Yıl 2015. Pharrel Williams, müzik dünyasının zirvesi olan Glastonbury’nin ışıkları en parlak sahnesi, Pyramid Stage’de. 1.5 yıl önce yayımladığı “Happy” ile yeryüzünün keder bulutlarını dağıtmayı başaran Pharrel, ansızın evrensel motivasyon kaynaklarından birine dönüştü. Herkes Pharrel’in konseri “Happy” ile kapatacağından emindi. On binlerce insanın da tek isteği buydu. Nitekim “Happy” hep bir ağızdan söylendi. Fakat konser bitmedi. Pharrel Williams, önce özgürlük ile ilgili dağları titretecek cümleler kurdu. Sonra herkesi dayatılan sınırları aşmaya, birlik olmaya ve insanlığın gücüne inanmaya çağıran yeni şarkısını söylemeye başladı. Nakarat bölümüne gelindiğinde şarkının adı çoktan “Freedom” olarak konmuştu. Bu konserden birkaç ay önce adidas, Pharrel Williams ile yaptığı iş birliğinde ikonik modeli Superstar’a paletteki tüm renkleri bağışladı ve insanlığa tıpkı senelerdir yaptığı gibi kendilerini özgürce ifade etmeleri için yeni bir alan açtı. Tıpkı yıllar önce Run-DMC’nin Madison Square Garden’ı dolduran seyircilere dönüp adidas ayakkabılarını havaya kaldırarak birlikte temsil ettikleri değerleri tüm dünyaya göstermelerini istediği gibi… adidas, kurulduğu günden beri popüler olsun ya da olmasın tüm kültürlerin merkezinde yer aldı. Superstar da markanın her kapıdan geçip her insanla tanışan ikonik modeli olarak tarihe geçmeyi başardı. Şimdi dilerseniz kaseti başa saralım ve adidas Superstar’ın yarım asrı dolduran, sokaklardan, sahnelerden, dans pistlerinden ve parkelerden geçen yolculuğuna daha yakından bakalım.

60’lı yıllarda Amerika, tam olarak odasına kapanan küçük bir çocuğun kendi oyuncaklarıyla oynaması olarak değerlendirilebilir. Bu süreç, pek çok alt kültürün doğmasını, var olanların ise yaratıcılıkla bezenip yeşermesini sağladı. Hal böyle iken olan bitenler tarihte ilk kez Avrupa’dakilerin dikkatini çekmeyi başardı. Tam bu sırada, tarih atacak olursak 1969’da adidas, kataloğundaki Supergrip ve Pro Model’in silüetlerinden esinlenip spordan aldığı ilhamla başta basketbol olmak üzere atletizm alanında birçok ihtiyaca cevap veren Superstar’ı piyasaya sürdü. Superstar, melez bir model olmanın çok daha ötesinde tasarımsal bir detay taşıyordu. O da koruyucu özellik olarak eklenen kauçuk burun yapısı. Bu devrimsel detayın yıllar geçtikçe Superstar’ı giyen herkese, tüm önyargılara ve onlara dayatılan kalıplara karşı bir kalkan oluşturacağından henüz kimse haberdar değildi.

Photo: Kaarem Abdul Jabbar

Superstar basketbol sahasına iniyor

Eğer Superstar için bir başlangıç noktası belirleyeceksek elimize büyük boy bir kahve alıp en yakındaki basketbol sahasının ahşap tribünlerine oturmamız gerekiyor. Superstar’a Amerika kapılarını açan ve ülke genelinde çeşitli spor dallarında kullanıma sokma fikrini veren Chris Severn, ayakkabının tarihinde önemli bir yere sahip. Severn, sadece bu fikri vermekle ya da ayakkabının tasarımına katkıda bulunmakla kalmadı. Tek başına ülke genelindeki birçok spor salonunu ziyaret etti. Basketbol oyuncularını ve koçları üç şeritli ayakkabıyı denemeleri için ikna etmeye çalıştı. Severn, o zamana kadar sporcuların ayakkabı tercihlerinin sadece alışkanlıklardan ibaret olduğunu biliyordu ve Superstar’ın şans bulursa fark yaratacağından emindi. Kuşkusuz öyle de oldu. Ard arda üç oyuncusu kullandıkları spor ayakkabısı yüzünden sakatlanan San Diego Rockets’in koçu Jack McMahon, Superstar’a parkede ilk şans veren isim oldu. Peki sonra ne oldu? Superstar, satışa sunulduktan sadece dört yıl sonra profesyonel basketbol oyuncularının yüzde 85’inin tercih ettiği spor ayakkabısı haline geldi. Bu olağanüstü başarı, 1976’da dönemin NBA’deki en yıldız ismi Kareem Abdul-Jabbar ile yapılan anlaşma ile taçlandırıldı. Superstar, genel geçer kurallara kafa tutmuştu ve sadece bir ayakkabı değil yeni bir bakış açısı sunarak sıfırdan girdiği dünyada zirveye çıkmayı başarmıştı. Artık tribünden kalkıp sokağa dönmenin zamanı gelmişti.

