Lenka ve Michael… Bu isimler şimdilik size bir şey çağrıştırmıyor olabilir. Ancak, yakın gelecekte (umuyoruz ki) bu ikili tarafından imzalanmış, sizi yüksek sesle güldürecek bir mektup alacaksınız. Işte dünyadaki herkese eşsiz bir el yazımı mektup yaratma sürecinde olan en sevdiğimiz gizemli ikili.

Dünyadaki her eve el/daktilo ile bir mektup yazmak… Bu düşünceli ve insani projeyi nasıl yarattınız?

Bir gün birimizin karalama defterlerine bakarken ikimizin de aynı fikri olduğunu gördük; “herkese yaz.” Bu şaşırtıcı tesadüf ikimizin de arkadaşça bir bombayı aynı anda aktive etmesi gibiydi. İlk olarak fikir, eğer yaşayan herkese bir şey söyleyebilecek olsak, satırların arasından tek bir mesajı nasıl iletebileceğimiz üzerineydi. Biraz üzerinde uğraşarak, bu fikri “Gizemli Mektuplar”a dönüştürdük.

2009’dan beri tepkiler nasıl?

Alıcıların %1’inden azı cevap veriyor, buna rağmen bu durum çok heyecan verici. Bir kaç tane polis ve haber soruşturması, taklitçi sanat grubu, gazete yazısı, radyo şovları, ölüm tehditleri, dünya çapında bir haz ve gizemlilik (online) edindik. Çoğunlukla geri dönüşler düşündüğümüzden çok daha pozitif. İlk başladığımızda, tüm mektuplar etrafımızda oturuyorduk (göndermeden önce duvarlara yapıştırılmış halde) ve merak ettik “Kimse bunu yaptığımızı fark edecek mi? Yoksa sadece delilik mi?” Açıkçası e-mail’in yükselişi ve el yazımı mektupların düşüşü bu projeyi tutuşturdu.

Ayrıca ne olduğunu bilmemek de hoşumuza gidiyor. Bir mektubun, nazikçe projemizi bitirmek üzere onları taşıyan bir postacı tarafından, bir gün içerisinde, bir kasabadaki her mektup kutusuna teslim edildiğini biliyoruz. Mektuplar özel bir eve girdikten sonra ne olduğunun hikayesi alıcıya bağlı. İnsanların onları birbirine okuduğunun, dikkatlice küçük parçalara böldüğünün, pub’a götürdüklerinin ve çerçevelettiklerinin vs. rivayetlerini duyuyoruz, ama umuyoruz ki bu rivayetler teyit edilmeyecek.

Çocukluğunuz bu projeyi nasıl etkiledi? Sevdiğiniz birinden veya bir yabancıdan gelen mektubu açma hissini herhangi biriniz hatırlıyor musunuz?

(M) İyi soru! Ben hiç eğlenceli bir posta almadım. Çocukken, bir uzaylıdan mektup almanın çok eğlenceli olacağını düşünürdüm. Milyarlarca mil uzakta birinin bana yaşamlarını, sıkıcı yanlarını, komik yanlarını, ufak ayrıntılarını anlatması… O mektup hiç bir zaman gelmedi. Ayrıca her Sevgililer Günü’nde, her yıl postada kaç bin tane mektubun kaybolabileceğini ve içinden birinin benim mektubum olabileceğini düşünürdüm.

(L) Ben çocukken Çocuklar için Bedava Şeyler isimli harika bir kitabım olduğunu hatırlıyorum. İçinde çocukça el yazınızla mektup yollayabileceğiniz ve bir şeyler sorabileceğiniz şirket ve organizasyon adresleri vardı. Bu tam bana göreydi. Yüzlerce (muhtemelen 14) mektup yazdığımı hatırlıyorum. Birkaç haftada bir kapıda bir paket bisküvi veya vahşi at pos- teri belirirdi. Bu çok biçimlendirici bir deneyimdi.

Bize biraz geçmişinizden ve nasıl bir araya geldiğinizden bahseder misiniz?

Tanıştığımızda (Michael’ın abisi aracılığıyla) bir oyun icat ettik (numara burun) ve hemen bir proje oluşturduk. Beraber çok iyi çalıştığımız ve benzer mizaç ve düşünce biçimine sahip olduğumuz ortadaydı. Michael’ın eğitimi yazı, Lenka’nınki ise sanat üzerine, bu yüzden de bu proje özellikle çok güzel oturdu. (Bu arada “numara burun” oyununu öğrenmek için bir gün bizimle birebir pub’da buluşmanız gerek.)

Tamamen bencillikten uzak amaçlar bulmak zor olsa da, “Gizemli Mektuplar” yaptığınız şeyden aldığınız zevki bir kenara bırakırsak, bencil olmayan bir eyleme en yakın örnek. Sizden mektup alanlar sizce nasıl tepki gösteriyor?

