Günün sıradan bir anında Instagram’a girdiğinizde takip ettiğiniz hesaplardan bazıları marketlerin meyve-sebze reyonundaki organik ürün araştırmalarıyla bir üniversite diplomasını daha hakketmiş, glütensiz ve vegan tarifler pişiren kafeleri mesken bellemiş olabilir. Bazıları ise en renkli smoothie’yi hazırlarken, en fresh detoks suyunu içerken story paylaşmış, üstüne en sevdiği yoga pozisyonuna girip bir de post paylaşmış olabilir. Instagram akışınız; obez bir vücudun boğumlarında kaybolmuş marka tişörtlerdeki logoları tahmin etmeye çalışmaz, çok küçük hareketler için çok büyük enerji harcandığını belirten hızlı ve hırıltılı nefes alışverişlerini duymaz ve aşırı terleyen bir vücudun kokusunu içine çekmez.

Halbuki Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı verilere göre yetişkin nüfusumuzun yaklaşık üçte biri obez. Her dört kişiden üçü ise fiziksel olarak inaktif. Fast food’un anavatanı ABD başta olmak üzere dünya genelindeki veriler ise daha da korkutucu. Yani sağlıklı beslenme ve aktif yaşam dijital dünyada bir “trend” olarak ele alınıp pazarlansa da obezite, 21. yüzyıl insanının yüz yüze olduğu en ciddi konuların başında geliyor. Merve, Semih ve Duha Keleşoğlu da tam bu noktada radarımıza giriyor.

Obezitenin günden güne artan boyutuyla yüzleşmemize alan sağlayan “Sıkıştırılmış Logolar” projesi; afiş tasarımlarında obez vücutlara giydirilmiş kıyafetlerde zorlukla seçilen logolar, adeta vücut boğumlarında can çekişiyor. Ünlü markalara ait logoları betimleyen hayvanları kurtarmanın yolu ise özgürlük mesajıyla birlikte ve basit piktogram tasarımlarıyla verilmiş: Koş, bisiklet sür, spor yap, aktif kal!