Oscar and the Wolf’un Max Colombie’si için bir giriş yapmak çok lüzumsuz olacak. “içten,” “duygulandırıcı,” ya da “sizi özünüze kadar sarsan” gibi genel tanımlarla açıklamanın yetersiz olacağı bir müzik jargonu yaratan Max Colombie’nin müziği alternatif türler arasındaki bir sesten daha yüksek sesli hale geldi. Haydi sesinizi biraz daha açalım, ne dersiniz?

Bir hisse ilgi duyarsınız veya ona yakın hissedersiniz ve aynı zamanda bu his eninde sonunda sizi mahveder, çoğunlukla bunun hakkında yazıyorum.

Müzisyen olmayı seçmenizde çocukluğunuzun bir etkisi olduğunu söyleyebilir misiniz?

Yani aslında evet, çünkü varolduğumu anladığımdan beri şarkı söylüyordum. İlk kez televizyonda No Doubt’ın bir müzik videosunu -Don’t Speak şarkısını- gördüğümde başladı yolculuk, böylece onların videoda yaptığı gibi bir garajda müzik yapma hayalim ortaya çıktı. Sanırım ondan sonra o fikri sürdürdüm.

Mutlu bir çocukluk geçirdiğinizi söyleyebilir misiniz?

Evet!

Bunu sormamın sebebi şarkılarınızda hüzün ve mutluluk arasında çok ince bir çizgi olması – kişi her iki yöne de gidebilir.

Açıkçası eskiden, onların şarkı sözlerinin anlamını veya 90’ların müziğini tam olarak anlamamıştım. O zamanlar mutluluk veya hüzün üzerine düşündüğümü sanmıyorum. Bu kendi şarkılarımı yazmaya başlayınca değişti çünkü ne hissettiğimi analiz etmek için kafamda mutluluk ve hüznü belli bir kalıba yerleştirebilmiştim.

Şarkılarınız için mutlu mu yoksa hüzünlü mü derdiniz? Veya her ikisi de mi?

Aslında şarkılarımı duyduğunuzda onlar size hüzünlü gelebilir, ama bence onlar hüznü yakalıyorlar ya da size kabul ettiriyorlar. Bunu her zaman bir kafeste olan bir kuşla karşılaştırıyorum. Kafese kapatılmış kuş oraya kapatıldığı gerçeğini kabul etmediği sürece şakıyamaz.

Müziğinizi nasıl tanımlarsınız? Bir röportajınızda onlara “Kirli Disney Aşk Şarkıları” dediğinizi okudum.

Evet! Çünkü benim ana ilham kaynağım Walt Disney şarkıları. Ancak onları biraz daha karanlık ve kirli versiyonlara dönüştürmeye çalışıyorum; müzik üretmenin daha yetişkin bir versiyonu ya da onun gibi bir şey. Şimdi bir sonraki albümümle yapmak istediğim daha da kirli bir şey; biraz ağlamaklı ama gözlerinizi şişireceğine bir damla göz yaşı olacak.

Bir sonraki albümünüzün çalışmalarına başladınız mı?

Evet. Şu anda üzerine çalışıyorum ve yazıyorum

Sahnedeki duruşunuz cezbediyor. Kişi “Kirli Disney Aşk Şarkıları”nız sırasında öyle yüksek enerji seviyeleri beklemiyor. Sahnede ne tür duygular yaşıyorsunuz? Seyirci ile nasıl bağlantı kuruyorsunuz?

Genelde bir festivalde isem kendimle bağlantıda olmaya ve yaptığım şeyi düşünmemeye çalışıyorum.

Yaratma süreciniz nasıl?

Çoğunlukla piyano çalıp sözleri yazarak başlıyorum ya da bir beat ile başlıyorum. Sonra aranjmanlar yapıyorum ve beat’leri daha güzel hale çevirebilecek birine gidiyorum. Genelde aranjmanları kendim yapıyorum ama.

Peki sizde bir şarkı yazma hissi uyandıran duygular neler?

Temelde her zaman aşk, ama genel anlamıyla değil. Bu biraz sanki bir çeşit varlığı sevmek ve aynı zamanda ona sonunda ölebilecek kadar tutulmak gibi. Bir hisse ilgi duyarsınız veya ona yakın hissedersiniz ve aynı zamanda bu his eninde sonunda sizi mahveder, çoğunlukla bunun hakkında yazıyorum.

Şarkı söylemek dışında yaratıcılığınızı nasıl kullanıyorsunuz?

Sanat okuluna gittim, eskiden çizerdim ama artık yapmıyorum, açıkçası neden bilmiyorum. İnternette bulduğum eski görüntülerden kolajlar yapmayı seviyorum ve onlardan yeni videolar yaratmak hoşuma gidiyor.

Bir gün kendi videonuzu cekmek ister miydiniz?

Aslında bana konu videolara gelince yapmak istediğim şey hakkında temiz bir bilgiye sahip olduğumu söyleyen bir videografiker ile tanıştım ve bir sonraki videoyu benim yönetmemi söyledi, muhtemelen de yapacağım. İzleyiciye göstermek istediğim şey üzerinde tam kontrole sahip olmamın daha iyi olacağını söyledi.

Kişisel bir not olarak… Şarkınız Princes ne hakkında?

Hani bir kulübe gidip birisiyle flört edersiniz. İşte ben de onun ötesinde bir şey yazmaya çalıştım – gerçekten bir Prens gibi hissetmek, çünkü bence bir flört ettiğiniz insanlar vardır, bir de gerçekten sevdiğiniz insanlar, ve ben bazen o ‘’Prens’’ olmadığımı hissediyorum.