Prada “Multiple Views SS21” koleksiyonu, yarının modasının kapılarını gerçek bir defile deneyimine en yakın ve cüretkar şekilde “The Show That Never Happened” ile aralıyor. Markanın ilk dijital show’u olma özelliğini taşıyan görsel yapıt, hem 5 sanatçının kolektif perspektifinden markanın yaydığı mesajı tekrardan yorumluyor hem de bizleri bekleyen yeni devrin belki de en deneyimsel, kapsayıcı ve radikal görsel show’u olarak akıllarımıza kazınıyor!

Siyah ve beyazın yalın bir çizgide kompleksin kıyılarında dans ettiği koleksiyon, adeta eski ve yeni arasında bitmek bilmeyen zamansız takdimin görsel bir şöleni. İlk kez herkesin Prada defilesini kendi dünyalarında, kendi zamanlarından ayırarak online olarak izleme şansını yakaladığı show, modada çok sesliliğin iletişime yansıyan en kapsayıcı örneklerinden. Bireysel betimlemelerin kolektif bir uyumla modada harmoniye dönüştüğünü gözlemlemekle beraber, her bölümde marka ve koleksiyon üzerine farklı bir bakış açısını deneyimliyoruz. Tüm dikkatlerin kıyafetlere çekildiği kolektif başyapıt, uzun ömürlü ve anlamlı look’ların zamanın akışında işlevselliğin mekanik döngüsünde derinleştiğini hissettiriyor adeta. Prada’nın keskin erkek ve hacimli kadın silüetinde şahlandığı “Multiple Views SS21” koleksiyonu duygusal bir dinamizmle 5 bölüme serpiştiriliyor…

Chapter I : Willy Vanderperre

Eskinin yenide deri değiştirdiği bir gerilim filmi edasında giriş yaptığımız koleksiyon, modayı kendi lenslerinin perspektifinden tanımlayan Belçikalı fotoğraf sanatçısı ve film yapımcısı Willy Vanderperre’nin görsel eserinde hayat buluyor. İçgüdülerinin rehberliğinde, tasarım konusundaki eğitim geçmişinin verdiği deneyimden de faydalanarak karelerine farklı bir derinlik katan yönetmen, modanın modayı doğurduğu şizofrenik bir iç gözlemle siyah ve beyazın kontrasında koleksiyonun saflığına ve dürüstlüğüne doğru bir yolculuğa çıkarıyor izleyenleri.

Chapter II : Juergen Teller

Prada look’larının adeta endüstriyel kültürün merceğinde sergilendiği ikinci bölümün görüntü yönetmenliğini W ve Purple Magazine gibi dergilerde çalışmalarıyla boy gösteren Alman moda fotoğrafçısı Juergen Teller üstleniyor. Makine sesleri arasına işlenen piyanonun dinginliğinde füzyon bir kapı aralayan bu bölümde Miuccia Prada’nın modern ve zariflik kokan koleksiyonun işlevsel ve dürüst  tarafının sanatçı tarafından görsel yorumuna tanık oluyoruz.

Chapter III : Joanna Piotrowska

Siyah beyaz fotoğraflarıyla tarih, hafıza ve repetisyon temaları üzerinden ölümsüzleştirdiği kareleriyle ünlenen Polonyalı fotoğraf sanatçısı Piotrowska, fizikselliği farklı boyutlara taşıdığı kompozisyonunda dikkatleri jest ve mimikler üzerinden koleksiyonun unutulmaz look’larına odaklıyor. İnsanın iki parmağının arasına hapsettiği ritmik şovun hipnozunda en dikkat çekici kısımsa, bizarlıktan beslenen sade ve şık görünümlerin stil esintisi…

Chapter IV : Martine Syms

Kendi ekranımızın kavramsal dijital ekranların ekseninde ete kemiğe büründüğü  dördüncü bölümde, koleksiyonun belki de en insancıl kolajına tanıklık ediyoruz. 60’ların etkisinde sinema kültürüne gönderme yapan video sanatçısı Martine Syms, görsel yüzleşmenin insan vücudundaki en dinamik örneklerinden birini Milano ve Los Angeles stüdyolarındaki monitörlerden gözler önüne seriyor.

Chapter V : Terence Nance

Zamanın akışında hız ve ritmin nefes verdiği son bölüm koleksiyonun dün, bugün ve yarında yarattığı fiziksel gerçekliğin sürreellikte vücut bulmuş bir yorumlaması. Prada SS21 koleksiyonunun Terence Nance’in lensinden ifadenin en bireysel haline evrildiği gösterişli kapanışla noktalıyoruz unutulmaz görsel show’u.

Şimdi sizleri  #PradaSS21 “Multiple Views, The Show That Never Happened” ile baş başa bırakıyoruz!