Harajuku’ya yolu düşen herkes kendisini başka bir evrenin içine girmiş gibi hissedebilir. Filmlerde ya da çizgi romanlarda gördüğünüz karakterlerin karşınızda kanlı canlı durduğunu düşünün… İşte Harajuku hayal güçlerinin ve yaratıcılıklarının sınırı olmayan gençlerin oluşturduğu böyle büyüleyici bir yer. Baktığınız her noktada başka bir karakter, başka bir yaratıcı zihnin oluşturduğu bir tarz görüyorsunuz. Aslında her tarzın ardında farklı bir hikaye, hayata farklı bir bakış açısı ve belki de o günkü farklı bir ruh hali var.

Günümüze kadar tüm sıra dışılığı renkliliğiyle gelen Harajuku sokak stilinin başlangıcı aslında ll. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar uzanıyor. Savaşın sonunda Amerikan askerleri ve ailelerinin yaşamaya başlamasından bir süre sonra Harajuku, diğer bölgelere kıyasla daha değişik ve ilgi çekici bir yere dönüşmüş. Mimarisinden tutun da mağazalar ve daha pek çok yönden ilginç görünüşü, farklı ve renkli olmayı sevenlerin dikkatini çekmiş ve Harajuku özellikle gençler için uğrak bir yer olmuş. Sonrasında Japon halkı da oraya yerleşmiş ve her şey böyle başlamış… Japon geleneksel kıyafetlerini Batı kültürü ve kıyafetleri ile harmanlayan gençlerin kendilerine has bir tarz oluşturması Harajuku sokak modasını başlatmış.

 Dikkat çekecek kadar ilginç şekilde giyinmek toplumun gençlere olan bakışını olumsuz yönde etkilemesine rağmen özellikle 1970’lerden sonra bu akım iyice yaygınlaştı. Gençler giyimlerine karışan kişilerin her birine tam anlamıyla meydan okuyarak bu moda akımına öncülük etmişlerdir.

Renkli, cesur ve asi gençlerin bulunduğu Harajuku’da moda adına hiçbir kural ve sınır yok. Verdikleri mesaj çok açık: Biz herkesin yaptıklarını yapmayız, giydiklerini giymeyiz. Biz diğerlerinden farklıyız. İnsanlara dayatılmış olan moda ve güzellik algısını umursamıyoruz.

Onlar günümüzün trendlerini takip etmek ve onlara ayak uydurmak yerine gelmiş geçmiş tüm trendleri takip ediyorlar ve hepsini kendi zevklerine göre harmanlıyorlar. Tarzları dönemsel veya günlük olarak değişse bile her şeyi tamamen oldukları kişiyi yansıtacak şekilde giyiyorlar. Beklenmedik parçalar kullanarak kendi tarzlarını oluşturuyorlar. Örneğin renkli saçlar, peruklar, renkli circle lensler, korseler, kabarık etekler, ilginç şapkalar, platform tabanlı ayakkabılar ve akla gelebilecek daha pek çok şeyi birleştirerek kendilerini ifade ediyorlar. Eşsiz ve biricik olmak onların tarzlarındaki en önemli ayrıntı. Kimin ne dediğini ve düşündüğünü umursamadan istedikleri her şeyi giyiyorlar. Ayrıca kendi tarzlarını oluştururken Harajuku’nun sembolü meşhur Takeshita Caddesi’nde bulunan dükkanların dışında Comme des Garçons, Issey Miyake, Yohji Yamamato gibi büyük marka ve tasarımcılardan veya Instagram hesapları ve modellerden de ilham alıyorlar.

Bu gençlerin her birinin Harajuku ve moda ile tanışma hikayesi farklı. Bazıları çocukken okuduğu dergilerden etkilenmiş bazıları ise gezmeye geldiğinde Harajuku’nun atmosferi karşısında büyülenmiş.

Önceden ne yapacaklarını, tutkularının ne üzerine olduğunu bulamayan, iletişim problemleri yaşayan veya yalnızca eğlenmek isteyen gençler Harajuku’da vakit geçirmenin hayatlarını değiştirdiğini söylüyorlar. Hayata ve kendilerine karşı bakış açıları değişmiş. Orada kurallar ve baskılar yok, onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyen ve yargılayan kimse yok. Gençlerin kendilerini daha mutlu ve özgür hissettikleri, oldukları kişiyi daha rahat ifade edebildikleri bir yer olduğu için Harajuku’da çok huzurlu hissediyorlar. Ayrıca orayı kendilerini sınayabilecekleri ve yeni deneyimler elde edebilecekleri başka bir alan olarak görüyorlar.

Pek çok şeyi deneyimlemiş ve deneyimlenmeye devam eden, tutkularının peşinden giden ve sonunda sevdikleri şeyi yapan Harajuku gençleri hayallerinin peşinden gitmeleri ve kendileri olmaları için başka insanları da destekliyorlar.