyle asla bakmıyorum. Bu bir anlayış değişimi. Kitlelerin farkındalığını artıracak bir eylem. Evet belki geri dönüşümlü forma almazsın ama burada öğrendiklerini başka bir yerde hayata geçirirsin. Kızılderili Şefi Seattle “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık tutulduğunda; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” diyerek aslında yıllar önce bugünkü noktaya dikkat çekmiş. Son ırmak kurumadan herkesin yapacak bir şeyi olduğuna inanıyorum.

Berivan İçen: Üstünde ay-yıldızın olduğu her forma benim için kıymetli ama Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupasında ileri dönüştürülmüş formaları giyecek olmak beni heyecanlandırıyor.

Yeni milli takım koleksiyonunu nasıl buldun? Günlük stilinle birleştirebileceğin ürünler var mı?

Burak İnce: Her ülke veya takım ile özdeşleşmiş renkler ve modeller var. Formayı onlarca metre uzaktan gördüğünüzde, göğsünde arması bile olmasa tanırsınız. Barcelona veya Paris Saint Germain bu özelliklere sahip. Türkiye Milli Takım forması onlarca yıldan bu yana devam eden bir tasarımın modernize edilmiş haliyle bence çok etkileyici. Göğsünde ay-yıldızı taşımak, bundan daha gurur verici ne olabilir ki? Formalar dışında Windrunner herkesin rahatlıkla giyebileceği tarzda bir ürün. Şapkaya da o gözle bakıyorum. 

Berivan İçen: Bu senenin milli takım koleksiyonu daha anlamlı ve güzel buldum. Günlük stilimle birleştirebileceğim fonksiyonel ürünler var. 

Giyindiğin kıyafetin hangi maddeden yapıldığını, yapım sürecini, çevreye olan etkisini düşünerek mi alışveriş yapıyorsun ?

Burak İnce: Son dönemde sosyal medyanın da etkisiyle herkes daha özenli alışveriş yapıyor. Doğada her şeyin bir su ayak izi var. Mesela 1 fincan kahvenin üretim sürecinden fincanınıza gelene kadar toplam 140 litre su tüketildiğini biliyorum. Bu korkunç bir rakam. İnsanlara önerim, karbon ayak izi ve su ayak izi konusunda daha fazla araştırma yapmaları ve hayatlarını buna göre yönlendirmeleri. Altınordu’da bununla ilgili sürekli eğitimler alıyoruz ve tüm kullanımlarımızı buna göre değiştiriyoruz.

Berivan İçen: Beğendiğimi alıyorum fakat ihtiyacım olanından fazlasını almıyorum. Bu da doğaya vereceği zararı bir nebze azaltıyor Ürünlerin içeriklerini kontrol edip yüzde yüz koton gibi organik ürünler almaya çalışıyorum.

Milli takım oyuncusu olmak ne gibi sorumluluklar getiriyor? Seni takip eden gençlere nasıl bir rol model olmak istersin?

Burak İnce: Formasını giydiğim Altınordu’nun ana sloganı “İyi Birey, İyi Vatandaş, İyi Futbolcu”. İlk okuduğunuzda altı kelimelik basit bir slogan gibi gelebilir. Ama aslında “iyi kalmak” çok zordur. Süreklilik gerektirir. Bir kez iyi olmanız yetmez, hep iyi olmak ve bunu sürdürülebilir hale getirmek zorundasınız. Aslına baktığınızda konumuzla bile ne kadar ilgili; sürdürülebilirlik… Ben de çok gencim ve yolun başındayım ama yola çıkmaya hazırlananlara en büyük tavsiyem, önce iyi insan olmayı öğrenmeleridir. İyi insan insana, doğaya, çevreye saygılıdır.

Berivan İçen: Milli formayı giymek inanılmaz bir duygu. Sadece kendiniz için değil göğsünüzde ki arma için. Sizin yerinizde olmak isteyen yüzlerce kişi için elinizden geleni yapmanız gerekiyor. Onlara en iyi şekilde örnek olmak isterim. Bana baktıklarında ben de onun gibi hatta ondan daha iyi olmak istiyorum diye hedefleri olsun isterim. Sadece saha içi değil saha dışı davranışlarımla da rol model olmak istiyorum.

Taraftar formaları da %100 geri dönüştürülmüş polyester kumaştan yapılacak. Milli takım kadar futbol severlerin de bu ekolojik harekete dahil edilmesi sence nasıl bir farkındalık yaratır ?

