Bundan üç ay öncesine kadar “koronavirüs” çoğumuz için pek de bir şey ifade etmiyordu. “Sosyal mesafe” nedir bilmezdik, çünkü mesafelerin de bir önemi yoktu. Hayatımıza girdiği gibi tüm düzenimizi tepetaklak eden bu virüs, her şeyi durma noktasına getirmiş olabilir ama yaratıcılığımızı daha da kamçıladığı kesin. Karantina dönemi boyunca FaceTime ve iPhone üzerinden yaptığımız çekimler, artık dev prodüksiyonların değil, yaratıcılığın daha önemli olduğunu hepimize kanıtladı. Bu dönem, üretkenliğin alternatif yollarını keşfetmemiz için harika bir fırsattı. Evlerimize kapandığımız sıkıcı günlerde, Burcu Karademir, Eylül Ezik, Ozan Tezvaran, Fatih Yılmaz ve Mesut Yazıcı, uzaktan kumandayla harikalar yarattı. Artık mesafeleri kaldırmak için telefonumuzu elimize almamız yeterli! 

Sosyal mesafede üretmek, yaratıcılığı hayatının merkezine alan bizler ve bizim gibiler için bir dönüm noktasıydı. “Şimdi ne yapacağız?”, “Nasıl olacak?” sorularını kendimize sürekli sorduğumuz bu süreçte, telefonumuzla geçirdiğimiz vaktin daha da arttığı gerçeğiyle, herkesin aslında “gözümüz” olabileceğini gördük. “Çekim süreçlerinde hem samimiyeti hem de görüntü kalitesiyle FaceTime aramaları vazgeçilmeze dönüştü! Karantina döneminde kendisini duvarlarla çevirmekten kaçınan kreatiflerimizle, samimi seriler oluşturduk” diyen Based Istanbul Genel Yayın Yönetmeni Duygu Bengi, bu naif dünyanın başka türlü yaratılamayacağına inanıyor. Geriye dönüp baktığımızda, altına imzasını attığımız bu kurgulardan vazgeçemeyeceğimize eminiz.

Büyük bir dijital çöplüğün içinde kaybolmuş gibiydik. Bundan arındık bence. Artık pek çok şeyi yapmış olmak için yapacağımızı düşünmüyorum.”

Eylül Ezik

“Bu süreç bence temel olarak kendi kendine yetebilme ve rafine olmayı kazandırdı” diyen Eylül, sürece ve sonrasına ayak uydurmayı başarabilen, kaliteli ürün sunabilen ve o içeriği üretebilenlerin başarılı olacağına inanıyor.

“Hangi kamerayla, neyle çektiğin değil, ne çektiğin önemli” diyen Fatih ise son dönemde en başarılı bulduğu son iki işini de uzaktan çalışarak yaptığını söylüyor. Biri Edis için yaptığı “Perişanım” müzik videosu, diğeriyse Based Istanbul’la Netflix için yaptığı kısa film…

Hangi kamerayla, “neyle” çektiğin değil, “ne çektiğin” önemli.

Fatih Yılmaz

Koronavirüsün sektöre kazandırdığı ve kazandıracağı sayısız perspektif var kuşkusuz. Doğanın kendini yenilemesi gibi, sektörün de yenilenmeye, nefes almaya ihtiyacı olduğunu savunan Mesut, “Artık kaliteli yüksek pikselli görseller değil de, gerçek kreatif piksellerin olduğu bir perspektife doğru kapıları araladık” diyerek sektördeki olumlu değişimin altını çiziyor.

Bu sürecin tüm kreatiflerin bakış açısını değiştirdiği ve hatta önyargıları yıktığı bir gerçek. İmkanları kısıtlayan karantina döneminin istediği sonuca giden yolları çeşitlendirdiğini söyleyen Burcu, “Uzaktan çekimlere başlarken önyargılardan çok, bence baskı hissediyorsun. Çünkü o değişik sıkışmışlıkla birden büyük bir adım atman gerektiğini düşünüyorsun” diyor.  Bilmediği bir suya, sorumluluğu olan kişilerle atlama hissi tedirginlik vermiş ona önce. Ama sonra, fazla düşünmeden atlayıp yüzmeye başlayınca, çok zevkli olmuş her şey.

Artık kaliteli yüksek pikselli görseller değil de, gerçek kreatif piksellerin olduğu bir perspektife doğru kapıları araladık.

