Alper ve Mehmet’in altı yıla dayanan dostluk ve müzikal birlikteliğinin ürünü olan Polen, geçtiğimiz yıl yayımladıkları “Benden Önce” isimli tekli ile dijital görünürlüğünü kazandı. Birkaç hafta önce Marufane etiketli servis ettikleri yeni şarkıları “Hayallerim” ile şimdilik neo soul ve RnB taraflarını gösteren ikili, henüz tanıtmadıkları funk yüzlerini ise bir sonraki tekliye saklamış. Hem kendi içlerinde hem de proje genelinde zıtlıklarıyla yaratıcı bir bütünlük kazanan ve henüz ülkemizde oldukça bakir olan topraklarda cesurca dolaşmaya hevesli olan Polen’i şimdiden takibe alın. İleride açık havada bir konserlerine denk gelirseniz de sakın kaçırmayın. Polen’in yaratıcıları ve yapım şirketi Marufane’nin kurucusu Mert ile grubun bugünü ve geleceğini konuştuk. Yeri gelmişken de Rollo May’i saygıyla andık.

Yeni kurulan bir grup olarak kendinizden ve bu projeye nasıl başladığınızdan konuşalım.

Alper: Mehmet ile Polen’in öncesine dayanan bir arkadaşlığımız var. Hem müzik geçmişimiz hem arkadaşlığımız beraber başladı diyebilirim. Bu da yaklaşık 6 yıllık bir süre. İlk iki-üç sene birlikte daha çok gitar ağırlıklı müzik yaptık. Sonra ben üniversiteden mezun olunca İstanbul’dan uzaklaştım. Bu sürede Mehmet müzik hayatına devam etse de ben biraz üretim sürecimi askıya aldım. Sonra Mehmet’in yaptığı çalışmaları gördüğümde birlikte yeniden müziğe odaklanmak, adını koymak hatta yeni bir formatta kendimizi ifade etmek için İstanbul’a döndüm. Bu kararın ardından tekrardan üretmeye başladık. 2018’in sonlarına doğru yavaş yavaş şarkılar ortaya çıktı ve bununla beraber de Polen oluşum sürecini tamamladı. Adı konduktan sonra çaldığımız şeyleri bilgisayar ortamına aktararak elimizde nelerin olduğunu görmeye başladık. Ağustos ayında “Benden Önce”yi yayınladık. Geçtiğimiz mart ayında da ikinci teklimiz “Hayallerim”i paylaştık. Her iki şarkı da Marufane etiketiyle dijital ortamda yerini aldı.

Mehmet: Bizim Polen’den önce de beste çalışmalarımız vardı ama çok amatörce ilerliyordu. Alper’in şehirden uzaklaşması aslında ikimizin de yalnız kalarak kendimizi geliştirmemize neden oldu. Bu süreçte daha farklı müzikler dinlemeye başladık. Dolayısıyla bir araya geldiğimizde çok daha hazırdık üretmeye.

Polen için bir zaman dilimi, bir mekan, bir atmosfer seçecek olsak tercihleriniz neler olur? Projeyi yerleştirdiğiniz hayali dünyayı tanımlar mısınız?

Alper: Müzik üretirken bazen dinleyiciyi zihnimde canlandırıyorum. Hatta büyük kalabalıkları ve bu kalabalıkların içindeki detayları da görecek şekilde hayaller kuruyorum. Zaman dilimi olarak 80’ler disko ilk aklıma gelen. Fakat Polen’in birden fazla zaman diliminde yer aldığını düşünüyoruz. Mesela 1950’lerdeki vocader ve synthsizer’ların kullanımı çok kritik bir zaman dilimi Polen için. İlk iki şarkımızda olmasa da özellikle yeni çıkacak olan kayıtlarımızda çokça bu elementleri dinleyeceğiz. Aynı zamanda Ray Charles’in gospel ile tepki çeken yaklaşımı da Polen için önemli. Çünkü o dönemlerde dini öğeler içeren bir müziğe yeni bir anlam yüklemek çok büyük bir olaydı. İyi ki yapmış Ray Charles.

Mehmet: Alper, geçmişten aldığımız ilhamlardan bahsetti sadece. Biz aynı zamanda geçmişten edindiğimiz yaklaşımları günümüzün seslerine uyarlayarak kullanıyoruz.

Alper: Polen’in şu anda bizim görebildiğimiz iki tane yüzü var. İlki, bir kulüpte pembe ve mor renklerin yoğunlukta olduğu loş bir ortamda, dinleyicilerin sessizce müziğe odaklandığı yüzümüz. Diğeri ise, daha funky ağırlıklı. Şimdiye kadar bu yüzümüzü göstermedik ama sıradaki yeni şarkımızda dinleyiciler bu tarafımızı da görecek.

Üretim sürecinde oluşan kaygıların, yeni bir şeyin geldiğinin habercisi olması düşüncesi çok hoşuma gidiyor.

Alper

Benimsediğiniz neo-soul, funk ve RnB müzik tarzları Türkiye’de çok fazla örneklerini göremediğimiz türler. Bunun nedeni nedir sizce? Kişisel olarak bunun enstrüman kullanımı ve vokal yöneliminden kaynaklanmadığını düşünüyorum. Sizin fikriniz nedir?

Alper: Doğru bir tespit bence. Rnb müzik yapan vokaller ve müzisyenler var. Hatta bunların bazıları, bizzat etrafımızdaki arkadaşlarımız. Funk çalabilen gitarcılar, neo-soul’a hakim olan davulcular var. Fakat dediğin gibi üretim oldukça sınırlı. Etrafımızdaki müzisyenler bu türleri seviyorlar ama yeni bir ifade tarzı geliştirmiyorlar.