Burak İnce: Yukarıda da dikkat çektiğim gibi, bu bir toplumsal hareketi tetikleyebilir. Ne yazık ki fazla okumayan bir toplum içindeyiz ve ülke olarak gündemimiz çok hızlı değişiyor. Bu nedenle geri dönüşümü daha fazla anlatmalı, insanların karşısında her yerde çıkmalıyız.

Berivan İçen: Topluma geri dönüşüm bilinci aşılanmış olur.

Sporun ve futbolun geleceğini korumak için markalar kadar bizlere de görev düşüyor. Sen bu konuda neler yapıyorsun?

Burak İnce: Ben buna sadece sporun ve futbolun geleceği olarak bakmıyorum. Üzerinde yaşadığımız dünyanın geleceği her şeyden önemli. Sağlıklı bir dünyada yaşadığımız sürece sporu ve futbolu da sağlıklı bir geleceğe kavuşturabiliriz. Bu nedenle bana, kulüplere, markalara, dünya üzerinde yaşayan herkese görev düşüyor. Herkes  önce kendi kapısının önünü temiz tutmalı. Dünyayı güzellik kurtaracak, hep bunu hatırlayalım lütfen.

Berivan İçen: Bizlerin daha çok çalışıp gelişmesi gerekiyor. Bizden sonraki nesillere ilham kaynağı olup ailelerin farkındalığını daha fazla geliştirmek gerekir. Bizim başarı yakalamamız için temelden sağlam olmamız lazım. Küçük yaşta iyi sporcular yetiştirebilmeliyiz ve bunu sağlamaya çalışan aileleri desteklemeliyiz.

İki sene sonra Nike tarafından yeniden tasarlanacak olan milli takım formasında ne gibi yenilikler yapılmasını hayal ediyorsun? Global trendler spor giyimi nereye götürüyor ?

Burak İnce: Nike’ın milli takım formasına yaptığı dokunuşlar, özellikle son dönemde insanların aidiyet duygularını yükseltti. Milli forma bana göre tamamen aidiyet demektir. Bu toprakların bir parçasıdır aslında milli forma. Bu nedenle topraklarımız temalı bir forma, korumamız gereken su temalı bir forma, sahip çıkmamız gereken hava temalı bir forma olabilir. Milli takım forması üzerinden çevre adına başlayan hareketi daha da güçlendirebiliriz.

Berivan İçen: Artık hemen hemen herkes spor malzemelerin kaliteli, hafif malzemelerden yapılmış, performans odaklı ürünler satın alıyor. Şu an global trendler doğaya zarar vermeye devam ediyor. Doğal kaynakların kullanılmasında hassasiyetin daha fazla artması gerekiyor.

Senin için sırada ne var?

Burak İnce: Önce yetiştiğim Altınordu armasına bir borcum var, onu ödeyeceğim. Sonra hayalim Çağlar Söyüncü ve Cengiz Ünder gibi Avrupa’nın üst liglerinde forma giymek. Türkiye’nin çocukları, bunu başarabilecek yeteneğe sahip. Çağlar, Cengiz ve Avrupa’da oynayan Türk gençleri bunu ispatladılar. Şimdi devam ettirmek için sıra bize geliyor. 

Berivan İçen: A milli takımda kalıcı olmak istiyorum. İlerisi için de antrenör olmayı çok istiyorum, futboldan kopmak istemiyorum çünkü. Saha içi olmasa da saha dışında hala futbolun içinde olmak isterim. Bir çok gencin gelişimine, hayatına katkıda bulunmak inanılmaz bir duygu olurdu.

Nike’ın geri dönüştürülmüş plastik şişelerden üretilmiş milli takım formasının kampanya çekimlerinde sürdürebilirlik marka elçisi olarak yer aldın. Bu sana ne ifade ediyor?

