Maslak Oto Sanayii’de Baba Zula’nın stüdyosundayız. İçerisi adeta dünya mozaiği… Müzik aletlerinin arasında kalmış açılmamış bavullar önümüzde… Grup, senenin yarısından fazlasını yollarda geçiriyor. Japonya, Paris; dünyanın bir yerinde konserlerinin biletleri satışa çıkar çıkmaz, ‘sold out’ oluyor. Japonya’da genç kızların oryantal dans öğrenmesine neden olacak kadar çok seviyorlar onları. Türk psikedelik sahnesinin en önemli temsilcileri anlatmaya başlıyor, “Biz kuralları bozmaktan hoşlanıyoruz.” Haklılar, bu coğrafyaya bir hediye gibi olan müzik adamları Murat Ertel ve Levent Akman ile BabaZula’yı konuştuk.

“Kuralları bozmaktan hoşlanıyoruz”

Uzak diyarlarda konserler verip ardından İstanbul’a geri döndüğünüzde neler hissediyorsunuz?

Murat Ertel: Seyahat etmek, uzaklara gitmek çok güzel bir şey. Hayatımdan bayağı memnunum. İstanbul’u ve bu ülkeyi seviyorum. Bu kültürden beslendim ve buraya bir borcum var. Beni ben yapan bu toprakların kültürü oldu. Ama devamlı burada kalmaya dayanamıyorum. O kadar sert ve acımasız bir takım durumlarla karşılaşıyor ki insan, üzülmeden, morali bozulmadan, ümitsizliğe düşmeden yaşamaya imkan yok. O yüzden yolculuk edip, tekrar buraya gelmeyi tercih ediyorum. Bu sayede İstanbul’a farklı bir gözle bakabiliyorum.

Özellikle Japonya’da bayılıyorlar size… Bu başarının sebebi nedir?

Murat: Türkiye’de bu kadar bilindiğimize ve çalabildiğimize bile seviniyoruz. Sistem dışı bir müzik yapıyoruz, televizyonlara çok az çıkıyoruz. İnternet olmasa bizim kimsenin tanıyabileceğini düşünmüyorum. “Yurt dışında başarılı olmalıyız” diye yola çıkmadık. ‘Tabutta Röveşata’ filmine müzik yapmak için kurulmuştuk. Orada da hayalimizdeki müziği yaptık. Şu an ise Türkiye konserlerini daha da azaltmaya çalışıyoruz.

Bunun gerekçesi nedir?

Murat: Burada koşullar çok kötü. Müzik yalnızca bir eğlence aracı olarak görülüyor. Birden bire konserler iptal edilebiliyor. 2017 yılı için Avrupa’dan konser teklifleri alıp takvimimizi dolduruyoruz. Ama Türkiye’deki bir takım konserleri redediyoruz. Bu yüzden de Türkiye’de daha az çalmaya karar verdik. Sevmediğimiz için değil, durumun bize getirdiği bu olduğu için.

Levent Akman: Paris’de insanlar konser salonunda yaşanan katliamından sonra konsere gitmeye devam etti. Bunu bir protesto aracı olarak gösterdi. Eğitim düzeyi yüksek insan bile, “Siz nasıl böyle bir ortamda konser verebiliyorsunuz! Şu kadar insan öldü” gibi tepkiler gösterebiliyor.

Murat: Sosyal medyada müzikle ilgili bir şey yazmak insanları rahatsız edebiliyor. Sosyal medya hesaplarının yalnızca ülke gündemi mi takip etmesi gerekiyor? Sanatçının görevi sanatını yapıp, sanatıyla tepkisini göstermektir. Türkiye zor ve sert bir ülke. Sanatını icra etme konusunda sanatçıya büyük bir iş düşüyor .

Eğlenmek utanılası bir şey mi oldu? Oysa Anadolu’da acılar ağıtlarla kapatılmaz mıydı?

