Mu Tunç in conversation with Orkun Tunç

ARADA filmini pek çok kez konuşmuş olsak da filmin ilham kaynağı ve müziklerinin arkasındaki isim olan Orkun Tunç ile hala tanışmadığınızı fark ettik. Hayata kendi ritmini katan birini görünce siz de bizim kadar heyecanlanıyorsunuz, biliyoruz size iki kardeşin 90’ların müzik anlayışından filme uzanan hikayeleri ile baş başa bırakıyoruz.

ORKUN:  1990’lardaki kaset patlamasıyla beraber, Unkapanı ve tüm plak şirketleri “the next thing”i aradılar. Genelde 90’lar house müzik kırması pop şarkıları ve İspanyol gitar etkilenimli Türkçe pop şarkılarının arasında heavy metal grupları, yeraltından başka müzikler; grindcore, hardcore, punk, death metal vs. türemeye başladı.

MU: Bence Türkiye’deki alt-kültürler 90’lı yıllarda gelişti abi. Yani sizlerin ilk dönemleri. Moribund Youth, Death Room, Violent Pop, Turmoil, Radical Noise, Tampon, Rashit…liste o kadar genişeyerek ilerliyorki. Ben çok etkileniyorum o başlangıç yıllardan. Ve özellikle 1989 – 1992 yılları arasındaki geçiş döneminden.

ORKUN: Aynen. Bu gruplar, müzikler hep yeraltında varlığını sürdürmesine ragmen ciddi bir kitle yarattılar. Ve ülkemizde stadyum konserleri, açıkhava metal/rock konserleri hortlamaya başladı. Öte yandan Galleria gibi alışveriş merkezlerinde hem yurtdışından pop gruplarının geldiği konserler(Snap, Technotronic, Culture Beat vb.), hem de Pentagram gibi gruplar ilk ciddi konserlerini vermeye başladılar.

MU: Kesinlikle. Özellikle Galleria’daki Pentagram konserini izlediğim de inanamamıştım. Ortam sanki Santa Monica gibiydi.

ORKUN: Türk müziği tabi ki teknoloji ile birlikte ciddi gelişim gösterdi. Kanal bant kayıtlarından, harddisc’lere.. PC desktoplardan, Macbook Pro’lara geçiş yaptık. Ama özünde üretimi tetikleyen en önemli şey, altkültürlerin varlığıydı. Fanzin çıkaranlar bir yerde, demolarıyla şehirden şehire gezen gruplar.. TV’de çıkan ilk müzik programları da bunu etkiledi. Bugün internet çağında her ne kadar büyük informasyon sahibi olsak da, “influencer” dediğimiz şeyler “vlogger”, “blogger” veya “fenomen” den öteye gidemiyor. Yani bir fenomen gitar çalıyor diye, kimse gidip rock grubu kurmaz.

MU: Aslında orada ki en büyük sıkıntı, follower sayısının birisini etkileyebilme gücüyle aynı olmadığını anlamanız. Ama bence şu anda bu değişiyor. Artık markalar bile follower sayısı kişilere gitmiyor. Çünkü bunların bir değeri olmadığını anlamaya başladı. Müzikte bu yüzden daha bireyselliğe dönüşecek gibi. Birçok arkadaşım kendi albümünü ve müzik şirketini kuruyor şu anda. İstanbul’da bile etrafımda en azında 3-4 farklı tür’de müzik şirketi kuran arkadaşlarım var.

ORKUN: Bence 2020’lerde müzik daha bireysel tüketim ve playlist orient bir oluşuma dönecek. Mp3 bile nostalji artık. 90’larda, Acid house, trance, techno, uk garage gibi soundlarla büyüdük. 12-inch’ler topladık. Compilation’lar dinledik. Hala plak pazarlarından o döneme ait single ve albümleri almaya devam ediyorum. Klüp kültürü o zaman, herkesi kucaklıyordu. Müziği belirli bir kalıba sokma kaygısı yoktu. Rave müziği, punk gibi bir dışavurum. Bunun elektronik cihazlarla yapılması….