Ece Gözen: Öncelikle tekstil sektörünün gerek üretim, gerek üretim sonrası süreçleriyle dünyayı en çok kirleten endüstrilerin başında yer aldığını artık hepimiz biliyoruz. Tekstil ve hazır giyim ürünlerini üretmek için harcanan su, atmosfere yayılan zehirli gazlar ve toksik materyallerin çevreyi ne kadar kirlettiğine dair rakamları hemen hemen her gün okuyoruz. Durum böyleyken Nike bu proje ile bana geldiğinde öncelikle global moda endüstrisi liderlerinden birinin “elini taşın altına koyduğunu” görmek beni çok mutlu etti. Nike’ın geleceğin modasına dair sürdürülebilir bir bakış açısını benimseyerek, bunu somut olarak Milli takım formasında göstermesi ve bu eylemi vurgulamak için sürdürülebilirlik marka elçisi beni göstermelerini çok değerli buluyorum. Nike ailesinin bir parçası olarak ben de dünya için faydalı bir iş yapılmak istendiği zaman bunun kolektif ve birleştirici bir güçte olması gerektiğine inanıyorum. Zira ben de sürdürebilir bir dünya ve insan yaşamı için çalışan bir kurum olarak Gozen Institute’yü kurduğumda değişimi ancak kolektif bir efor ve disiplinler arası çalışma ile tasarlayıp birlikte büyüterek mümkün kılabileceğimizi biliyordum. Bu nedenle hem benim hem de Nike’ın taşıdığı çevreci gelecek vizyonunun Milli takım formalarında vücut bulması kolektif bir alan olarak, sporun birleştirici gücünü de vurguladığı için oldukça anlamlı.

Dünya kupasında geri dönüştürülmüş milli takım forması giyilecek olması senin için neden önemli ?

Ece Gözen: Daha sürdürülebilir bir gelecek için her birimizin sorumluluk alması ve bunu paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Nike’ın geri dönüştürülmüş plastik şişelerden yapılan milli takım formaları sayesinde de geri dönüşümün ve sürdürülebilir çözümlerin dünya çapında konuşulabilmesi ve buna alan açılması için oldukça önemli bir adım. Dünya kupasının her yaştan milyarlarca insan tarafından izlendiğini düşünürsek, sahada sürdürülebilirliğe vurgu yapan bir forma olması şüphesiz coğrafi sınır, statü, yaş, din, ırk, cinsiyet gibi kavramlara bakılmaksızın her bireyin sürdürülebilirlik üzerinde düşünmesini sağlayacak nitelikte. Sürdürülebilirliğe dair farkındalığı sağlayarak, tüketmek yerine bugün için en azından elimizde var olanları dönüştürmeyi ve gelecek için de yeni üretim yöntemlerini konuşuyor olmalıyız.

Nike’ın çevreye duyarlılık misyonunu gelenekselleşmiş milli takım formasına yansıtması spor dünyasındaki dönüşümün de altını çiziyor. Sporun çevre bilinci üzerindeki etkisini nasıl görüyorsun?  

Ece Gözen: Sporun, beden-zihin ilişkisini kuvvetlendirirken bulunduğumuz çevreyle ve dünyayla da empatimizi ve diyaloğumuzu artırdığına inanıyorum. Eğer sürdürülebilir bir dünya sağlayamazsak, biyoçeşitliliğin yok olması, kaynakların tükenmesi, iklim krizi ve şuan yüzleşmekte olduğumuz pandemi gibi sorunların artmasıyla dünyayla olan bağımız zayıflayacaktır. O nedenle sporun çevreye duyarlılıkla derinden bir ilişkisi var, Nike da çevreci vizyonuyla spor dünyasına öncülük ediyor ve marka olarak dönüşümünü her aşamada gerçekleşiyor.

Taraftar formaları da %100 geri dönüştürülmüş polyester kumaştan yapılacak. Milli takım kadar futbol severlerin de bu ekolojik harekete dahil edilmesi sence nasıl bir farkındalık yaratır ? 

Ece Gözen: %100 geri dönüştürülmüş formaların geniş bir ölçekte kitlelerce ulaşılabilir olması ve hem takımın hem taraftarların bu önemli deneyimin parçası olması bu işi tam bir takım oyunu kılıyor. Dünyamızın sürdürülebilir geleceği için sorumluluğu bir kesime bırakamayız, hepimizin bunun parçasıyız ve her birimizin deneyimi ve katkısı çok kıymetli. Aynı zamanda hep bir kavram olarak görülen ‘sürdürülebilirliğin’ bu kadar gelenekselleşen bir üründe dahi mümkün olabileceğini göstermek, farkındalık yaratabilmek anlamında da çok önemli.

Y, Z ve Alpha kuşaklarının sürdürülebilirliğe dair duruşlarını nasıl değerlendiriyorsun? Bu kuşakların başını çektiği ‘yeşil hareketin’ Nike gibi bir marka tarafından tanınması, hayata geçirilmesi hakkında ne düşünüyorsun ? 

