Sokakta yürürken etrafınızda bir yıkıntı gördüğünüzde o yerin hikayesinin ne olabileceğinin senaryosunu çizer misiniz? İstanbul’un geçirdiği kentsel değişimi hissetmemek, en azından farkında olmamak bu günlerde imkansız. Kasa Galeri’de 5 Mayıs’a kadar devam edecek olan “İmkansız Uzam” sergisi tam da bu sıcak konuya değiniyor. Serginin sanatçılarından Hasan Pehlevan bize tüm içtenliğiyle anlatıyor… 

Diyarbakır’da doğdun ve büyüdün. Şu anki estetiğinde oradan bir parça görüyor musun?

Türkiye, Silvan doğumluyum. Hayatımın 3’te 1’i Diyarbakır’da yaşadım. Resme olan ilgim, ilköğretim dönemlerimde bunu farkeden resim ögretmenimin beni Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi’ne yönlendirmesiyle başlamış oldu. Şu anki sanata olan bakış açımın bir parçasıdır Diyarbakır.

Geometriye olan merakın o zamandan mı başladı?

Form ve formun gücüne inandım. Artuklular’dan, Sümerliler’den ve Selçuklular’dan kalan ve bir çok medeniyete yer vermiş olan Diyarbakır’ın tarihinin her yerinde bu form, çizimler mevcut. Annemin bana örmüş olduğu kazaktan tutun, evin içindeki halılardaki formların dizilimi beni hep geometrik bir matematiğin icine çekti. Bu yönde içselleştirdiğim bir sorun haline geldi.

İstanbul’a gelişin nasıl oldu? Büyük şehir hayallerin mi vardı?

İyi bir eğitim için ve sanatın merkezi olduğu için İstanbul’a gelmek istedim. Ailemin beni İstanbul’a göndermesi mümkün değildi. Elimdeki telefonu satarak İstanbul’a geldim. Benden önce gelen arkadaşlarımın yardımı ile Marmara Güzel Sanatlar’ı kazanınca ailemin güvenini de kazanmış oldum.

Büyük şehir hayallerim yoktu. Ufuk çizgimde göremediğim bulanıkları netleştirmek dersek buna daha iyi olur. Şuna şöyle cevap vermek isterim; gezmek ve görmek benim en büyük besin kaynağım oldu.

Yaratıcı kimliğinin yeni bir şehre, İstanbul gibi bir şehre geçişin ile nasıl etkilendiğini düşünüyorsun?

İstanbul çok büyük bir şehir. Hala geziyorum, hala gitmediğim yerleri görmeye çalışıyorum. Gördüğüm yapılardaki mimariyi araştırıyor, bunun üzerine okumalar yapmanın yanında farklı disiplinlerde işler de üretmeye çalışıyorum. Diyarbakır’dan İstanbul’a geldiğimde her dilden, her mezhepten insanlarla karşılaşmış oldum. İletişim için ortak dilde konuşmaya çalışıyorum. Bu iki şehir arasında gidip geliyorum hala. Etkilenmemek elde değil. Sokak sanatını İstanbul’da gördüm ve uzun bir yola cıkmış oldum.

Senin de işinin yer aldığı “İmkansız Uzam” sergisi Kasa Galeri’de açıldı. Nedir burada bu 3 sanatçıyı birleştiren güç?

“İmkansız Uzam” sergisi birbirini çok iyi tanıyan 3 arkadaşın 1 yıldır düzenli toplantılar yaparak, ortak bir bellekte ele almış olduğu bir proje sergisidir. Deniz Aktaş, İhsan Oturmak ve benim üzerinde çalıştığımız işler; yer, aidiyet, yıkım, inşa ve hafıza kavramları çerçevesinde şekilleniyor. Üçümüz de belli alanlarda farklı disiplerde işler üretmekteyiz. 90larda kolektif sergilerin devamı niteliğinde olan yeni bir jenerasyon sanatçıların da bu organik kolektif yapıyı tekrar gündeme almak istedik. Yıkımın bitmediği bir ülkede, birçok kimliğin sorunsal hale gelmesi (böyle bir durum var), kültür göcüne uğramışlık, yapı tahribatı gibi sorunları ele alıyor bu sergi.

Hasan Pehlevan, Fotoğraf: Mehmet Kocaoğlu

“Yıkım” senin için ne ifade ediyor? Bu konuyu ele almanın arkasında yatan bir sebepler ne?

Eğer bir yeri yıkıp yerine daha iyi bir şey sunmuyorsak bunun yapmanın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Bir önceki işlevselliğini yetirmiş ise bunun yerine daha işlevsel konumda bir yapı gelmeli. Maalesef türkiyede yıkımı “kentsel dönüşüm” diye adlandırılmakta. Yıkımın olduğu bir kültürde kaybolan bir kültüre evrildi. Bir yerin fiziki dönüşümü oradaki varolan kültürün de topyekün dönüşümü anlamına mı geliyordu? Değişen dönüşen haritalardan tutun evinizin duvarlarında hissedilen yıkıma varıncaya değin her şey birer anı bellek olarak hafızamızda yer edinecek ve bir süre sonra zamanın karanlık kuytularında unutulacak, kaybolacak. Bir 10 yıl sonra Fikirtepe ya da Palmira Antik Kenti ya da Sur (Diyarbakır) , Sulukule , Tarlabaşı gibi artık hatırladığımız yer olmaktan uzak birer görüntüye dönüşecek. Bu kayboluşu bu unutuluşu ertelemek için zamana biraz da not düşmek için yaptığım çalışmalar beni bir nebze olsun teselli ediyor. Bu avuntu bir başkaldırıya dünüşmeden yıkım sürecek!

Çağdaş sanatın ve sanatçının toplumda yeri ve görevini nasıl yorumluyorsun?

Sanatçının toplumdaki yeri hala tartışılıyor. Sanatçı birseyi değiştiren, birşeyin yanlış olduğunu doğru olan bu gibi denilen, bir misyonu olduğu düşünülmektedir. Ben buna katılmıyorum. Sanatın birşeyleri değiştirebilme gücü olduğuna inanmıyorum. Sanatın sadece bir gösterme gücüne sahip olduğunu savunabilirim. Ben de işlerimde bunu ön görmekteyim.

Galeri ve stüdyonun ötesinde seni neler heyecanlandırır?

Sokaklar beni heyecanlandıran tek şey galiba. Her şey daha net ve görünür. Binlerce insanın gündelik hayatta sürekli yürürken geçtikleri yer sokak. Bundan güzel bir galeri ve stüdyo olabilir mi sizce?

 

Fotoğraf: Mehmet Kocaoğlu