Türkiye sanat ortamına hızlı bir giriş yapan, aynı hızla da yükselişe geçen Elif Boyner, çalışma ve düşünme biçimlerini irdeleyen sorularımızı yanıtladı. Sanatçıyla son dönemlerde yaptığı dikkat çekici yerleştirmeleri, işlerindeki görsel dünyayla kavramsal altyapı arasında kurmaya çalıştığı dengeyi ve peşine düştüğü ‘ufuk çizgisini’ konuştuk.

Fuar karmaşasında, bir standın önünde klasik bir resim çerçevesi içindeki natürmortu seyreden insan topluluğuyla karşılaşıyoruz. Bir zaman sonra çerçevedekinin, durağan bir resim yerine hareketli bir görüntü olduğunu fark ediyoruz. Elif Boyner imzalı bu yapıtlar, yalnızca sanatçının kişisel sunumlarında değil, fuar ortamında bile izleyicisini yakalama gücüne sahip. Çoğu sanat takipçisinin ilk örneklerini geçtiğimiz Şubat ayında Öktem & Aykut’ta yer alan “Orijinal Kopya” sergisinde gördüğü bu seriyi, sanatçının farklı mecralarda üretip, ortak noktalarda buluşturduğu işler takip ediyor. Son dönemlerde yaptığı ses getiren çalışmalar hakkında konuştuğumuz Elif Boyner, üzerine kafa yorduğu konuları ve ilham kaynağını oluşturan durumları samimiyetle anlatıyor.

Klasik resim çerçeveleri içinde sergilediğiniz video işleriniz çok ilgi gördü. Serinin örneklerini en son ArtInternational’da izledik. Bu projenin çıkış noktasını anlatır mısınız?

Elif Boyner: Birkaç sene önce yaptığım işlere bakınca, hep algıya oyun oynama veya onu sorgulama meselesiyle uğraştığımı gördüm. Bunu da genellikle mekan üzerinden yapıyordum. Tünelin sonundaki Boğaz’ı (Tünel, 2011) ve bir kapının arkasında durmadan oturan kalkan bir kızı (İsimsiz, 2012) kaydettiğim videolar bu duruma örnektir. Kafamda eski ustaların, özellikle de büyük hayranlık duyduğum Cihat Burak’ın hayat dolu eserlerini, örneğin Cumhuriyet Meyhanesi veya Cunda Adası görüntülerini hareketlendirmek, video formatına geçirmek gibi bir düşünce vardı. Bu kompozisyonları neredeyse bire bir, yaşayan bir şekilde kopyalamak, uzaktan resim gibi görünen ama yaklaştıkça hayat bulan görüntüler yaratmak istedim. Daha sonra yapım maliyetlerinden dolayı bu fikirler rafa kalktı. Aklım hep tekerrüre takılır. Her şey sürekli yineleme halinde; tarihte aynı hikayeler başka oyuncular tarafından tekrar tekrar yaşanıyor. Bu aslında acı bir durum; çünkü ilerleme kaydedilemiyor. Diğer taraftan hep bir ‘ilerleme’ halindeymişiz gibi yansıtılıyor. Sanırım bu düşüncelerle az önce bahsettiğim proje fikirleri birleşince ortaya “Hareketli Natürmortlar” çıktı. Sanat tarihinde önemli yer tutan natürmortları güncel sanata, eskiyi yeniye taşıyorum. Aslında ikisinin de içinde aynı hikaye var, bir şeyler yeniyor; sadece roller değişmiş, tüketen başka

Videolarınızda üç boyutlu görüntüleri kaydederken, aslında bir taraftan resim yapıyorsunuz gibi. Siz nasıl görüyorsunuz yarattığınız kompozisyonları?

Elif Boyner: Ben Resim Bölümü’nde hiç okumadım ama önceleri sadece resim yapıyordum. Kelimelerdense, görsellerle düşünüyorum; herhalde bu yüzden konuşarak kendimi ifade etmekte güçlük çekiyorum.

