Tolga Karaçelik’in adına daha önce aşina değilseniz bile Sundance Film Festivali 2018’den “Dünya Sineması Jüri Büyük Ödülü”yle döndüğünü mutlaka duymuşsunuzdur. Bu ödüle layık görülen ilk ve tek Türk yapımı olma özelliği taşıyan, Karaçelik’in üçüncü uzun metrajı Kelebekler, aile olamamak ve büyüyememişlik temaları üzerine kurulu sıra dışı komedi filmi. Bartu Küçükçağlayan, Tuğçe Altuğ ve Tolga Tekin’in de aralarında bulunduğu güçlü kadrosuyla ses getiren film, 30 yıl ayrı kaldıktan sonra bir araya gelen üç kardeşin tuhafıklarla dolu hikayesini anlatıyor. Başarılı yönetmenle filmi üzerine sohbet etme fırsatı yakaladık.

Bir penguen suda ne kadar mutlu ise ben de sette öyle mutluyum. Yine bir penguenin karada garip gözükmesine sebebiyet veren tüm özellikleri suda nasıl işine yarıyorsa benim de set dışındaki garipliklerim sette işime yarıyor.

Gişe Memuru ve Sarmaşık’ın ardından çektiğiniz üçüncü uzun metrajlı filminiz Kelebekler’le artık deneyimli bir yönetmen olma yolunda hızla ilerliyorsunuz. Bu filmin süreci öncekilerle karşılaştırdığınızda nasıldı?

Her filmin kendine ait bir hikayesi var. Bu seferki filmde senaryo ile ilişkim daha garipti. Beş senedir üzerinde çalıştığım senaryoyu son ana kadar kilitlemedim. Fellini’nin 8 1/2 ‘undaki Guido’yu en iyi hissettiğim film bu oldu diyebilirim. Post production’ın da çekimin de çok hızlı olduğu, çekime girme kararının da ani alındığı bir filmdi. Bir iki defa kendimi hastanede buldum yorgunluktan post sürecinde. Bitti gitti, mutluyum.

 

Film, üç kardeşin -Gişe Memuru filminde de adı geçen- Hasanlar Köyü’nde yeniden buluşma ve birbirlerini tanıma hikayesini anlatıyor. Senaryoya ilham veren ne oldu? Sizin hayatınızdan ufak da olsa izler taşıyor mu?

Çok yakınım, bana entelektüel tadı hissettiren Mazhar Candan’ın ölümünü atlatmak için yazdığım bir senaryo bu. Ölümle hafif dalga geçebildiğim, ölümün film için önemli olmasına rağmen ana karakter olmadığı bir senaryo yazmak istedim. Hayatımdan bunun dışında da mutlaka taşan şeyler vardır ama ben bunun geri iz sürümünü beceremiyorum.

Filmin oyuncu kadrosunda Tolga Tekin, Tuğçe Altuğ, Serkan Keskin, Bartu Küçükçağlayan ve Ezgi Mola gibi çok başarılı isimler yer alıyor. Kadro seçimini nasıl yaptınız? Sarmaşık’ın senaryosunu yazarken aklınızda Nadir Sarıbacak olduğunu söylemiştiniz örneğin. Kelebekler’de de benzer bir durum oldu mu? En azından bir kısmına karar vermiş miydiniz sanatçıların?

Bu filmde neredeyse hiç audition yapmadım. Oyuncularla tanışarak verdim rolleri. Yazarken aklımda hiçbiri yoktu ama. Belki onlara öyle bir yalan söylemişimdir ama size aslını söyleyeyim, yazarken bir fikrim yoktu.

Kelebekler’i de önceki filmleriniz gibi yine çok kısa bir sürede, yalnızca 18 günde çektiniz. Ancak bu seferki oyuncu kadronuz diğerlerine kıyasla daha kalabalıktı. Çekim sürecini biraz anlatabilir misiniz, nasıl geçti?