Mesut Yazıcı

Ozan için en heyecan verici kısım ise hiçbirimizin daha önce deneyimlemediği şartlarda, günlük hayatta gidemediği yerlerde, buluşamadığı insanlarla fotoğraf çekebilmek olmuş. Uzaktan çekim için “Bir nevi kukla oynatmak gibi, karşındaki modelin kamerasını yönlendirerek bir kare yaratmaya çalışıyoruz birlikte” diyen Eylül, yaşadığı farklı deneyimin ona çok şey kattığını söylüyor ama birebir gerçek çekimin yerini asla tutamadığını düşünüyor. İmkanları genişlettiği ve mesafeleri ortadan kaldırdığı için uzaktan çekimin ona da çok şey kazandırdığını söyleyen Burcu, “Çok eğlendim, yeni şeyler deneyimledim, öğrendim ama bir arada olmanın hissi bambaşka” diyor.

Sette olmayı, ekiple ve modeller ile birebir iletişimi daha çok sevdiğini söyleyen Mesut, çok keyif alarak ve eğlenerek bir süre daha bunu üretmeye devam etmek istiyor. Normalde FaceTime’ı uzaktaki arkadaşları ve ailesi ile görüşmek için kullanan Mesut, yine kısa zamanda normale dönmek ve FaceTime’ı tekrar amacına uygun kullanmayı ümit ediyor!

Aynı ortamda bulunmadan, elinde kamerayı tutamadan, “sanal” olarak gerçekleştirilen bir çekimin artıları da var, eksileri de. “Minicik bir oyunu, kadrajı tarif etmek bile 15-20 dakika sürebiliyor. Benim değil onun baktığı, hissettiği görüntüyü çekmek benim için pek avantajlı olmuyor tabii” diyen Fatih, yine de bu çekimlerin sunduğu samimiyetin altını çiziyor. Oyuncunun kendi kendine olması, her şeyi çok başka bir samimiyete taşıyor. “Uzaktan çekim yapmanın en güzel yanı, oturduğun yerde kahveni yudumlarken modeli yönlendirmek” diyen Mesut, zaman kaygısı olmadan çekim yapmanın avantajlarına değiniyor. Sosyal izolasyonun getirdiği fiziksel koşullara meydan okuduğumuz bu dönem, prodüksiyon masrafı olmadan, seyahat süresini ve sürecini denklemden çıkararak dünyanın dört bir yanında çekimler yapmamızı sağlıyor.

Hiçbirimizin daha önce deneyimlemediği şartlarda, günlük hayatta gidemediğim yerlerde, buluşamadığım insanlarla fotoğraf çekebileceğim için çok heyecanlıydım.

Ozan Tezvaran

Bu dönemde yaptığımız uzaktan çekimleri unutamayacağımız kesin. Burcu’nun anıdan ziyade, unutamayacağı çok yoğun hisleri olmuş. “Herkesin benim elim, gözüm gibi canla başla çalışmasını, güzelleştirmek adına çok büyük emek vermesini, konuya uyumlarındaki naifliği, mesafesiz sevgiyi ve yaşama bağlılık hissimin uyanışını hiç unutmayacağım” diyor. “Bir günde 6 oyuncuyu çekmek, standart dünya gerçekliğinde mümkün olamayacak bir şeyken, uzaktan çekimlerle böyle bir şey yapabildik. Görüntüleri çekerken oyuncuların gösterdiği çabalar çok tatlıydı” diyen Fatih ise elinde kahvesiyle, uzaktan yönettiği çekimleri unutamıyor. Ozan’ın çektiği modeller arasında yer alan Zoe’nin koronavirüs döneminde eskiden performans sanatçısı olan birinin İngiltere’deki şatosuna sığınması, herkese unutamayacağı bir deneyim yaşatmış. “Kolektif şekilde yaşamlarını sürdüren, bir grup queer insanın şatodaki izole yaşamı benim için oldukça merak ve heyecan barındırıyordu” diyen Ozan, FaceTime ile şatonun etrafını gezmiş, uçsuz bucaksız bir tarla içerisinde gün batımını bile izlemiş. Şimdiki hayali ise, her şey normale döndükten sonra Zoe ve arkadaşlarını o şatoda ziyaret etmek…

Bilmediğimiz bir suya, sorumluluğun olan kişilerle atlama hissi tedirginlik verdi önce. Sonra fazla da düşünmeden atlayıp yüzmeye başlayınca, çok zevkli oldu.

Burcu Karademir

Bu süreçte, FaceTime veya iPhone üzerinden gerçekleştirdiğimiz tüm çekimler favorimiz haline geldi. “Yeni normal”de bizleri neler bekliyor henüz bilmiyoruz ama yaratıcılığın sınırlarını zorladığımız karantina döneminden çok şey öğrendiğimiz kesin…