“Yaratmak hayattır,” diyor fotoğrafla ilgilenen Roman Noven ve Tania Oldyork ikilisinden oluşan Sychrodogs. İkili kendi hayal güçlerinden kaçamamışlar. Ve hayat onlara sanatı getirmiş. Doğayı eğip bükerek ve limitleri zorlayarak, hem gerçek hem de bilinmeyenle oynayarak görüntüler yaratıyorlar. Sanatlarını insan ve doğanın karmaşık ilişkisi olarak tanımlıyorlar. Sanatçılara dair heyecan verici olan şey fikirleri gerçeğe dönüştürme düşüncesi. Fotoğrafçı ikili için sanatta bir sınır olamaz. Onlar eğer içinde bir pırıltı varsa her şeyin yapılabileceği fikrine inanıyorlar. Bu şekilde sanat ve moda dünyasında pek çok insanın ilgisini çektiler. Sychrodogs’la renklerin doğası hakkında konuşmak üzere dünyanın bir ucundan bağlantı kuruyoruz.

Yaratmak hayattır. Bizim için fikirleri gerçeğe dönüştürmek çok önemli, aksi takdirde aklımızda kapana kısılırlar.

Görüntü yaratma hikayenize nasıl başladınız?

Arkadaşlarımız tarafından bize verilen ilk kameralarımızı alarak. Eğer içinizde sanatsal bir yön varsa, fotoğraf çekmek, çizmek, kıyafetler yapmak ya da kendinizi kelimelerle ifade etmek gibi, bu dürtüden kaçmak neredeyse imkansızdır. Yani biz de kaçınılmaz yolu takip ettik sadece.

Sanatla ilk deneyiminiz nasıldı?

Çocukken (henüz ergen bile değilken) ikimiz de çizim ve müzik yapmayı çok seviyorduk ama bunun sanatla bir alakası yoktu, yalnızca örneğin matematikten daha çok sevdiğimiz bir şeyi yaparak bir şeyler ifade ediyorduk. Bilinçli olarak sanat icra etmeye gelecek olursak, tanıştığımız 2008 senesinde bunu deneyimledik.

İsminizin ardındaki hikayeyi bizimle paylaşır mısınız?

Bir grup olmak, ikiniz için ortak bir isim bulmak için ortak bir şeyiniz olması anlamına geliyor. Bizim için ‘Synchro’ hayattaki zevklerimiz ve algımızın ne denli farklı olduğunu, ‘dog’ ise hâlâ insanlarla en yakın arkadaş kalarak doğayı sevdiğimizi anlatmak için var.

İşlerinizde her zaman bir bağlantı amacı varmış gibi görünüyor. Bunun ardındaki ana sebep ne?

Görüntüleyenle iletişim bizim için olmazsa olmaz. Kendiniz için anlamsız bir şey yaratmanız oldukça mantıksız, bu izleyiciye hiçbir şey söylememek gibi bir şey, değil mi? Bizim durumumuzda bakan kişi ile konuşmayı, sözcüklerle olmasa dahi doğanın gücü, bizim için muazzam önemi olan bir şey hakkında görsel bir mesaj verebilmeyi seviyoruz. 

Sanatın sınırları olabileceğini düşünüyor musunuz? Ukrayna’nın çevresi işlerinizi etkiliyor mu?

Kesinlikle bizi çevreleyen her şeyden etkileniyoruz. Bizler oldukça vahşi, hatta bir anlamda aborjinler gibi yetiştirildik. Ancak bu, etrafınızdaki medeniyetin son derece ilerici olmadığı zamanlarda iyi bir şey; sonsuz olaylar ve gelişmiş büyük şehir hayatının hızlı ritmindense sizi mutlu eden ufak şeyler ve kendi fikirlerinizle ilgilenirsiniz. Sanattaki sınırlara gelecek olursak, bu farklı bakış açılarından incelenebilir ama temelde hayır, her şeyi yaratabilirsiniz yeter ki bir fikriniz olsun.

İşlerinizin kendine has bir hâli var. Yaratım anında zihninizden neler geçiyor?

Büyülü an, bir fikrin doğduğu andır. Hazırlık ve çekim anları ise sıkı çalışma gerektirir, bu yüzden zihinlerimiz en iyi sonuçları alabilmeye odaklıdır.