Ece Gözen: Y, Z ve Alpha kuşakları sosyoekonomik açıdan kaotik bir ortamda, her türlü tüketimin giderek fazlalaştığı ve kaynakların bilinçsizce kullanıldığı bir dünyaya doğdular ve büyüyorlar. ‘‘X yıllık su kaynağımız kaldı,’’ , ‘‘Pandemiler çağına adım attık,’’ gibi haberleri okudukça kendilerine kirli bir doğanın ve kötü bir düzenin miras kalacağını algılayarak şimdiki çarpık düzene karşı birlik oluyor ve eyleme geçiyorlar. Hak veriyorum, zira gelecek gençliğe emanettir. Gençlerin yaşamak istediği dünyayı kurmak, onlara daha iyi bir gelecek miras bırakmak için ürettikleri projeleri desteklemek ve çağrılarına yanıt vermek hepimizin sorumluluğunda.  Ben Y kuşağı mensubu olarak üzerime düşen sorumluluğu biyoteknoloji, sanat ve tasarımın sürdürebilir bir dünya ve insan yaşamı için çalışan, bu kapsamda Türkiye’de ilk ve tek olan Gozen Institute’yü kurarak aldım. Gozen Institute’teki laboratuvarımızda kaynaklara saygılı, sürdürülebilir biyo-materyaller üreterek hem geleceğe hem ülkemize katma değer sağlıyoruz hem de bu yolda ilerlemek isteyen benim jenerasyonum ve benden sonraki jenerasyonlar için yolu açıyoruz.  Konuya bu bakış açısıyla baktığımızda, tam da bu noktada Nike ile olan bu işbirliğimizi çok değerli buluyorum. Diğer markalara da Nike’ın spora, gençlere ve çevreye duyarlı yaklaşımı örnek olmalı çünkü değerler hep birlikte yaratılır. Gelecek hepimizin ve daha iyi bir gelecek daha sürdürülebilir bir dünya da mevcut.

Moda ve tekstil sektöründe gelecekteki alışveriş ve tüketici alışkanlıkları sürdürülebilirliğin etkisiyle nasıl değişecek?

Ece Gözen: Gelecek şimdi ve tüketici alışkanlıkları değişmeye başladı bile. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi özellikle yeni jenerasyonunun çevreye duyarlılığı ve etik üretime dair farkındalığıyla birlikte “slow fashion”ın giderek artan bir öneme sahip olduğunu gözlemliyoruz. Ben de dahil olmak üzere yeni jenerasyon artık her hareketinin bir seçim ve bir sonucunun olduğunun farkında. Aldığımız ürünlerin de kimler tarafından, nerede, hangi koşullarda hangi malzemelerden üretildiği, üretim aşamasında dünyaya zarar veren içeriklerin kullanılıp kullanılmadığını her birimiz artık sorgulamaya başladık. Özellikle çalışanlarına haklarını ödemeyen, çevreye, doğaya zarar veren markaların ifşa edilmesiyle de kolektif bir bilince sahip olarak satın alma tercihlerimizi gerçekleştiriyoruz. Bu noktada sosyal medyanın etkisi de büyük, dolayısıyla ‘dünyanın bir ucunda bir kelebek kanat çırptığında’ rüzgarı artık bize saliseler içinde ulaşıyor. İşte markalar böyle bir tüketiciye şeffaf olmak ve hazırlanmak zorunda.

Peki ya, spor sektöründe çevreye daha duyarlı ve sürdürülebilir olmak adına başka nelerin değişmesini istersin ? 

Ece Gözen: Nike’ın geri dönüştürülmüş polyesterden ürettiği milli takım formaları spor sektörü için ümitli bir değişimin çok önemli bir başlangıcı aslında. Bugünü kurtarmak için geri dönüştürülmüş ürünler iyi bir çözüm olsa da geleceği kurtarabilmek için artık daha fazla plastik ve sentetik ürün üretemeyiz. Biz de Gozen Institute olarak tam olarak gelecek için çalışıyoruz aslında. Gelecek biyomateryallerde, laboratuvar ortamında yetiştirilmiş tekstillerle ve bunlardan tasarlanan ürünlerde yatıyor. Bu anlamda ülkemde de bunun öncüsü olduğum için çok mutluyum.

İki sene sonra Nike tarafından yeniden tasarlanacak olan milli takım formasında ne gibi yenilikler yapılmasını hayal ediyorsun? Global trendler spor giyimi nereye götürüyor ? 