Ben seti çok seviyorum. Bir penguen suda ne kadar mutlu ise ben de sette öyle mutluyum. Yine bir penguenin karada garip gözükmesine sebebiyet veren tüm özellikleri suda nasıl işine yarıyorsa benim de set dışındaki garipliklerim sette işime yarıyor. Kalabalık bir oyuncu kadrosu ile set veya çekim benim için hiç zor değil hatta daha zevkli. Fakat şunu söyleyebilirim bu seferki oyuncularım feci “inek” çıktı. Üç kardeşi oynayan Tuğçe (Altuğ), Tolga (Tekin) ve Bartu (Küçükçağlayan) tiyatro kültürünün hala aktif olarak içerisinde yer alıyorlar. İşte bu ekip hayatımda hiç yapmadığım kadar prova yaptırdı bana. Bir ara ”Beni yalnız bırakın film çekmek istiyorum!” diye bağıracaktım, ramak kalmıştı. Bilge’yi (NBC) ve Zeki’yi (Demirkubuz) arayıp başlarına böyle bir şey geldi mi diye sordum. Acaba oyuncuların enerjileri bitip gider mi diye merak etmiştim. Her ikisi de kendilerinin de hep çok prova yapmak istediklerini ama oyuncuların bundan kaçtığını veya şartların elvermediğini söylediler. Başkalarını arayıp şikayet edecek kadar bunalmıştım yani.

Sizin için Sundance’i diğer film festivallerinden ayıran ne? Oradaki seyirciyi nasıl buldunuz, sizinle iletişimleri nasıldı?

Sundance bir yönetmen festivali. Oradaki seyirci Gişe Memurundan da Sarmaşık’tan da sorular soruyor bana. Keyifli bir seyirci topluluğu var, hislerini gösteren bir topluluk.

Film festivallerinin sektörü şekillendirdiğini düşünüyor musunuz? Filmlerin ödül alması işleri ne kadar etkiliyor sizce?

Yeni seslerin varlığını gösterebilmesi ve fark edilmesi için festivaller çok ama çok önemli. Gişe Memuru, Antalya’da ödül almamış olsaydı belki de Kelebekler bugün Sundance’de ödül alamayacaktı.

Sundance’te yarışan diğer filmlere kıyasla Kelebekler’in bütçesi çok daha kısıtlıydı. Bu bütçe azlığının sizi aslında daha kreatif yaptığını söyleyebilir miyiz?

Bütçem az diye prodüksiyon bakımından daha değersiz de gözüken bir film değil elbette. İçime sinmeseydi 18 değil 22 günde çekerdim. Gider banka soyardım, bir şekilde olurunu bulurdum! Daha çok çalıştığımı ve daha uzun hazırlandığımı söyleyebiliriz, biraz da daha hızlı karar vermek zorunda kaldığımı. Ben stres altındayken daha iyi üretebiliyorum genelde.

Yeni seslerin varlığını gösterebilmesi ve fark edilmesi için festivaller çok ama çok önemli.

Kelebekler “kara komedi” olarak değerlendiriliyor. Daha önceki röportajlarınızda “Komedi çekmek istiyorum ama komik değilim.” demiştiniz. Bu filmden sonra fikriniz hala geçerli mi?

Bunun cevabını sizden bekliyorum! Biz Kelebekler için ‘ ‘Garip bir aile komedisi/Bir garip aile komedisi/ Komedisi bir garip aile’ tabirini kullanıyoruz.

Prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde yapan Kelebekler, 30 Mart’ta Türkiye’de gösterime giriyor. Nasıl tepkiler bekliyorsunuz seyirciden?

Kelebekleri sevsinler istiyorum. Benim alakam kesildi, artık seyircinindir bu film. Ben çok baktım, bu noktaya getirdim aynı saygı ve sevgi ile sahiplensinler istiyorum filmi. Sonuçta bir hikaye armağan ettim izleyiciye, ne bundan fazlası ne bundan eksiği.