Geniş gövdesiyle boydan boya gerildiği yerde rüzgarla kucaklaşan alabildiğine beyaz kumaş ve ahşaba sürtünerek çıkardığı ses ve dağıttığı toz ile elden ele iletilen halat, tuzlu su kokusu… Nauticus! Latince “gemi” anlamına gelen bu kelime Antik Dönem’de yaşayan insanlar için bilinmeyene doğru çıkılan yolculuk, keşif idi. Yerküreyi didik didik eden insanoğlu, kendi içindeki yolculuk için de bir gemiye ihtiyaç duyar mı? Çılgın kalabalıktan uzaklaşmak, biraz yavaşlamak, yönünü rüzgara bırakarak savrulmak belki ve “an”da kalmak için, evet.  Bu hikayede bize Nautica eşlik ediyor, dümeni farklı bir yöne kırabilme cesaretini gösterebilmemiz, yönümüzü rüzgara bırakırken savrulabilme özgürlüğünün tadını çıkarabilmemiz için. Denizle dudak dudağa olan İstanbul’da; güzelliğini çirkinliğinden ve çekiciliğini sürekli devinim halinde olan kaosundan alan belki de tek şehirde!

AHMET AKSÖZ

Ahmet, şehrin bu kendine özgü durumunu eşsiz tarihine ve elbette iki yakasını birbirine kavuşturan boğazına bağlıyor. Ona dümenin başına geçme fırsatı sunan bu boğaz, verimli sularıyla kente, kendiyle baş başa kalma fırsatını sunabildiği için Ahmet’e karşı oldukça cömert. Hem bu kadar içinde hem de bu kadar dışında olmayı aynı anda yaşamak da bu şehrin size sunduğu özgürlüklerden bir tanesi. Tıpkı kendi seçimlerinizi kendi iradenizle yapabileceğiniz, hayallerinizi gerçekleştirebileceğiniz bir fırsatlar dünyası sunması gibi. Ahmet mi? O, en büyük hayalini kendine saklıyor ve rüzgarı arkasına alıyor!

CEMAL CAN SEVEN

Cemal, bu kaosun içinde başkalarının sınırlarına girmeden hareket edebilme kabiliyetini geliştirmeyi başaran nadir insanlardan biri. Onun özgürlük olarak tanımladığı bu durum, bir karşılığını da suda açıldığında buluyor. Tüm olanaklarını ve gücünü size sunan bir kenti çevreleyen bu muhteşem su kütlesi ile Cemal özel bir ilişki kuruyor. Hırslarından arınmış bir sevginin saflığı gibi su da onun için bir arınma halini barındırıyor içinde. Suda olmak, kendinle baş başa kalmak… Böyle anlarda hayatını gözden geçiriyor Cemal. İleriye dönük planlar yapmak için değil, spontane anlara yer açmak için. Kendine sakladığı hayalleri ve yüksek motivasyonu ile hayatı yaşanabilir kılmak için…

UTKU ATEŞ

Her an her istediğinizi yapabileceğiniz kadar çok alternatifi sunan bu kentte doyumsuzluk girdabına kapılmamak mümkün mü? Utku bu tuzağa düşmeyenlerden. Zira bu fırsatlar dünyası parlak görüntüsüyle onu yanıltmıyor, sadece tüketerek var olmuyor.  Deneyimliyor Utku, alabileceği hazzı son damlasına kadar alarak, ancak yaşam döngüsünde de dengeyi koruyarak. Bir yelkenlinin mükemmel formuyla suda koruduğu dengesi ilham veriyor ona. Hayatta yakaladığı zihinsel ve duygusal uyum düşüncelerine de sirayet etmiş. O’nun için tutkunun tanımı ve kurduğu hayalleri eninde sonunda mesleğinde demir atıyor.

BURAK DAKAK

Burak için İstanbul’u özel kılan detay şehrin hiç dinmeyen yüksek temposu. İstanbul’u dinlemek için bu hızlı melodiye keyifle eşlik etse de kendini dinlemek istediği zamanlarda yavaşlıyor, kentin suyla buluşan yerlerine, “eski”nin sayfiyesine kaçıyor. Yeniköy, Caddebostan… Kendi melodisini hayatı üzerine kafa yorarak oluşturuyor buralara kaçtığı anlarda. Suyun akıştaki halinin doğallığında, içinden geldiği gibi yaşıyor ve üretiyor. Bu özgürlük hali değil midir yaratıcılığımıza “Yelkenler Fora!” dememizi sağlayan? Burak’ın yaratıcılığı hayallerini de tetikliyor. Onları saklamıyor, aksine suya söylüyor; akışta olsunlar, dünyanın her kıyısına dokunsunlar diye.

DENİZ TEKİN

Deniz için içinde yaşadığı bu dinamik şehir vardığı yer değil, suya olan yolculuğunda bir durak sadece. Ona her türlü imkanı sağlayan bu şehirde, imkansızlıklar içinde yok olup gitmemek ve hayattaki potansiyelini gerçekleştirmek çabasında. Suyun akışta olma ve “an”da kalabilme, kaldırma gücüyle ağırlıklarından kurtulma ve yüzeye yükselerek hafifleme haliyle tanımlıyor özgürlüğü. Tıpkı isminin taşıdığı tüm özellikler gibi. Hangi kıyıyı dalgalarıyla aşındırdığının bir önemi yok, suda zaman ve mekan yok. Bu yüzden yaşamında da olabildiğince sadeleşmeyi şiar edinmiş, içindeki kalabalıklardan kurtulup en özüne inmeyi hedeflemiş.

ÖZGÜR FOSTER

Özgür’ün güvertedeki kendinden emin ve neşeli duruşu, kentin keşmekeşini arkada bırakmak kadar dönüşte onu aynı yerde bulacağına emin olmasından kaynaklanıyor. Gün içinde yaşadığı yoğunluğu, kendiyle baş başa kaldığı bu anlarda spor yaparak ve mutfakta yaratıcılığını zorlayarak dindiriyor. Sağlıklı yaşam konusundaki bu ısrarı, hayallerini gerçekleştirmek konusunda da kendini gösteriyor. Kamarasında hayallerine ulaşmak için çıkardığı yol haritasını kararlılıkla incelerken ötede beliren kentin siluetini mutlulukla kucaklıyor. Onun pusulası daima yeni doğmakta olanı işaret ediyor, Özgür “yaşam”ı kutluyor.