Ece Gözen: Dünya çok büyük bir değişimin eşiğinde, algımızı, yaşam ve tüketim biçimlerimizi sorgulamamız ve yeniden yapılandırmamız gerekiyor. Globalde de markalar açısından bu değişimi gözlemleyebiliyoruz, kaynaklarımıza, atıklarımıza ve geliştirdiğimiz teknolojileri yeniden değerlendirmemiz gerekiyor. Çöp dediğimiz gıda atıklarının bile bizim için biyomateryalerimizi üretirken büyük ilham olduğunu söyleyebilirim. Nike’ın çevreye duyarlılık misyonu ve gelecek vizyonu sayesinde bu değişimlerin spor sektörü tarafından yakalanacağına dair oldukça ümitliyim.

Senin için sırada ne var? Kısa ve uzun vadedeki planların neler ?   

Ece Gözen: Gozen Institute olarak tam da bahsettiğim gibi geleceğin sorumluluğunu alan, her aşamada seçimlerimizi sorguladığımız biyoteknoloji, sanat ve tasarımın ara kesitinde sürdürülebilir geleceğin yeni biyo-materyallerini üretiyoruz. Canlı organizmalarla hızlı üretim değil daha sakin bir süreçte ürettiğimiz tekstiller belli bir yaşam döngüsü olan, kullanıldığı süre içerisinde sizinle yaşayan, ömrünü tamamladığında biyolojik olarak çözünen ve doğaya kaynak olarak tekrar dönen böylece de doğanın ritmine ve döngüselliğine uyumlu tekstiller yetiştiriyoruz. Bu noktada da sürdürülebilir gelecek vizyonuna dahil ve değişimi kucaklayan global markalarla işbirlikleri yapıyoruz. Gelecek hedefimiz de farklı disiplinlerden insanları bir araya getirerek Gozen Institute’da disiplinler ötesi araştırmalar ve üretimler yapmak, mikrodan makroya çeşitli sektörler için biyo-ürünler ve çözümler geliştirmeyi amaçlıyoruz. Tüm çalışmalarımız doğada olanı anlamaya ve yaşatmaya dair. En büyük ilhamımız da tüm bilgiler de içinde yaşadığımız doğa ve evrende mevcut. Sadece biraz daha anlayışlı ve farkındalıklı yaklaşmalıyız.

Gozen Institute olarak sizin de geliştirdiğiniz biyomateryalleri ne zaman kullanmaya başlayacağız peki? Dünyada böyle bir pazar oluşuyor mu gerçekten?

Ece Gözen: Günlük hayatta biyoteknoloji kullanımı aslında yıllardır var ancak biz tüketiciler olarak belki de o kadar fark etmiyoruz. Tarımdaki, enerjideki süreçlerde ya da daha somut bir örnekle paylaşmam gerekirse sofranızdaki ekmeğin enzimi için bile biyoteknoloji kullanılıyor. Tekstildeki yansımalarına baktığımızda evet nispeten yeni bir alanda yol alıyoruz. Ancak bu pazar hızla büyüyor, dünyadaki örneklerini global markalarlar/tasarımcılar ile biyoteknoloji laboratuvarının işbirliği sonucunda çıkan tekstil biyomateryallerinde görebilirsiniz. Dolayısıyla biyoteknoloji bazlı tekstillerin yavaş yavaş sektördeki yerini bularak endüstriyel anlamda kullanılmaya başlanması oldukça yakın. Kısa bir veriyle açıklamam gerekirse örneğin vegan deri pazarının 2025’e kadar 89.6 milyar dolar değere ulaşacağı tahmin ediliyor. Şu aşamada aslında arka planda AR-GE’ye ve fikri ve sınai mülkiyet haklarına yatırımlar yapılıyor, bu nedenle Gozen Institute gibi kurumlar pazardaki pozisyonunu alarak haklarını koruma ve yatırım alma stratejilerini geliştiriyor. Bu sürecin de kısa sürede tamamlanarak, endüstriyel skalada giyebileceğimiz biyoteknoloji bazlı tekstilleri 5 yıl içinde raflarda göreceğimizi ön görüyoruz. Bu ürünleri raflarda görmemizle birlikte dönüşüm öyle hızlı gerçekleşecek ki tıpkı akıllı telefonların hayatlarımıza girmesi gibi bundan önceki versiyonu hatırlamakta zorlanacağız.