Refik Anadol, Bienali parallel etkinlikleri kapsamında yer alan “Infinity Room” projesiyle yine gündemimizde ilk sırada. Her yeni projesinde, teknolojinin sınırlarını zorlayan ve yeni bir akıma öncülük eden Refik ile çalışmalarının arkasındaki merak uyandıran süreci konuştuk.

Çalışmalarınla alanında Türkiye’de akla gelen tek isim, dünyada ise aynı etkide büyük bir isim oldun. Bize biraz anlatır mısın seni bu noktaya getiren süreci; İstanbul’dan Los Angeles’a geçen dönemi?

Refik Anadol: Teşekkür ederim. Tabii İstanbul’dan Los Angeles’a geçiş hayatımda ciddi bir değişiklik yarattı. Ama en önemlisi lisans yıllarından beri aklımda olan bir çok fikri ve hayali ortaya çıkarabilme isteği hep vardı. İstanbul’da Antilop isimli tasarım stüdyomuz ile bir çok yenilikçi ve deneyim odaklı projeleri hayatı geçirebilmiştik. Fakat birey olarak daha derin bir araştırma ve geliştirme kültürüne yakından tanıklık etme isteğimi gerçekleştirebilmek için bir yüksek lisans yapmaya daha karar verdim. UCLA okul olarak dünyadaki bir çok örneğinden çok ciddi bir şekilde ayrılıyordu. MIT ve NYU gibi diğer lider okullara gitme şansım vardı fakat yinede birey olarak ilgi alanım kamusal alanda sanat ve özellikle Light+Space (Işık+Mekan) akımının köklerini araştırabilmek ve insanoğlu olarak teknoloji çağındaki bu garip tanışıklık dönemimizi yakından inceleme isteğim bu noktaya gelmem yardımcı oldu.

İstanbul Bienali parallel etkinlikleri kapsamında yer alan“Infinity Room” projesi, görsel ve işitsel enstalasyonlar üzerine bir araştırma niteliğinde olan projeniz “Temporary Immersive Environment Experiments”ın bir parçası. Bu çalışmayı, arkasındaki methodları ve bu araştırmanın bu güne kadar geldiği noktayı bize anlatır mısın?

Refik Anadol: Bu çalışma 2 yıl öncesinde yüksek lisans döneminde aklımda hep yer alan bir projeydi. Yapay gerçeklik sanatçı olarak işlerimin hemen her yerinde olan bir şekilde yakınında hep bulunduğum bir kavram. İçinde var olduğuğumuz gerçeklik son yüzyılda en dahi sorularla, projelerle çoktan yerler bir edildi. Özellikle her anımıza dokunan mimarinin bu denli kaçınılmaz değişime henüz ayak uyduramaması en büyük takıntılarımdan biri olmuştu. Bu projede bu süreçte ortaya çıktı. İlk prototipi Los Angeles’ta stüdyomda gerçekleştirmiştim. Oculus gibi yapay gerçeklik gözlüklerinde olmayan, beraber yaşanılabilen, paylaşılan ve en önemliside izleyiciyi işin bir parçası yapan bir fikre olan ilgim sonucu son halini aldı.

Ses, mimari ve matematik üzerine kurgularlanan entelasyonların çevre algısını sorgulamak üzere yola çıkdığını söyleyebilir miyiz?

Refik Anadol: Kesinlikle. Son yarım yüzyılda bir çok sanatçı bu kavramda dahice işler ve söylemler ortaya çıkardı. Ne mutlu ki teknoloji bizlere hayal ettiğimiz bir çok düşünceyi somut hala getirebilme şansı verdi. Limitler azaldı, sanatçıların projeye özel yazılım geliştirme fikri evrimleşti. İzleyici hep hazırdı.

Refik Anadol:
A/V Performanslar üzerine yapılan çalışmaların çıkış noktasıdan uygulamasına uzanan süreci biraz anlatır mısın? Nasıl başlıyor, nelerden besliyor, nasıl sonuca gidiyor?