Teşekkürler, pekala tamamen bencillikten uzak değil çünkü bunu yapmayı çok seviyoruz! Taze mürekkepli mektupları değiş tokuş ederek yeni aptallık/sanatçılık seviyelerimize gülmek çok büyük bir eğlence. İlk Gizemli Mektuplar’dan sonra tüm alıcıların tepkilerini abartılı dramatik, küçük ve neredeyse görünmez hallerle hayal ederek gizli bir oyun yazdık. Mesela bir kişinin mektubunu yırtıp çöpe attığını, ama sanat olduğunu anladığında geri aldığını ve özenle yapıştırdığını biliyoruz. Pusula gönderdiğimiz birisi ise gerçekten harika bir “kaşif”miş. Diğerleri ise çizgi romanlardaki dahi kötü adamlar veya çok sıkılmış tacizciler olduğumuzdan şüphelendiler.

Projenizin en zorlu kısmı nedir?

Neredeyse 50 mektuptan sonra (geriye 700 tane kalmışken) yeni fikirler bulmak zor olabiliyor. Hepsi hızlıca yazılıyor ve en son istediğimiz sıkıcı olmak. Ama sonuçta bu hoş bir problem, asıl zorluk ise yüzlerce pul için para bulmakta. Kickstarter bize çok yardımcı oldu, bazı galeri ve müzelerden de destek aldık. Mektupların yollanacağı isimleri ve adresleri bulmak da bayağı zor olabiliyor. Dünyanın bazı yerlerinde insanlar bu bilgileri çok gizli tutuyor, bazı yerlerinde tam tersi. Asıl mesele ne olursa olsun bunu gerçekleştirebilmek; betona, demire veya titanyumu elle işlemek gibi.

Geçici olarak mektupları göndereceğiniz semte taşınıyorsunuz. Bu, orada yaşayanlar için mektupları kişiselleştirmek anlamında nasıl bir değişiklik yaratıyor? Semtleri nasıl seçiyorsunuz?

Semtleri çeşitli yollarla seçiyoruz, bir haritaya raptiye takarak, kulağa hoş gelen bir isim arayarak (“Rue de Solitaire” / “Yalnızlık Sokağı” gibi), fon alabildiğimiz yere giderek vs. Kendimizi her yerde herkese yazmaya adadığımız için bu şeyleri hangi sırada yaptığımızın önemi yok. Bunu da söylemişken ekleyelim, yakın zamanda uzak yerlere gitmek istiyoruz. Bir semtteyken orayı hissetmeyi seviyoruz, insanların nelerden hoşlanabileceğini ve nelerin onlara uygun olmayacağını öğreniyoruz. Ne kadar kişisel bilgi kullanırsak mektupların o kadar “korkutucu” olduğunu keşfettik, dolayısıyla grafik detaylardan kaçınıyoruz.

Sosyal medya ve popüler kültürün ışık hızını düşünürsek, sizin için bu projenin geçmişe bağlı kalmak için bir yol olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, bu dokunulabilir, yavaş hızda bir alternatif. Bu gerçek hayatta sıcak, kocaman kirpikli bir file sarılmakla sanal ortamda bir buzdolabında robot file “sarılmak” arasındaki fark.

Mektupları yazma sürecinizi biraz açar mısınız? Gönderdiğiniz mektupları okurken kıkırdamamak için kendimizi zor tutuyoruz….

Teşekkürler! Beyin hücrelerimizi karıştırmak ve havaya girmek için çok sayıda tekniğimiz (veya “hile”miz) var. İkimiz de listelerin hayranıyız. Hiçbir şey bilmediğimiz konular hakkında listeler yapıyoruz ve sonra kendimizi sanki bu konularda uzmanmışız gibi hayal ediyoruz, ikimizin de başına gelen olayları defalarca yeniden anlatıyoruz, bu da sanki tamamen sıkılmış bir portakalı 4 bardak için yeniden sıkmak gibi. Yalan söylüyoruz, saçmalıyoruz, yanlış zamanlarda yaşayan itici ünlüler gibi oluyoruz, kaydıraktan kayan kö- peklerin gözlerinden görüyoruz, gözlerimizi bağlayıp Dollywood’da dolanıyoruz, durumu şakacı, saçma ve hafif tutmaya çalışıyoruz.

Biliyoruz söylemesi zor ama bugüne kadar en favoriniz olan mektup hangisiydi?

(M) Çok zor! Binlerce mektubun belki de sadece %2’sini hatırlayabiliriz. Benim en sevdiğim birinin aile evini çamurdan eve benzettiğimiz zamandı, bu deliliği okuduğu zaman sahibinin yüzünü görmek isterdim.

(L) Favorim yok ama çok sevdiklerimden biri de şu:

“Sevgili Marie,

Bu mektup & zarf tüm dünyada üçümüzünde dokunduğu tek şey.

Sevgiler,
Lenka & Michael.”