Aşk 101’i izledikten sonra bir kez daha soruyoruz kendimize; “İnsan neden iyilik yapar?” ama aslında cevabını bilmediğimiz başka bir soru daha var; “İyilik nedir?”. Pınar’la yanıtları bulmaya çalışırken duygularımızla mantığımız arasında bir yerlerde gidip geliyoruz.

İnsan neden iyilik yapar?

Yüzyıllardır insanların konuştuğu, benim de üzerine sayısız kitap okuduğum ama asla cevabını bulamadığım bir soru. İyilik ne demek bir kere? Mutlak bir iyi var mıdır ya da herkesin iyi dediği şey gerçekten iyi midir? İnsanların çoğunluğu kendi çıkarları doğrultusunda iyilik yapıyor bence. Bugün sana yarın bana mantığı…

Vicdan temizliği içinde olabilir tabi. Etkileşim içinde olmak zorundayız ve birbirimizle anlaşabilmemizin tek yolu bu. İyi bir insan olabilmek, bunu paylaşabilmek belki de!

Önyargılarınla nasıl başa çıkıyorsun?

Yargılamayarak. Ya da buna çabalayarak. Karşılaştığın birine ya da bir şeye karşı, ister istemez bir fikir ediniyorsun. Anlamaya çalışıyorum ya da hiç kafa yormayıp direkt iletişimimi kesiyorum. Daha sınırsız ve özgür düşünmeye çalışıyorum. Kendimi nötr tutmaya çalışıp karşımdakinin söylediklerinden ziyade niyetiyle ilgileniyorum. Kendiyle fazlaca uğraşan biriyim. Yenilenmek hayat mottom gibi… Oyunculuğu da bir nevi bu yüzden yapıyorum. Bir karakteri ele alırken onu anlamaya çalışıyorum. Asla yargılamıyorum. Oynadıkça Pınar’ın yargıları gidiyor, insanı daha iyi anlamaya başlıyor. O yüzden bana benzemeyen rolleri oynamak çok daha keyif verici.

Hepimiz başka kapılardan bakıyoruz dünyaya. Hayat da tam bu yüzden çekilebilir ve eğlenceli oluyor.

Karşındakileri yargılarken bulur musun kendini?

Bazen… Fark ettiğimdeyse hemen oradan çıkmaya çalışıyorum. Yargıladığım ne varsa ona dönüşüyorum; tecrübeyle sabit! Sayısız insanın yaşadığı evrende herkesin birbirine uyumlanması mümkün değil. Herkesin bu kadar farklı olması muazzam bir şey bence. Birbirimize benzeme ya da aynı düşünme çabamızı anlayamıyorum. Hepimiz başka kapılardan bakıyoruz dünyaya. Hayat da tam bu yüzden çekilebilir ve eğlenceli oluyor.

En büyük korkun?

Kendi kafamın içinde kaybolmak! Zihnim o kadar çok çalışıyor ki sırf bu yüzden uyuyamadığım çok zaman var. Düşünecek bir şey bulamadığında da kendi kendine takılıp beni uyutmuyor sağ olsun. O yüzden kendime durmayı öğretiyorum. Boşluk hissini, daha çok meditasyon yapmayı. Hayatta hiç bir şey yapmadan sadece nefes alarak anda kalmayı öğreniyorum.

Lise yıllarında hayalini kurduğun yere ne kadar yakınsın?

Yakın gibiyim aslında, yöntemim değişti sadece… Dünyayı kurtarabilirim düşüncesindeydim, çok idealisttim o zamanlar. Belli kuruluşlarda gönüllü faaliyetler yapıyordum. İnsanlara, çocuklara yardım etmeye çalışıyordum kendi çapımda. Sonra, fark ettim ki önce kendi dünyamı değiştirmem ve sakin olmam gerekiyor. Oynayarak da çok fazla insana dokunabilirim. Söyleyecek çok sözüm ve yapmak istediğim çok şey var. Ama bunun için daha yolum var, biliyorum. İnsanlarım arttıkça daha da güzelleşeceğim. Daha çok dokunacağım.

Korkularınla yüzleşmeye cesaretin var mı?

Önceki ben olsam, “Hayır!” derdim, ama o kadar çok değiştim ve o kadar çok değişiyorum ki korkumun üzerine gitmek inanılmaz bir haz veriyor artık. Korkuyla aramızda garip bir bağ var meydan okuyoruz birbirimize. Kediden çok korkuyordum mesela, gidip bir kedi sahiplendim. Onun sayesinde canlı olan her şeyle ilişkim değişti. Kendimi dinlemekten çok korkuyordum. Şimdi sadece içimdeki o hissi dinliyorum. Kendimi sevdikçe, hayır diyebildikçe; güçlendiğimi, var olduğumu hissediyorum.

Aşkı nasıl tanımlarsın?

Tanımlanamayan bir duygu olarak tanımlayabilirim. Çok öznel. Hissedilen bir şey. Ağlamak gibi değil yani… Gözyaşlarıyla anlatabilirsin o duyguyu ya da sesini yükselterek gösterebilirsin öfkeni…. Ama aşık olduğunda nasıl hissedersin… Bin bir türlü varyasyonu var. Yaşadığım şeyi anlamlandırmaya çalışmıyorum, sadece yaşıyorum. Her defasında başka bir şey hissediyorum, her insan başka bir etki bırakıyor bende. Karşı cinse duyulan aşkı soruyorsan merak dürtüsü en baskın olanı.

Röportaj Duygu Bengi
Fotoğraf Burcu Karademir