Ses ile atmosfer yaratmak

Bu yılın en çarpıcı filmlerinden birinin Abluka olduğunu söylesek yanlış yapmayız herhalde. Film, her anlamda izleyicisine ilham veriyor. Filmin ses tasarımını yapan sanatçı Cevdet Erek, bu kaotik atmosferin bize geçmesini sağlayanlardan biri. Erek’in ismini son dönemde 14. İstanbul Bienal’i için Otopark alanında yaptığı “Bir Ritim Mekanı” ile de duymuş olabilirsiniz. Bienal bitmesine rağmen Otopark kapanmadı ve eser izleyicilerini bekliyor. Erek bize sesin büyülü dünyasını anlattı…

Yaptığınız ses tasarımlarının neredeyse hepsinde mekan çok önemli. Abluka’nın müziklerini ya da seslerini yaratırken senaryo mu sizin mekanınız oldu? Neydi tam olarak çıkış noktası?

Abluka’nın senaryosunu okuduğum zaman pek havaya giremedim. Muhtemelen benim içinde bulunduğum durumdan dolayı. Ne zaman ki yönetmen ile konuştum ve görüntüler gelmeye başladı, o zaman daha verimli bir zaman başladı. İlk denemelerimi arkadaşlarıma dinlettiğim zaman beklediğimden çok daha pozitif tepkiler aldım. Filmin ses tasarımını yaparken gördüğünüz her şey zaten belli bir mekanda geçiyor. Mekansız bir yerden bahseden bir bilimkurgu filmi değil. Ses, mekan için; müzik ise ses tasarımının bir parçası. “Bunlar müzik mi yoksa ses tasarımı mı” diyecekleri, kafa karıştıracak bir bütünlük yarattık. Ses tasarımını Cenker Kökten ile yaptım. O daha çok atmosfer ile uğraştı. O atmosfer yapmayı sever.

Ses ve müziklerin izleyicide film dışında da bir etki yaratması yönetmenin istediği bir şey miydi?

Bizim yaptığımız şey kuvvetli bir atmosferin bir parçası, Emin Alper de bunu istiyordu. Biz de eski atmosfercilerden olarak onun beklentisinden daha kuvvetli bir etki vermiş olabiliriz. Emin’in hayal ettiği dünyanın bu kadar kuvvetli olduğunu hissetmiştim. Konunun içinde de çok fazla ses vardı.

Eserlerinizde sesin ön plana çıkmasını mı istiyorsunuz yoksa mekanın içinde bir bütün olmasını mı?

Mesela boş otoparka, mimariye yenilikler ekleyerek yaptığınız ses yerleştirmesi… Sesin ön plana çıkmasını istemiyorum. Oysa bunu yapmak o kadar kolay ki… Mesela İstanbul Bienali’nde yer alan “Bir Ritim Mekanı-Otopark” mekanını ortaya çıkarmak için o kadar emek verdik ki, ses onun sadece bir parçası haline geldi.

O zaman neyin altını çizmeye özen gösteriyorsunuz?

“Bir Ritim Mekanı” merkezinde ses olan bir iş değil. Ama görsellik de yok. Baktığında anlatımı ortaya çıkaracağın bir obje yok. O yüzden ses ön planda gibi hissediliyor. “Bir Ritim Mekanı”n seslerini yaparken Otopark’taki perdelerin yerleri, içinde yer alan ofisin nasıl kullanılacağı, otoparkın bodrum katında unutulan eski Jaguar arabanın burada kalıp kalmaması gibi detayları düşündük. Tam bir mekan önerisi yaptık. İşlev olarak bildiğimiz mekanların çoğuna benzemiyor. Kulağınıza gelen ses tasarımının seviyesi, sizi dışarıdaki hayattan da koparmıyor. Burada kendi içinde bir dünya var. Ama bir o kadar da o dış dünyanın parçası olmak isteyen bir mekan.

İlk kez bir mekanla bu kadar mı iç içe oldunuz?

Mekan yapan herkes için bu böyledir. Bu ölçekte birkaç iş yaptım ama çoğu yurt dışındaydı. Çok üzülüyordum, arkadaşlarım gelip göremediği için.

‘Bir Ritim Mekanı’ ile karşılaşınca bir kez daha sese dair işlere çok uzak olduğumu fark ettim… Sese dair yapılan işler bizim için müzikten öteye geçemiyor mu?

Bu algıyı değiştirmeye çalışıyoruz. Sesi bütün güzel sanatların içine sokmak için elinden geleni yapan kişilerden biriyim.

Görsel tutkusu mu var bizde?

Bende de var. Sesçi olarak benim ön plana çıkmamdaki nedenlerden biri buna benzer işler yapan çok fazla kişinin olmaması. Bir avantajım da var. Görsel ve mimari eğitimden geliyorum. O yüzden bunları beraber kullanıp, karşılaştırmalar yapabiliyorum. Dolayısıyla ben de salt sesçi değilim.

Son dönemde takıldığınız sesler neler?

Duyduğu sesi taklit edebilen, dinlediği parçayı söyleyen bir insanım. Davullara takıldım. Asma davul çaldığımı hayal ediyorum. Bir de insanın hayvan sesini taklit etmesi hoşuma gidiyor.

Abluka’dan sonra başka filmler için teklif aldınız mı?

Bir de Sivas’ın seslerini dizayn etmiştiniz… Galiba esmerli filmler bize geliyor. Yine böyle eserler gelse yine değerlendiririm. Sanki bir sürü şeyi ve duyguyu Abluka için biriktirmişim gibiydi. Gürültüler, inşaat sesleri, sloganlar, bağırmalar… Aslında dinlediğim sert müziklerden kaynaklı, karanlık duygulardan da gelen bir insanım. Nekropsi’de de çalarken bu böyle. Sesi ortaya çıkarırken bir sürü kişi ile çalışıyorsun. O yüzden her iki filmde de sesi bütünlük haline sokmaya talip oldum.

Ödüller önemli midir?

Kesin önemli oluyor. Türkiye’de ödül aldığın zaman ciddiye alınıyorsunuz. Filmin görünürlüğü artıyor. Hepimiz ödüllerle onore oluruz. Destek alma ihtimalin artıyor. Sanatın yarışması olmaz biliyoruz ama ödülün verilmesinin hepimize faydası var.

Sizin en beğendiğiniz film müzikleri neler?

İyi, Kötü ve Çirkin, Taxi Driver, Türk filmleri arasında da ne olursa olsun Cahit Berkay’ın müzikleri. Aslında ben sinemada müziği seven biri değilim. Abluka’da müzikten çok ses yaptım. Parçalarımız gürültü ve bir takım seslerden oluştu. Çoğu kişi onlara müzik bile demez. Jeneriğin sonunda ritimli
bir müzik çıkıyor da öyle yırtıyoruz. Aslında o da ağır bir halay.