Murat: Çünkü müzik tek bir üslup olarak görülüyor. ‘70 askeri darbesinde yapılanlardan biri buydu. O dönem ülkenin çok ciddi bir sanatçı gücü vardı. -Hâlâ onlar bize ilham verir.- Onların kolunu, kanadını kırdılar. İkinci darbe de 12 Eylül’de oldu. Askeri darbelerde halkın yüz yüze kaldığı sanat ise boştu. Lafı olmayan sanat, halk ile buluştu. Müzik şu an sadece aşk şarkıları ve eğlence olarak görülüyor. Toplumun bu algısının değişmesi lazım. İnsanlar müziği araştırması gerekiyor.

Şimdi yaptığınız müziğe baktığınız zaman nasıl farklılıklar ortaya çıktığını görüyorsunuz?

Murat: Daha çok sözlü bir müziğe yöneldik. Çünkü söylenmesi gereken şeyler var.

“Müzik sadece eğlence sanılıyor”

Devamlı seyahat eden bir grup olarak sahnede nasıl bir değişikliğe gittiniz?

Murat: Dansçılarla artık çalışmama kararı aldık. Çünkü orada da insanların araştırmadan, okumadan yalnızca bir takım görsel kodlar üzerinden hareket ederek değerlendirme yapmalarından sıkıldık. “BabaZula dansöz çıkardı eğlendi” gibi bir kalıp oturmaya başladı. Bundan çok rahatsız olmaya başladık. Bizim çok farklı düşüncelerimiz vardı. Dansöz kültürüne olan saygımız ve sevgimiz gibi düşüncelerimiz, izleyicinin çok az kısmı tarafından algılanabildi. Dansöz kültürünü yüceltmek ve gündeme farklı bir şekilde gelmesine yeterince emek harcadık. O yüzden artık sahnede o kadar çok yer vermiyoruz. Böylece insanlar görsel kodlara göre bizi değerlendirememeye başladı.

Levent: Müzik önemini yitirmeye başlamıştı. Dansöz izlemek için konserlerimize gelen bir izleyici kitlesi vardı. Bir süre sonra sahnenin önünde bir sürü erkek durmaya başlıyordu. Müziği dinlemiyor ama dansçılar sahneye çıktığı an bir anda ilgi sahneye kayıyordu.

Mustang filminin can alıcı kısımlarından biri de sizin şarkılarınız. Filmin Yabancı Film Oscar’ına aday olacağını bekliyor muydunuz?

Murat: Ufak bir bağımsız film olarak düşünmüştük. Filmi görmemiştik bile… Ama sinopsisinden haberimiz vardı. Kadın konusuna çok önem veriyoruz. Kadın yönetmen olması ve kadınlar hakkında bir film olması, bizim için artı bir şeydi. Bu kadar başarılı olacağını ön görememiştik. Bizim için şanslı bir açılım oldu. Filmin soundtrack albümünü yayınlayan Fransız şirket, bize de albüm teklifinde bulundu. Burada kimse “Hadi size albüm yapalım” demiyor mesela…

İstanbul’da size neler ilham veriyor?

Murat: Şehirde sahip olduğunuz güzel şeylerin her an gidebilecek olma hissi ilham verici. O kadar çabuk değişiyor ki bu şehir… Hangi güzellik varsa şu an, o mutlu ediyor.

Son dönemde sizi umutlandıran parçalar neler?

Murat: İsmi güzel gruplar var… “Büyük Ev Ablukada” gibi söze önem veren ve güncel dinamiği yakalayan gruplar… Onlar çok hoşumuza gidiyor. Ama müzikleri oldukça normal. Biraz daha coğrafi bağ kurmaları gerektiğini düşünüyorum. Çok fazla İngiliz ya da Amerikalılar. Müzikleri beni heyecanlandırmıyor. Güzel çalıyorlar ama sözlerin buralı olduğunu, müzikal olarak da göstermeliler. En azından grup isimleri güzelleşti. Eskiden hep İngilizce ya da soyadı olmayan sanatçılar vardı. O durum değişti. Demet bile artık Demet Akalın oldu… Mesela bu güzel bir gelişme. (gülüyor)