İşlerini üretirken insan psikolojisi ve gündelik problemler üzerine eğilen Esra Gülmen’i henüz duymadıysanız, çok şey kaçırıyorsunuz. Tipografiyle illüstrasyonu zekice harmanlayan ve hatta tipografiyi çoğu zaman illüstrasyon olarak kullanan Esra Gülmen’in tasarım macerası, Frankfurt’a kadar uzanıyor.

8 yıl önce Ogilvy Frankfurt’ta reklam dünyasına adım atan Esra, aslında bir iç mimar. “Güzel sanatlar fakültesine hazırlanmadan önce grafik tasarım ne, tam olarak bilmiyordum. Böyle istatistik chart’ları falan var ya, benim için grafik oydu” diyor. Ailesi güzel sanatlar fakültesinde okumasına pek sıcak bakmadığı için iç mimarlığı seçerek onları ikna etmeye çalışan Esra, sonunda kendini Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nde iç mimarlık bölümünde bulmuş ve Bauhaus ekolüyle kurulan bu okul, onu grafik tasarımıyla tanıştırmış. “Mezun olduktan sonra birkaç yıl okulda akademisyen olarak çalıştım, bu sırada sürekli illüstrasyon yapıyordum. O zamanlar bir işim Lürzer’s Archive 200 Best Illustrators Worldwide kitabına girmişti” diyen Esra, ilerde iç mimarlık yapmak istemediğini anlamış.

Genellikle canı bir şeye sıkıldığında oturup çizim yapan Esra’ya göre yaptığı iş, kişisel bir terapi gibi. Sanat ve tasarımı harmanlamanın en heyecan verici yanını, “Tasarımın problem çözme derdi varken, sanatın öyle bir derdi yok. Sanatı bu problem çözme sürecine, mizah yoluyla dahil etmeyi seviyorum” diye tanımlayan Esra, problem çözerken insanları biraz güldürmek, beyinlerine ve kalplerine dokunmak istiyor.

Sözlerin duygularımızı ifade etmede çoğu zaman kifayetsiz kaldığı durumlarda, çizimlere sığınmak en iyi çözüm. En büyük hayallerinden biri New Yorker’a kapak çizmek olan Esra’nın iç dünyasını daha iyi anlamak için, sizi çizimleriyle baş başa bırakıyoruz.

Bugünlerde nasıl hissediyorsun?

İlhamı nasıl tanımlarsın?

Şu anda hangi şehirde olmak isterdin?

Yaratıcılar için bir tavsiye?

Analog mu, dijital mi?

Bizi çocukluğuna götür!