Doğu Yücel’i kimimiz müzik yazıları kimimiz ise kitapları ile tanıyor. 2011 yılında kaleme aldığı Varolmayanlar, İngilizce ve eBook olarak Amazon’da “Nonexistents” adı ile satışta. Hayallerin özgürleştirdiğini inanan adamlardan Yücel bu yeni macerasını anlattı

Varolmayanlar, İngilizce çevirisinin Amazon’da eBook olarak satışa çıktığı haberiyle yeniden gündemde. Ayşe Lucie Batur çevirisi ile“Nonexistents” adıyla satışta. Farklı dillerden okuyucular ile tanışmaya başladın mı, onlara hayal dünyanı sunmak hakkında ne düşünüyorsun?

Evet, ufak ufak yabancı diyarlardan okurlarla tanışıyorum. Ama tabii uzun bir yolculuk bu ve henüz başındayım. Çok zor bir deplasmanda sahaya çıkmış gibiyim. Türk bir yazarın çeviri bir eserle İngilizce konuşan diyarlarda kendini gösterebilmesi zor. Benim Nonexistents ile yaptığım şey aslında kişisel bir girişim. Biraz geç kalmış olsam da hayalimin peşinden gidiyorum. Önce romanı Amerikalı yayınevlerine gönderdik. Birkaç yayınevi Varolmayanlar hakkında olumlu geribildirimde bulundu ama bir neticeye varamadık. Ben de sonunda eBook formatında yayımlamaya karar verdim.

Varolmayanlar’ın İngilizce çevirisini Amazon’da paylaşırken Marslı romanının yazarı Andy Weir’dan esinlendiğini söylemişsin. Biraz anlatabilir misin süreci?

Weir’in yaşadıklarını okur okumaz Varolmayanlar’ı eBook’a dönüştürmek için harekete geçtim. Amazon’a eBook nasıl yüklenir sorusunu araştırdım, dersime çalıştım ve kitabı tıpkı Weir gibi 0.99 dolardan piyasaya sürdüm. Okurlarım kitaba sahip çıkar, belli bir satış rakamına ulaşırsam yabancıların da dikkatini çekerim diye düşünüyordum. Fakat şunu bilmiyordum: Amazon’da sadece eBook olarak basılan kitapları Türkiye’den satın alamıyorsunuz. Bizim hükümetin acayip internet yasaları var. Şu an Nonexistents dünyada sadece Türkiye’den satın alınamıyor! Ama bu engele rağmen tabii ki mücadeleye devam edeceğim.

“Bu rüyaların bir anlamı olmalı.”

Şu ana kadar yabancı okurlardan nasıl tepkiler geldi?

Ayşe Lucie Batur’un çevirisini beğeniyorlar. Çeviri olmasına rağmen sürükleyici olduğunu söylüyorlar. Sevindirici olan şu: yurt dışında gerçekten bir yorum yazma geleneği var. Örnek vereyim… Varolmayanlar yayımlanalı dört yıl oldu ve dört baskı yaptı bu süreçte ama idefix’e girin hakkında yazılmış dokuz adet yorum görebiliyorsunuz. Nonexistents ise Amazon’da daha 100 tane bile satmadı ve çıkalı bir ay bile olmadı ama 4 tane yorum yazılmış durumda.

Ne dersin, Varolmayanlar da Marslı gibi Hollywood yapımcılarının dikkatini çeker mi? Buna benzer hayaller kuruyor musun?

Açıkçası evet, böyle hayallerim var. Bazıları bu tip hayalleri gülünç buluyor olabilir ama çıtayı yükseğe koymaktan kimseye zarar gelmez bence.

Varolmayan örgütünün manifestosunu düşündüğün zaman hayatı değiştirmek için özellikle neyin altı çiziliyor?

Tek bir şey söylemek gerekiyorsa: hayal gücü. İnsanlığın başına ne geliyorsa hayal gücünün kıtlığından veya hayal gücünün suistimal edilmesinden geliyor. Toplumsal sorunların hepsinin kökenine bakın. Hayal gücümüzü kullandığımız anda farklılıklarımız, aramızdaki sınırlar, hepsi buhar oluyor. Varolmayanlar, tek bir cümleyle özetlemek gerekirse “Hayal gücü özgürleştirir” diyor. Bu, romandan sonra kurduğumuz FABİSAD’ın, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği’nin sloganı.

Fantastik kitaplar da yaratılan hayal dünyaları aslında gerçeğin ta kendisini mi bize söylüyor?

Ursula Le Guin geçen seneki meşhur konuşmasında “Daha büyük gerçekliğin yazarları” demişti bu türlerde kalem oynatanlar için. Gerçekten fantastik, bilimkurgu, korku diye gerçekçi eleştirmenlerin kenara ittiği romanların birçok açıdan en toplumsal gerçekçi romandan daha gerçekçi olduklarını düşünüyorum. Her gece uyurken rüya görüyoruz sonuçta. Bu rüyaların bir anlamı olmalı. Gerçekliğe tutulan en dürüst aynalar geçmişte hep fantastik veya bilimkurgu soslu eserler olmuştur. Hamlet’ten 1984’e kadar…

Aslında bir kitle de seni yaptığın müzik röportajları ve yazıları ile tanıyor. Bu kadar müzik ile iç içe biriyken Varolmayanlar’ı yazarken neler dinliyordun? Karakterlerin de sana göre iyi bir müzik dinleyicileri mi?

Varolmayanlar bir açıdan müzik aşkına dair bir roman. Yolda yürürken, otobüste, metrobüste kocaman kulaklıklarla müzik dinleyenleri, işleri veya dersleri bitip kulaklıklarını kulaklarına geçirecekleri o anı iple çekenleri anlatan bir roman. Romanın ana karakteri eski hayallerini ve ideallerini ilk olarak bilgisayarında kalan bir MP3 dosyasıyla hatırlıyor. Dönüşümü gerçekleşmeden önce baba yadigarı kulaklıkları sandıktan çıkarıyor. Finalde de misyonunu devam ettirecek kişi olarak yolun ortasında birbirine dolanmış kulaklık kablolarını çözmeye çalışan kişiyi seçiyor. Böyle bir roman müzik dinlenmeden yazılmaz tabii. En çok neler dinledim? Yazarken soundtrackleri ya da God is an Astronaut gibi enstrümantal grupları tercih ediyorum.