MU: Ne demek istediğin çok iyi biliyorum. Hatta Rave kültürü şu anda moda markalarının saldırısı altında. Ben özellikle o kısmından irite oluyorum. Hiçbir kültür tüketmeden sadece “çirkin spor-ayakkabı” trendine dahil olup kapşonlu birşey giydiğiniz zaman Rave kültürünü sahiplenmiş olmuyorsunuz. Bunların hepsi bir tavır. Fakat kültür artık bir eşya’ya dönüşmeye başladı dünya’da. Herhangi bir kültür satın alınabilir bir eşyaya çevirilebiliniyor. Ve bunun üzerinden kar etmeye çalışan markalar bir anda türüyor. Ama bir yandan da, Los Angeles’a gittiğimde gördüm, İstanbul’da da bu durum var bazı yerlerde.  Çok farklı gizli topluluklar var ve kendi partilerini yapıyorlar. Dışarıya açık değil ve amaç Instagram’da post girmek hiç değil. Hatta yasak. Ben bu tavır ve topluluklardan çok etkileniyorum.

ORKUN: Eskiden Beyoğlu’da öyleydi ama yeniden yapılanma süreci ile bu etkisini kaybetti ve bu kültür, Kadıköy’e taşındı. Günümüzde tatlıcıların önünde kuyruk olan Arap dostlarımız daha ilginç geliyor. 90’larda da gençleri kimse anlamadı. Hatta rock olayının burda bir şekilde barlara, konser salonlarına akması bile ülkemiz için mucize. O yüzden ha Beyoğlu ha Kadıköy. Bu arada Anadolu yakası ne yazık ki hala Anadolu. Bazı konularda çok ama çok tutucu. Özellikle mekanlar. Kitleler uçmuş gitmişken, mekanlar hep ama hep aynı şeyi yapmaya devam ediyorlar. Sonra da neden kitleler gelmiyor vs. Live scene hala Avrupa yakasında oldukça baskın. DJ scene, her yere dağılmış durumda… Bu da iyi bir şey… Yükselen ciddi bir hiphop kitlesi var hem yerli müzik anlamında hem de yabancı müzik takipçisi.

MU: Ben bu konuda biraz tam tersi düşünüyorum. Beyoğlu’nun şu anda çok cool bir kitlesi oluşuyor. Eskiden her önüne gelen geliyordu. Artık öyle bir durum yok. Bu benim hoşuma gidiyor ama tabi bu planlanan birşey değildi. Anadolu yakası da şu anda Amsterdam gibi. Çünkü insanlar yatırımda yapıyor. Fark ediyorum. Hepsi özen gösteriyor dükkanların tasarımlarına ve duruşlarına. Ama o tarafta da şu anda bir çok hızlı gelişen ilgiyle affallama durumu var. Yani bir mekanın logosu cool olduğunda, içeride güzel ahşap kullandığınızda, bu sizin çok iyi bir hizmet verdiğiniz anlamına gelmiyor. Fakat karşı tarafta insanlar biraz daha çoşkulu sokaklarda ve umarım bu herhangi bir olumsuz nedenden değişmez. Çünkü İstanbul’un bu şekilde gelişmesini çok seviyorum. Bu bir duruş bütünüyle bir duruş. Ben bu yüzden müziği sahiplenen bir film yapmak istedim. Ve birçok alt kültüre müzikle dokunmak isteidm.

ORKUN: “ARADA” filmi için çok çalıştık. Özellikle müziklerin imza olması gerektiğini birbirimize söylüyorduk. Ve şu anda Türk sinemasında yapılan soundtrack’lerin hepsinden farklı ve yenilikçi olmak istedik.

MU: Ama şu çok önemliydi benim için. Yenilikçi olmak derken, insanlara bu sahip olduğumuz kültürün hala bir değeri olduğunu anlamalarını sağlamak. Herşeyin nasıl sunulduğu ile alakalı olduğunu anlamalarını sağlamak istedik.

ORKUN: Gülden Karaböcek’in “Şaka Yaptım” şarkısına 90s house etkilenimli bir remix yapıp bunu filme entegre ederek başladık. Ve bu başlangıç noktası tüm filmin müziklerini nasıl şekillendirmemiz gerektiği konusunda bize yardımcı oldu.

MU: Her gün bize ARADA filmini izleyen insanlardan mesaj yağıyor. Ne zaman filmin soundtrack albümü çıkacak diye soruyorlar. Ben, bunun fbir müzik filmi olmasını istedim. Bunun içinde çok çaba gösterdik.

ORKUN: Çok fazla jamming yaparak çıkan material de var. Aynı şekilde evde Oberheim synthesizer başında Mu ile az birbirimizi paralamadık. (Gülüyor) 1 Nisan itibari ile GRGDN Müzik etiketiyle tüm dijital müzik platformlarında “ARADA” Soundtrack albümü geliyor…

MU: Evet. Umarım herkes de filmin müzikleri ile yapmak istediğimiz ruhu sever.