Refik Anadol: Bir çok farklı başlangıç noktası oluyor. Kendi adıma ilk başladığım yıllarda şuanki yoğun taklit süreci yoktu. Her yapının ve izleyicinin çok daha kavramsal çerçevede saygı ile üretilen işler varoluyordu. Her zaman yapının mimari ile iletişimi, yapımının fonksiyonu üzerine söylemek istediklerini anlayan, bilen, farkında işler üretebilmeye çalıştım. Son zamanlarda markalaşma, yaratıcı ajansların müşteri memnuniyetini arttırmak için yaklaştığı, etik değerleri yerle bir eden bir çok proje gördük. Başarılı bir performansın, tasarımın öz niyeti ve sanatın öz eleştirisine sahip olması gerektiğini düşünüyorum.

Microsoft Research’ün En İyi Vizyon ödülünü kazanan bitirme projen Walt Disney Concert Hall’dan biraz bahsedebilir misin?

Refik Anadol: Daha öncede bahsettiğim gibi derin bir araştırma ve geliştirme sürecine kendimi adamak istediğim bir projeydi. Bu kapsamda Frank Gehry tasarımı Walt Disney Concert Hall ve LA Phil ile benzeri görülmemiş bir proje hayal ettim. Ne mutlu ki Microsoft Research gibi dünyanın en gelişmiş araştırma enstitüsü bu projeye gerekli maddi ve manevi desteği verdi. Tabii sonrası malum çok olumlu ilerledi. Anlaşılabilmek ve yeniliğin getirdiği takdirin verdiği enerji; tüm imkansızlık ve olumsuzlukları yenebildiğini somut bir şekilde gördüm. Hem LA Phil gibi dünyanın en kapsamlı filarmoni orkestrası ve performans kurumuyla kafakafaya verebilmenin ne denli önemli oldğunu anladım.

Refik Anadol:
Bu projeyi senin için bir dönüm noktası olarak değerlendirmek mümkün mü?

Refik Anadol: Kesinlikle evet. Performans sanatlarında sokak/kamusal alanda varolabilmek tabiki çok anlamlı ve keyifli. Fakat Walt Disney Concert Hall’da sahnede LA Phil ve mimar Frank Gehry ile çalışabilmek durumu dönüm noktasına getirdi. Hemen bir çok diğer kurumun benzer projeler yapmaya başlaması projenin en denli başarılı olduğunu gösteriyor. Bazen yepyeni bir fikrin yeni bir akıma dönüşebilme ihtimali sanıyorum bu projeyi dönüm noktası yapıyor hayatım için.

Benimsediğin ve her projede altını çizmek üzere çalıştığın bir mesaj var mı?

Refik Anadol: Yenilik, öz sanat ve tasarım eleştirisi, estetik kaygılar. Politik ve sosyo-kültürel takıntılarım hiç olmadı. Geleceğe dair söylemlerin yalın ve başkalaşabilmesi için olabildiğince zihnimi bu dipsiz kuyulardan arındırılmış bırakmaya çalışıyorum. Zaten dünyanın halihazırdaki halini başarıyla eleştirebilen ve önümüzde seren yüzlerce mükemmel sanatçı mevcut.

Çalışmaların belirli dönemleri ve takipçilerin için de anlık deneyimleri kapsıyor. Birçoğu video ve fotoğraflar üzerinden takip edilme şansı olan projeler, daha kalıcı işler üretmeye nasıl bakıyorsun?

Refik Anadol: Şuan tam olarak bir çok kalıcı kamusal alanda sanat projeleri yapıyorum. Tam olarak rüyamın bir parçası idi. Dünyaya ve insanlığa dair gerçektende kalıcı ve kuvvetli bir söylem yaratabilmenin en güçlü sanat söylemi kamusal alan. Yalın, özgür ve tam olarak yaşadığımız yerin ta kendisi olduğu için.

Yakın gelecekte duyacağımız projelerin neler olacak?

Refik Anadol: Önümüzdeki ay San Francisco’da Amerika’nın batı yakasının en büyük ve teknik açıdan en gelişmiş medya mimari uygulamasını yapma şansım oldu. Son bir yıldır SOM Mimarlık grubu ile yakından geliştirdiğim ilk kalıcı sanat projesi oldu. Heyecanla açılışını bekliyorum. Onun dışında bu yıl sürpriz olarak LA Phil, New York Filarmoni ve bir çok isimle yeni seri projeler başlıyor olacak.