Modern sanatın en çarpıcı isimlerinden biri olarak ikon statüsüne ulaşmış ünlü fotoğraf sanatçısı Cindy Sherman’ın birbirinden farklı persona ve senaryolarla kurgulanmış nevrotik gerçekliklerine ışık hızında adım atmaya ne dersiniz ? Yenilikçi ve cüretkâr oto portreleriyle bilinen Amerikalı sanatçı şüphesiz jenerasyonunun en ilham verici isimlerinin başında geliyor…

Küçüklüğünden beri kapalı kapılar ardında kendi gerçekliğini büyükannesinden aldığı kıyafetlerle ve makyajla süsleyen sanatçının bu hobisinden yola çıkarak hafızalara adeta imzasını atan bir sanat mirası yaratacağını kim bilebilirdi ki? Günümüze kadar uzanan kompleks karakter ve personalarındaki derinliği küçükken büründüğü bu kıyafetlerde buladursun, Sherman benliğiyle nefes verdiği birbirinden farklı “alter ego” ‘larını çok küçük yaştan doğurmuşa benziyor. 

FONDATION LOUIS VUITTON

I didn’t think of what I was doing as political, to me it was a way to make the best out of what I liked to do privately, which was to dress up.”

Kariyerini çoğunlukla merkezine kendini koyduğu otoportrelere adayan fotoğraf sanatçısı, kurgusunun akışındaki seri gerçekliklerle kadın olmanın ve kadınsılığın birçok yüzüne ışık tutuyor. Modern kişiliğin deneyimsel arayışında gerçeklik ve kurgu arasında kurduğu ince ve silik köprüde ilhamını sınırsız imge, sinema karesi ve dergilerden alan Sherman’ın en büyük esintilerinden biri ise beyaz perdenin kült isimlerinden Alfred Hitchcock ! Çektiği fotoğrafları adeta bir film sahnesi edasıyla kurgulayadursun, kendi imaji ve fiziği üzerinde yarattığı tablosal gerçekliklerle fotoğraf sanatına cüretkâr bir soluk kattığı kuşkusuz. Noir sinemaya ve Amerikan filmlerine oldğu kadar modaya ve kıyafetlere olan tutkusuyla da bilinen sanatçı, kariyeri boyunca yarattığı personalarının birçoğunda Louis Vuitton, Balenciaga, Comme des Garçons ve Marc Jacobs gibi prestijli moda evleriyle ortaklıklarda bulundu.

MOMA
NOWNESS

Modern sanatın yaşayan en önemli isimlerinden biri olarak görülmesine rağmen eserleri 80’li senelerin başında popülerlikten çok uzaktı. İnsanların algısı için çok kompleks bulunan eserler anlaşılmama korkusuyla birçok sanat mecrası tarafından geri çevrildi. Portrelerindeki kesinlik yoksunu ifadeler ve dekorla karakter arasındaki çelişkili ayrımlarla fotoğraflarına birden fazla anlam yükleyen Sherman’ın eserlerinde hiçbir şey göründüğü gibi değildi.

Absolutely nothing is what it seems.”

Çektigi portrelere yüklenen anlamlandırılması güç zıtlıkları eserlerinin kendisinde de net bir şekilde görmek mümkün. Karelerinin çogu teknik olarak otoportre olsa da, sanatçının yarattığı kurgular ve karakterlerle otobiyografik bir çizgide olmaktan çok uzaktalar. Vücudunu yarattığı personalara bir aracı olarak kullanan sanatçı, “görüntü” ve görünümün ardındaki gizemi felsefi bir şekilde sorgulatmayı başarıyor. Fiziksel varoluşu üzerinden feminist algı, androjen görünüm, AIDS krizi ve cinsellik gibi kültürel ve politik açıdan Amerika ve dünyada tartışmalı birçok konuya değinen Sherman, eserlerini görmeye gelen sanatseverlere hem görünmez sayılan bir tarihin hem de birbirinden felsefi soruların kapılarını aralıyor.

Güncel olarak Paris’te Fondation Louis Vuitton müzesinde ziyarete açılan 170 fotoğraftan oluşan sergi, Sherman’ın 50 yıla aşkın kariyerine geçmişe dönük bütünsel bir bakış açısı sağlamakta.

COMMUNICATION in CREATIVE CULTURES

Bir çocuğun renkli hayal dünyasından modern sanatın doruklarına…Cindy Sherman şüphesiz kullandığı yenilikçi teknikler, kompleks senaryo ve personalarla fotoğraf sanatının ve popüler kültürün yüzyılımızdaki en belirleyici isimlerinden. Kariyerinin ilk yıllarında sanatçı kişiliği nedeniyle ne kadar reddedilmiş de olsa, 2011 yılında New York’ta gerçekleşen bir müzayedede “Untitled #96” fotoğrafı 3.89 milyon dolara satılarak döneminin satılan en pahalı fotoğrafı ünvanını kazanmıştır. Kendi yarattığı dünyaların ve insanların ışığında sanat adımlarını atan Cindy Sherman, kendi ritminin yolcusu bir efsanenin yaşayan en kanlı canlı örneklerinden…