Sokak kültürüne ait bir ikon

Superstar’dan yayılan evrensel mesajların sokaklarda yankı bulmaması düşünülemezdi. Ayakkabı, önce 1982 yılında Malcolm McLaren’in “Buffalo Gals” şarkısına çektiği klipte Rock Steady isimli breakdance topluluğuyla ekranda göründü. Ardından Graffiti Rock isimli TV programında bu sefer Rosemary ve Dino isimli B-girl ve B-boy’un kalın bağcıklı ayakkabılarını göstererek “Bizim spor yapma şeklimizde bu!” açıklaması Superstar’ın çoktandır sokaklarda dolaştığını kanıtladı.

80’li yıllar, Amerika’da hip hop kazanının iyiden iyiye kaynadığı dönemdi. Beastie Boys, Billboard müzik listesinde zirveye çıkan ilk hip hop grubu olmuştu. Kendine ait giyim tarzları bulunan bu topluluk için sneaker’lar, sadece görünüşlerinin bir parçası değildi. Durumun böyle olmadığını tüm dünya Joseph Simmons, Darryl McDaniels ve Jason Mizell üçlüsünün oluşturduğu hip hop grubu Run-DMC’den öğrenecekti. Nasıl mı? 1985 yılında Dr. Deas, “Felon Sneakers” isimli bir şarkı yayımladı. Şarkıda spor ayakkabıların faturalarını ödeyemeyeceğine, bir arkadaşın hapse girdiğinde onu asla kefaletle kurtaramacağına ithafta bulunan sözler vardı. Ayrıca spor ayakkabı giyenleri iradesini kaybetmekle suçluyordu. Etrafta duyulmaya başlanan bu şarkı, Run-DMC’nin kulağına kadar geldi. Grup, gençliği belli bir kalıba sokmaya çalışan, onları sadece giydikleri spor ayakkabısından dolayı yargılayan Dr. Deas ve onun gibi düşünenlere cevap olması için “My Adidas” isimli bir şarkı kaydedip paylaştı. Şarkı, kısa sürede sokak kültürünün marşı haline geldi. Öyle ki, adidas’ın yöneticisi Angelo Anastasio şarkının Superstar’ın satışlarındaki artışa olan etkisini anlayabilmek için Run-DMC’nin Madison Square Garden’deki konserine gitti. Grup, “My Adidas” şarkısını söylemeden önce kalabalığa dönüp “Eğer bir adidas ayakkabınız varsa çıkarın ve havaya kaldırın” diye seslendi. Yanıt, 40.000 kişinin aynı anda havaya kaldırdığı adidas’ları oldu. Evet adidas, dolayısıyla Superstar, sokak kültürünün vazgeçilemez bir parçasıydı artık.

Amerika kıtasındaki hip hop dalgası, 90’larda Avrupa ve Uzak Doğu’ya da ulaştı. Modern sokak kıyafetlerinin artan trendi ile birlikte Superstar’ın ünü de yayıldı. Bir yandan Londra’da acid-jazz’ın hüküm sürdüğü kulüplerin simgesi haline gelen Superstar, diğer yandan Japonya’da koleksiyon parçası olarak nitelendiriyordu. A.B.D. gazeteleri koleksiyonerlerin Macaristan veya Fransa’da üretilen ikinci el Superstar’lar için 100 Dolar teklif ettikleri ilanlarıyla doluydu.

Taşıdığı evrensel değerler sayesinde hiçbir zaman tek bir topluluğa ait olmayan Superstar, yıllar geçtikçe pek çok farklı kültürün kalbinde yer aldı. Nitekim Superstar, 90’ların sonunda başlayan ve 2000’lere geldiğimizde ana akımın parçası olan İngiltere merkezli rock müziğin de sembolleri arasına girmişti. Bir yandan dünyayı kasıp kavuran Oasis grubu sahnede Gazelle’leri ile boy gösterirken diğer yandan Superstar, 35. yaşını The Stone Roses’ın efsane frontman’i Ian Brown’a özel hazırladığı siyah üstü kırmızı şeritli yeni tasarımıyla kutladı. Aynı dönemde Japon sokak giyimi markası BAPE ile başlayan ortaklık ayakkabının evrenselliğini bugünlere kadar taşıdı.

Geçmişin, bugünün ve geleceğin sembolü

Günümüze yaklaştığımızda Superstar, hem popüler kültürün simgesi Pharrell Williams, hem de avangard moda tasarımcısı Rick Owens tarafından dönüşüme uğramaya devam ediyor. Tarihte çok az ürün mevcut estetik dilini koruyarak sokak ve spor giyimin referans noktalarından biri olmayı başardı. Yıllar içinde Superstar’ın tabanının altında hissedilen şey sürekli değişti: parke zeminler, Harlem sokakları, Londra dans pistleri ve kaykay kavrama bandı. Ancak sınıflandırmaya meydan okuyan bir ayakkabı yarım yüzyıldır sporcular, sanatçılar, yaratıcılar ve pek çok kolektif tarafından kabul görüp taşıdığı mirası nesilden nesile aktarabilirdi. Nihayetinde öyle de oldu. 50 yıllık hikayenin kuşkusuz gelecekte yazılacak yeni bölümleri olmaya devam edecek.