Tasarım artık sınır tanımaz bir alana hitap ediyor ve kendi içinde sınırsız dallara ayrılıyor. Günümüzde herşey tasarımın bir parçası olup, aynı zamanda da yenilik için kaçınılmaz bir gereksinim oldu. Özellikle gelişen dünya ile birlikte yeni fikirler, eskisine nazaran çok daha hızlı tüketilen bir kaynak. Bu manada hızlı bir tüketiminin içinde yeni riskler, yeni fikirler ve yeni deneyimler tasarlamaya devam ediyoruz. Peki bu deneyimleri, riskleri ve insana ait herşeyi barındıran kavramı, yani “hayat”ı tasarlayabilir miyiz? Uluslararası platformda birçok başarıya imza atmış, birçok yüksek profilli firma için tasarım yapmakta olan türk tasarımcı Ayşe Birsel, bizlere hayatı tasarlama ve bu yaklaşımla ilgili kendine has tasarım metodundan bahsediyor.

Ben hayatımın en önemli projem olduğunu düşünüyorum.

“Ayşe Birsel” denildiğinde herkesin aklına ilk olarak; Herman Miller Resolve ofis sistemi, Moroso için M’Afrique koleksiyonu ve Japon üretici TOTO için “Zoe washlet” geliyor. Aslında bundan çok daha ötesi var; Ayşe Birsel’in kendi hayatı başlı başına bir proje. Ayşe Birsel kimdir ve tasarım anlayışı nedir?

Ben bir endüstriyel tasarımcı olarak eğitim gördüm. ODTU’nuün Endüstriyel Ürüüleri Tasarımı böluümünün ilk mezunlarındandım. Daha sonra da New York’ta Pratt Insitute’ta tasarım yuüksek eğitimi yaptım. Bir endüstriyel tasarımcı olarak başladığım meslek yaşamımda odak noktam insan. Ben kendi rolümü, tasarımlarımı kullanan insanların bir büyükelcisi, onların isteklerinin, ihtiyaçlarının bir tercümanı olarak görüyorum. Hümanist bakış açısıyla tasarladığım ürün ve hizmetlerle insanların yaşamını kolaylaştırmayı ve onları memnun etmeyi hedefliyorum. Tasarıma bakış açımda, farklı düşünme ve sürekli öğrenmeye açık olmamın etkisi büyük. Bunda New Yorklu bir Türk olmam, bir Türk olarak eski/yeni, doğu/batı, geçmiş/gelecek gibi zıt kavramlarla baş edebilmem de etkili.

Çizim yapmayı çok sevdiğiniz ve bu konuda çok başarılı olduğunuz bir gerçek. Şu anda çizimlerinizi ve tasarım pratiğinizi anlattığınız bir kitabınız da mevcut. Bize kitabınızdan ve çizim yapmanın tasarımcılar için öneminden biraz bahseder misiniz?

Ben çizimin herkesin günlük hayatına girmesini ve Saul Bass’in dedigi gibi “Tasarım görsel düşünmektir”i uygulayarak daha yaratıcı olabilecekleri kanısındayım, bir nevi beynin sağ lobunu, yani yaratıcı tarafını daha çok kullanma taraftarıyım. Kitabımı kendi hayatını bir tasarımcı gibi yaratıcı ve pozitif bir sekilde hayal etmek isteyenler için yazdım. Herkesin yapabileceği, tasarımcı olmanı gerektirmeyen, çok keyifli, eline aldığın zaman yapasın gelen bir kitap. “Sevdiğiniz Yaşamı Tasarlayın” ın Türkiye’de Şubat 2016’da Optimist yayınlarından çıkacağı icin çok mutluyum.

Alldesign 2014 tasarım konferansındaki konuşmanız oldukça ilgi çekici bulunmuştu. Sıkıcı bir tasarım konuşması yerine daha çok insan ilişkileri, sevgi, hayat, aile ve hatta anne olmak bile bir anda tasarımla bağdaşan bir hal almıştı. Hayata bir proje gibi bakmayı kişisel yaşantınızla nasıl ilişkilendiriyorsunuz? Bu işin püf noktası nedir?