Mehmet: Az önce Aga B’nin bir şarkısını dinliyordum. Onun şarkılarında bu bahsettiğimiz tınıları duyabilirsiniz. Keza Ezhel’in albümünde de çokça var. Her ikisi için de tamamen bu tarzı yapıyorlar diyemesek bile içinde bu müziklerin öğeleri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Başka sanatçıların da çalışmarında bu tınıları kısmen duymak mümkün. Biz yavaş yavaş da olsa bu türlere ilginin arttığını, gelecekte daha fazla çalışmanın olacağını düşünüyoruz.

Mert: Daha önce Alper ve Mehmet ile konuşmalarımızda bahsi geçmişti. Türkiye’deki müzisyenler genel olarak bu ifadelere hakimler, bu müzikal donanımlara sahipler fakat cover yapmaktan pek ileriye taşımıyorlar yaptıkları işleri. Yeni bir şey yaratmanın stresine, heyecanına girmeyi pek tercih etmiyorlar.

Hermann Hesse, “Mükemmel müzik dengeden doğar. Müzik gökle yer arasındaki ahenge, karanlıkla aydınlık arasındaki uyuma dayanır” sözleriyle müzikle olan ilişkisini tarif ediyor. Sizin Polen projesinden bağımsız olarak müzikle olan ilişkiniz nedir? Müzik hayatınızın hangi tarafından size sesleniyor, ya da sizi yakalıyor?

Alper: Bireysel anlamda düşündüğümde ilk olarak terapi özelliğiyle karşılaşıyorum. Bundan iki-üç sene önce Eric Fromm’un “Sevgi ve Şiddetin Kaynağı” isimli bir kitabını okumuştum. Bu kitapta yapıcı ve yıkıcı karakterlerin özellikleri sıralanıyordu. Birinin ölüm sever, diğerinin yaşam sever olmasından bahsediyordu. Bu kitabı okuduğumda zıtlığı tam kavrayamamıştım ama yine de karakterlerin davranış şekillerinden bir fikrim oluşmuştu. Sonrasında Rolla May’in “Yaratma Cesareti” kitabında bir aydınlanma yaşadım. Çünkü zıtlığın yaratıcılığa olan etkisini ve bu süreçte psikolojimizde olan değişiklikleri inceleyen bir kitap. Nefret, hırs gibi yıkıcı ve ağır duyguları bastırmak yerine bu hisleri kabullenerek yeni bir ifade geliştirmekten bahsediliyordu kitapta. Ben de o sırada kendi yaptığım şeyin bu olduğunu fark ettim. Üretim aşamasında hiçlik hissiyatının yerini dolduran şeyin bu olduğunu anladım. O kitapta şöyle bir söz vardı: “Ruhsal hiçliklerin yarattığı kaygı, tinin doğum sancısı olmasın.” Üretim sürecinde oluşan kaygıların, yeni bir şeyin geldiğinin habercisi olması düşüncesi benim çok hoşuma gidiyor. Kendi adıma müzikle olan bağımı böyle ifade edebilirim.

Mehmet: Benim müzikle olan ilişkim daha somut ve materyalist diyebilirim. Müziği, bas ve tiz frekansların bir araya gelerek yarattığı harmoni olarak görüyorum. Bendeki zıtlık da bu şekilde oluşuyor. Ben daha çok ses tasarımı kısmında kalıyorum.

Müzikle olan ilişkim daha somut ve materyalist diyebilirim. Müziği, baz ve tiz frekansların bir araya gelerek yarattığı harmoni olarak görüyorum.

Mehmet

Geçtiğimiz yıl ilk tekliniz “Benden Önce” yayımlandı. Şimdi yakın zamanda “Hayallerim” isimli ikinci teklinizi paylaşacaksınız. Ne var Polen projesinin geleceğinde? Hayaller nereye kadar uzanıyor?

Mert: Polen ile yollarımız birleştikten sonra sistematik çalışmayı kendimize hedef koyduk. Bu noktada şöyle söyleyebilirim ki, yapımcı olarak Polen’den daha iyi bir grupla çalışabilir miydim bilmiyorum. Çünkü “Hayallerim” teklisi çıktığı gün sosyal medyada o hareketlilik devam ederken Mehmet ve Alper çoktan bir sonraki şarkılarına çalışmaya başlamıştı. Stratejimiz, ilk teklimiz “Benden Önce”yi yayınlayıp reaksiyonları görmekti. İkinci tekli “Hayallerim”de daha konsantre bir çalışma yaptık. Tabii ki pandemi durumundan dolayı planlarımız değişti. Hem sanatçı hem de yapımcı tarafında gidişata göre hareket etme zorunluluğu oluştu. İlk etapta daha farklı düşünüyorduk. “Hayallerim” çıktıktan sonra bir EP fikrimiz vardı. Ama çok hızlı şekilde sonraki şarkımız “Koş Koş Koş” bitince, onu da tekli formatta yayınlamaya karar verdik. Albüm yapmak istiyoruz ama bunu bir zorunluluk olarak görmüyoruz. Şu anda adım adım ilerlemeyi daha uygun buluyoruz. Konserlere gelince… Polen ilk konserini Soho House’da verdi. Çok güzel bir katılımla eğlenceli bir konser oldu. Soho House tekrar açıldığında yeniden terasta bir konser vermek istiyoruz. İkinci konserimizi de Kadıköy Nayah’ta yaptık. Eğer yaz mevsiminde normale dönüş başlarsa sıradaki konserlerimizi teraslarda vermek istiyoruz. Fakat şimdilik belirgin bir konser programımız yok. Gidişata göre şekillendireceğiz.

Alper: Albüm çıkarmak her sanatçının hayalinde vardır. Biz aceleye getirmek istemiyoruz. Albüm yapacağımız zamanı hissedeceğimize inanıyoruz.