Dijital çağda insanlar birbirleriyle iletişime rahatlıkla geçebiliyorlar. Bugünü ilk başladığınız zamanlarla kıyasladığınızda neler görüyorsunuz?

2008 yılının dünyası çılgındı, hepimizin Deviantard’ta hesabı vardı (Google’layıp bakın, 10 yıldır site tasarımını değiştirmediler!). Ayrıca Flickr popülerdi ve fotoğrafçılar dergiler tarafından keşfedilmek için Flickr’da açılmış gruplara fotoğraflarını eklerlerdi. Şimdi Instagram hesaplarımız varken ve dikkatler dünyadaki herhangi bir blogdan, dergiden, galeriden ya da festivalden çok oraya çevriliyken bunların hepsi kulağa garip geliyor.

İşlerinizin saykoldelik bir tarafı var. Renk seçimleri ve ışıklar bir hikaye anlatmak istiyor. Bize nasıl ilham aldığınızı anlatır mısınız?

Rengarenk bir dünyada yaşıyoruz. Siyah beyaz çekmeyi (her ne kadar bir zamanlar denemiş olsak da) düşünemiyoruz bile, çünkü çok yapay geliyor.

Daha önce işlerinizi hiç duymamış birine sanatınızı nasıl tarif edersiniz?

Sanatımız temelde insan ve doğanın karmaşık ilişkisi, bir yandan karşılıklı dayanışma öte yandan da doğaya geri dönme dürtüsü hakkında ve insanları bilinmeyene doğru ilerlemek, yaşadıkları şehirlerden çok daha geniş olan doğayı keşfetmek, köklere dönmek ve onun daha çok kıymetini bilmeye teşvik etmeyi amaçlıyor. 

Büyülü an, bir fikrin doğduğu andır.

Sizin için ‘yaratmak’ ne demek?

Yaratmak hayattır. Bizim için fikirleri gerçeğe dönüştürmek çok önemli, aksi takdirde aklımızda kapana kısılırlar ve onları özgür bırakamadığımız için üzülürüz; başka bir deyişle içimizde ukde kalır.

Hayal gücünüzü tanımlayan bir şehir?

Hayal gücü tek bir şehirle sınırlandırılamaz, o bambaşka bir dünyadır.

Sizin için mükemmel hayal nedir?

Uzak, sıcak bir bölgede motorsikletlerimizi sürmek, vahşi doğada hayvanları görmek, sağlıklı, mutlu, başarılı, kendimizle ve başkalarıyla uyum içinde olmak, dünyayı daha iyi bir yer hâline getirmek ve elimizde olana minnet duymak.

Gerçek ile sahtenin arasındaki çizginin bulanıklaştığı bir endüstride siz Synchrodogs için gerçek görüntü nedir?

Bizim için gerçek içten olandır.

Geçmişten biriyle yemek yiyecek olsanız bu kişi kim olurdu?

Oldukça zor bir soru. Her ne kadar genel olarak insanları çok sevsek de, onlar üzerine pek yoğunlaşmıyoruz. Muazzam doğa ile yemek yemeyi hayal edebiliriz, ancak belli biriyle yemek yemeyi hayal ediyor muyuz, hayır.

Geleceğe dair kurduğunuz çılgın düşünüz nedir?

Büyük ölçekte dünyaya yardım edebilmek. Şimdilik Crystaltania adında ufak bir hayır kuruluşu projemiz var. Tania’nın dünyanın dört bir yanından topladığı boncuklardan yaptığı eşsiz mücevherleri satıyor ve elde edilen tüm parayı farklı hayır kuruluşlarına (yetimhanelerdeki çocuklara yardımdan kürkleri için öldürülecek hayvanları onları satanlardan satın almak için) bağışlıyoruz. Bu sorunlarla ilgilenmek bize hayatın ne çok alanında desteğe ihtiyaç olduğunu, ne kadar insanın yardıma ihtiyaç duyduğunu, dünyanın sorumsuz insan davranışlarından ne kadar çektiğini gösteriyor. Dünyaya daha fazla yardımımız dokunabilirse, aynı zamanda insanlara birbirlerine nazik olmaları, eşit olarak verip almayı bilmeleri için ilham verdiğimizi görürsek mutlu oluruz.