Hayatımız bir tasarım projesi gibi kısıtlamalarla ve problemlerle dolu. Yapmak istediklerimiz ile yapmamız gerekenler çoğu zaman birbirine ters düşüyor. Bunları çözebilmek, tasarım düşüncesi gerektiriyor. Ben hayatımın en önemli projem olduğunu düşünüyorum. Buradan yola çıkarak hayatımı tasarım metodolojisi ve araçları ile tasarlayabilir miyim diye bir soru sordum. Yani bir deney olarak başladı bu ilişkilendirme. Design the Life You Love onun cevabı, sevdiğimiz hayatı tasarlamak.

Bunu, UX Design’a farklı bir bakış açısı olarak değerlendirmemiz mümkün mü?

Aslında Design the Life You Love bir deneyim tasarlaması; eğer insanlara kendi yaşamlarını tasarlamalarında yardımcı olabiliyorsak, o yaşamın küçük bir kısmındaki farklı deneyimleri de bütünsel olarak tasarlayabiliriz.

Ayşe Birsel’in “Eureka!” dediği hayatının dönemi hangisidir? Hangi dönem içerisinde kendi tasarım anlayışınız tam olarak gün yüzüne çıktı? Neler sizi buna yönlendirdi, neler engel oldu?

Herman Miller’la olan çalışmalarım bir endüstriyel tasarımcı olarak benim için bir dönüm noktası oldu. Miller, iş yaşamı ve tasarımı konusuna son derece entelektüel yaklaşan, çok üst düzeyde ekipleri olan bir şirket. Onlarla 15 yılı aşkın bir süredir devam eden işbirliğim, profesyonel hayatımda bana yepyeni yollar açtı.

Design the Life You Love benim için ikinci bir dönüm noktası. Hayatımın en önemli projem olduğu düşüncesinden yola çıkarak, tasarımdan gelen düşünce sistemimi herkesle paylaştığım ve yaratıcı bir şekilde düşünmeyi birebir öğrettiğim bir platform

Ayşe Birsel ve bir diğer başarılı endüstriyel tasarımcı Bibi Seck, Birsel+Seck tasarım ofisi altında birlikte çalışmakta . Siz ve tasarım ekibiniz, bir tasarım sürecini ve projeyi nasıl sürdürüyorsunuz? Müşteri-Birsel+Seck-Kullanıcı arasındaki ilişkiyi sağlayış metodunuzdan bahseder misiniz?

Deconstruction: Reconstruction (Boz:Yap) çerçevesinde bütünsel düşünceyi duygusal, fiziksel, entellektüel ve spirituel olarak analiz ediyorum. Bu prensiplerimizin başını çekiyor. Bu süreci müşterilerimizle beraber uyguluyoruz, böylelikle fikirlerin nereden geldiğini ve nasıl oluştuğunu görüyorlar. Özellikle beraber co-design çalısmaları yaptığımızda onlar da sürecin içine dahil oluyorlar. Fikirler bebek gibi, ne kadar sahip çıkarsanız ve korursanız büyütmek o kadar kolay oluyor. Müşterilerimizle beraber uygulamamız, onların fikirlerine – ki bu ürün tasarımı, tasarım stratejisi veya hizmet tasarımı olabilir – sahip çıkmalarını sağlıyor, ki bu da başarıyla pazara gitmenin önemli adımlarından biri.

Birsel+Seck, güncel olarak ne tür projeler üzerine çalışıyor?

Şu anda Herman Miller, Staples, Converse, Tiffany, GE ile çalışmalarımız var. Türkiye’de Kaleseramik’le ve Pa şabahçe ile çalışmalarımız devam ediyor. Değişimi kucaklayan kuruluşlarla çalışmaktan keyif alıyoruz. Ürün tasarımı yanında, tasarım odaklı araştırma, tasarım stratejisi ve yenilik konularında projeler yapıyoruz.

Paşabahçe gibi önemli ve büyük bir üretici için “Omnia” koleksiyonuna pek çok ürün tasarladınız. Bize bu koleksiyonun ilham kaynağından ve genel sürecinden bahseder misiniz?

2 Aralık’ta Bomontiada’da nefis bir sergiyle açılan Paşabahçe Omnia koleksiyonu bizim cok keyif alarak yaptığımız bir çalışma oldu. Geleneksel cam işçiliğinden, form ve fonksiyonlardan yola çıkıp, Çesm-i Bülbül’den, Beykoz’a ve Nazarlıktan Kristale camın yarınını düşündük. Ortaya Batı Afrika kültürü ile Türk kültürünün bir araya geldiği, bizim çok kültürlü kişiliğimizi yansıtan bir tasarım olan African Zigzag ortaya çıktı.