Hayatta birbirlerine sımsıkı bağlı ve aynı zamanda tamamen zıt olan iki nokta; yaşam ve ölüm. “İşte bu benim büyüme hikayem” diyen Vyacheslav Onishchenko, siyah & beyaz çekimleriyle küçük bir hastanede verilen yaşam mücadelesini bizlere ‘‘Medicine through my eyes’’ serisiyle sunuyor. Ve bu seri üç yıllık hikayesine rağmen hiç bu kadar anlamlı olmamıştı…

Ukrayna asıllı sanatçı Vyacheslav Onishchenko, çekimlerini de Ukrayna’nın güneybatısında bulunan Odessa’da gerçekleştirmiş. Odessa’nın küçük bir şehri olan Rozdilna’da bulunan hastanede yaptığı çekimler, Onishchenko’nun fotoğrafçı olarak gerçekleştirdiği ilk belgesel proje. Fotoğrafçı olarak ilk diyoruz, çünkü kendisi aslında Tıp Fakültesi mezunu. Devlet için çalışma zorunluluğu bulunan Onishchenko, 3 yıl boyunca aynı hastanede hizmet vermiş.

Hastanede çalışmaya başlamadan önce hayat umursamaz bir yerdi benim için. Güneş ve renklerle dolu bir yerdi.

Vyacheslav Onishchenko, kendi serüvenini iki ayrı parçayla bizlere anlatıyor: Hastane öncesi hayatını renkli olarak tanımlıyor ve hastanede burun buruna geldiği ölüm konseptiyle hayatının renksizleştiğinden bahsediyor. Çalışmaya başlamadan önce ölümün kendisi için soyut bir kavram olduğunu, fakat 3 yıllık zorlu çalışma deneyiminin ardından bu kavramın farklı bir boyut kazandığını söylüyor. Bizler için de öyle değil mi? Ölüm, yakınımıza gelmeden anlayabileceğimiz bir şey değil. Onischenko için de bu böyle. Hastanede şahit olduğu acılar ona ölüm kavramının gerçekliğini öğretmiş ve yaşadıkları sanatına yansımış. Onischenko’nun şikayet ettiği nokta ise Odessa’da ne yazık ki sadece parası olanların iyi bir tedavi görmesi ve ekonomik sıkıntısı olanların küçük hastanelere mahkum olması… Onischenko, hastane sonrası hayata farklı baktığını ve dolu dolu yaşamanın önemini anladığını dile getiriyor.


Ölüm, benim için sayı ve yüzdelerden ibaret.


Var oluşumuzun bir sonu olduğunu ve insanın kendi evinde hayata gözlerini kapamasının daha iyi olduğunu anladım.