Bugün Instagram’da yaklaşık sekiz yüz bin fotoğraf, onun şarkısının isminden oluşan bir etiket ile yazın bitişine hüzünleniyor. Henüz Summertime Sadness şarkısının sözlerinden oluşan bir altyazı ve sepya filtre ile paylaştığınız yaz sonu temalı bir fotoğrafınız yoksa dertlenmeyin. Lana Del Rey, Ağustos sonu yayınladığı altıncı stüdyo albümü Norman Fucking Rockwell ile bizi kendisine özgü görsel ve işitsel dünyanın yeni bir köşesi ile tanıştırıyor

Ekim 2011’de, fotoğrafçı kız kardeşinin Manhattan’daki dairesinde, kadrajı küskün bakışlarıyla süzerek söylediği Video Games adeta patladığında Lana Del Rey, eski bir kavramın yeni ambalajı oldu: Melankoli. “Hüzün veren, hüzün belirtisi olan” anlamındaki melankolik tavrı, buğulu sesi ve internetten bularak şarkının klibinde kolaj yaptığı vintage arşiv görüntüleri ile bir araya geldiğinde sıkışmış müzik endüstrisi ve sıkılmış dinleyici hem müzikal hem görsel olarak iştahını kabartan taze kanı bulmuş oldu. Bu kızın nereden çıktığı ve daha önce nasıl fark edilemediği sorularının yanıtı 1985 yılı, New York doğumlu Elizabeth Lizzy Grant’te saklıydı. Üniversitedeki felsefe eğitiminin ardından Brooklyn’e yerleşerek küçük barlarda çalmaya başlaması ve çaresiz bir umutla keşfedilmeyi beklemesi belki yirminci yüzyılın Amerika’sında bir “yıldız”ın kariyerinin ilk adımları olarak değerlendirilebilirdi. Ancak bunun yirmi birinci yüzyılda, dünyanın hangi köşesi için olursa olsun fazla romantik ve artık çalışmayan bir formül olduğunu biliyoruz. Bunu farkına varmış olmalı ki Lizzy, Ocak 2010’da isminden görünüşüne kadar bir dolu değişiklik yaparak kendini adeta yeniden inşa ediyor. Lizzy Grant ismi yerini Lana Del Rey’e bırakırken stili, yenilenen bir gardırop ve kalın eyeliner ile kıvrık takma kirpiklerin yardımıyla vintage bir görünüme kavuşuyor. Gözlerindeki hüzünlü ifade, plastik cerrahinin dramatik müdahaleleri ile bir araya gelince imajı güçleniyor ve Lizzy için geriye sadece sanatını icra etmek kalıyor.

Charlotte Wales, Dazed

Born To Die, Ultraviolence, Honeymoon “eski Hollywood sihri” imajını adım adım geliştirdiği yankı uyandıran albümler oluyor. Melankolinin buram buram ele geçirdiği sadcore şarkılarına çektiği sinematografik klipler, sunduğu imajın işitsel ve görsel belgeleri niteliğinde. 2017’de yayınladığı Lust For Life’ın kapağında alışılmışın aksine kocaman gülümsemesi ve saçlarında papatyalarıyla hippie Lana, bu adım adım ilerleme sürecini adeta açığa vuruyor. 2013 yılında, sunduğu imajın katkısı ve muhteşem sesinin önemli bir sonucu olarak Baz Luhrmann’ın yönettiği The Great Gatsby filmi için seslendirdiği Young and Beautiful’da “Will you still love me when I’ve got nothing but my aching soul?” diye soran ağır melankoli, daha sonra The Weeknd gibi popüler isimlerle yapacağı o kadar da melankolik olmayan işbirliklerinin önünü açtı. Amerikan Rüyası’nın dramatik bir yanılsama olduğu gerçeğini yirmili yıllarda geçen hüzünlü ancak vurucu bir hikaye ile anlatan edebi eser The Great Gatsby, yerini bolca aksiyon sahneleri ve alternatif seksi kadın imajını pazarlayan gişe filmi Charlie’s Angel filmine ve teenager yıldızları ile yapılan başarılı bir müzikal işbirliğine bıraktı. Tüm bunlar Lana’nın popülerleşmesinin sonucu olarak bayağı olduğu anlamına gelmiyor; çünkü o, orijinal imajını koruyarak popüler kültürü şekillendiriyor.

Şimdi ise geçtiğimiz günlerde yayınladığı altıncı stüdyo albümü Norman Fucking Rockwell ile gündemde. Lust For Life’ın kapağındaki hippie kız, Kaliforniya sahillerinde neopren mayosuyla sörf yapıyor. Amerikan pop kültürüne damgasını vuran grafik sanatçısı Norman Rockwell’in sunduğu, Lana’nın pek de yabancısı olmadığı bu vintage görsel tarz, albüme sirayet etmiş durumda. Arkada Kaliforniya plajları yanarken bir eliyle adamını sıkıca kavramış olan Lana, diğer elini bir kurtarıcı edasıyla bize uzatmış durumda. Vasat Trump Amerika’sının basit bir illüzyona çağrı olarak pazarladığı “Make America Great Again” söylemine Amerika’nın en popüler dönemini anımsayarak, o ruhu yaşayarak cevap verdiğini düşünmemek elde değil.

Felsefe mezunu biri için kendini bir proje olarak ele almak ve sunmak yeterince ağır bir mental sorumluluk olmalı. Üstelik tüm bunları oldukça zengin olan babasının yardımıyla yaptığı gerçeğini ise verdiği röportajlarda itinayla halı altına süpürerek ve “ölen gangster sevgilisine ithaf edilen şarkılar” gibi kendi gerçekliğini yaratarak yapıyor Lana Del Rey. Sunmak istediği her şeyi görsel ve işitsel anlamda bir şölene çevirerek şimdiden diva olarak değerlendiriliyor. 2018 yılında Katolik hayal gücüne adanan MET Gala’ya katıldığı kostümü ile onu düşününce bu, o kadar da zor değil! Lana Del Rey, alternatif bir dünyanın kendi kendini doğuran mitolojik bir karakteri gibi.