10:50 ve Başa Sarıp Dur şarkıları ile kalbimizi fetheden Seda Erciyes, mühendislik öğrencisiyken müzikle yolu kesişen genç bir yetenek. Eğitimi sırasında bir yandan sahne almaya devam eden Seda, şarkı söylemenin ve performans sergilemenin vazgeçilmezliğine kapılıp, yoluna müzik ile devam etmeye karar verenlerden. Les Benjamins’in The Bodrum Edition’da açılan yeni pop-up mağazasında bir araya geldiğimiz Seda, sadece sesiyle değil, sadeliği ve ışıltılı kişiliğiyle de bizi etkiliyor.

Müzikten önce bir mühendislik geçmişin var, bu eğitiminin müziğe farklı katkıları olduğunu düşünüyor musun?

Kesinlikle. Armoni öğrenmemde analitik düşünme becerisi bana çok yardımcı oldu. Unutmuş olsam da aldığım derslerden dolayı kısa bir yazılım geçmişim var. Bu da farklı DAW’lara adapte olmamda işimi kolaylaştırdı. Bir yandan ses teknolojilerinin, ekipmanların donanım bilgileri hakkında fikir sahibi olmak çok güzel. Zaten mühendisliğe girerken hayalim kendi hifi markamı kurmak veya akustik ile ilgilenmekti. Bir de Herbie Hancock gibi bir figürüm vardı, elektrik mühendisliği diplomasını dahiyane şekilde kullanan bir efsane. Şarkı söylemenin, performansın ne kadar vazgeçilmez bir şey olduğunu görünce ve müzik düşünmekten ders çalışmaya vakit kalmayınca bu hayalden vazgeçtim. Öğrenmenin yaşı yok, sanırım yaşlanınca bunun için tekrar uğraşacağım.

Kimlerden ilham alıyorsun?

Feminenliğini en güçlü şekilde kullanan ve bunu duruşu olarak sergileyen müzisyenlerden, Queer kültüründen, özgün tasarımcılardan, yönetmenlerden ve bunlardan etkilenen tüm müziklerden ilham alabilirim. Ders niteliğinde en çok dinlediğim dönem Jazz’ın etkilediği 90’lar neo-soul ve hiphop dönemi.

70’ler sana ne ifade ediyor?

Aşık olduğum ilk müzisyenler: Robert Plant ve Marvin Gaye. Robert Plant’in rockstarlık statüsü, sahnede yaydığı ışık, dönemin getirdiği özgürlük hissi ve Marvin Gaye’in kadife sesiyle ve minimum eforla iliklere kadar işlediği tutkulu şarkıları. Ve tabii ki Soul Train hissi ve modası. Güçlü ve şehvetli bir dönem.

Caz müziğine yönelmen nasıl oldu?

Caz müziğine Elif Çağlar’ın caz vokal atölyesi ile başladım. Ardından ilk caz grubumla Genç Caz yarışmasında final sahnesinde yer aldık. Daha sonra kendimi eğitmeye ve sahne almaya devam ederken Güç Başar Gülle ile tanıştık ve kısa bir dönem onunla da çalışma şansı yakaladım. Bir süre de Randy Esen ile doğaçlama çalıştım. Bütün bunları caz müziğini çok sevdiğim, hakkında daha çok şey bilmem gerektiğini düşündüğüm için yaptım ancak aklımda üretirken hep hip hop ve R&B tınıları vardı. Şu an bir caz müzisyeni değilim ancak öğrendiklerimi yansıtmaya, dinlediğim ve etkilendiğim müzikleri harmanlamaya çalışıyorum.

10.50 klibinden bahsedebilir misin? Çekim süreci ve fikir aşamaları nasıldı?

Klibin yönetmenleri Eymen Topçuoğlu ve Can Esat Yalkın, kreatif tarafta ise Barış Çetin var. Klibin fikrini Eymen ile birlikte yazdık. Gece geç saatte gelen aramaların etkisini ve zehrini bir kadının hayal dünyasında resmettik. Her bir enerji alanının bu zehirli ilişkiden nasıl etkilendiğini gösterdik. 4 kadın onun yüceltmeye çalıştığı feminen enerjiyi temsil etti, erkek de bir türlü çözümleyemediği ilişki sorunlarını. Dünyamızı desatüre ve sade seçtik ancak “glam”i de ihmal etmedik. Kendimi de böyle özetleyebilirim: Sade ve glam bir arada.

Son Spotify keşfin?

Türkiye’den Emir Taha ve İngiltere’den Lylo Gold. En son dinlediğim albüm Freddie Gibbs & The Alchemist – Alfredo.

Bu dönemde bitirdiğin bir kitap?

Yalnız Şehir – Olivia Laing.