İşlerimin görselliği benim için çok önemli, hatta altında yatan kavram kadar… En sade hayallerin bile etkileyici, akılda kalıcı ama abartısız şekilde gözlemlenebilmesi gerekir. Sadece kavramsal ve entelektüel beklentilere ve sorulara cevap vermenin ötesinde, herhangi bir beklentisi olmayan gözlerin ilgisini çekebilmeyi ve ardından kavramlar, algılar ve izlenimler üzerine konuşmayı önemsiyorum.

Kişisel sergilerinizde daha da öne çıkan, yerleştirmelerinizin yarattığı, izleyiciyi içine çeken bir hissiyat var. Bu atmosferi nasıl tanımlarsınız?

Elif Boyner: Gündelik hayatın yoğun temposunda, bireyin etrafını süratle saran olguların, sürekli değişen ve takip edilmesi imkansız hale gelen gündemlerin, kısacası tüm detayların gözden kaçtığı, fark etme ve fark edilme şansının kısıtlı olduğu bu çağda, görseller izleyiciyi biraz yavaşlatarak çevresini, karşısındaki, var olan diğer olasılıkları yeniden keşfetmeye yönlendiriyor.

Aklım hep tekerrüre takılır. Her şey sürekli yineleme halinde; tarihte aynı hikayeler başka oyuncular tarafından tekrar tekrar yaşanıyor. Bu aslında acı bir durum; çünkü ilerleme kaydedilemiyor.

Katı atık merkezi, balık pazarı gibi mekanlarda çekim yaptınız. Mekanlarınızı nasıl keşfediyor ve buralarda ne görüyorsunuz?

Elif Boyner: Aslında şans eseri çıkıyor çekim yerleri karşıma. Aklımda şekillenen projeler için mekan aramıyorum; tam olarak şekillenmemiş hayallerim, bazen karşılaştığım mekanlarla birleşerek bir projeyi doğuruyor. Bazen de bir mekanı gördüğüm anda hayaller başlıyor.

Örneğin Kumkapı Balık Hali’nde çektiğim “Sabır” adlı videoyu, natürmortlarda kullanacağım ıstakozu almak için oraya gittiğimde, tavanda bekleyen martıları fark edince düşünmeye başladım. Ayvalık’a giden sabah feribotuna binmeden hale uğruyordum. O saatlerde ortalık leş gibi koksa da, güneş doğmadan hemen önce hafif aydınlanmış gökyüzü ve balıktan dönmüş renk renk teknelerin yarattığı görüntüyü kelimelerle anlatmak zor. Hal bu sene kapandı, Eylül’de başka bir yere taşınıyor ve umarım kimliği bozulmaz.

Sabaha karşı hale gittiğimde martıların sayısı, yanaşan balıkçı tekneleri ve artan balık kokusuyla birlikte çoğalıyor ve martılar bir oraya bir buraya uçuyorlar. Bir kısmı tavandaki raylarda bekliyor, bir kısmı da tekneleri takip ederek hale ulaşıyor. Ve hepsi günün sonunda artan kalan balıkları yemeyi bekliyor.

Videolarınız çok çarpıcı ve kusursuz bir görselliğe sahip. Dolayısıyla prodüksiyon süreciniz merak uyandırıyor. Bundan biraz bahseder misiniz?

Elif Boyner: Açıkçası çok malzeme kullanmıyorum. Genellikle Canon Mark II ödünç alıp çekimlerde deniyorum ama eninde sonunda kendi küçük, Sony marka dijital kamerama dönüyorum. Çekim süreci ve ışık hakkında çok bilgim yok, dolayısıyla kurcalayarak, deneyerek, oynayarak istediğimi yakalıyorum her seferinde.

Bazı çekimlerde arkadaşlarımdan destek alıyorum. Örneğin “Ebedi Tekerrür” adlı videonun çekimini Direncan Öztemel yaptı. Orada çok güzel bir bağ kurduk, sanki benim kafamdaki zaten onun da aklındaydı. Sonunda ortaya tam istediğim şey çıktı.

Natürmortları yaparken de atölyemde, masanın üzerinde minik bir set kurarak, uygun ışığı yakalayana kadar fotoğraflar çektim. Ardından da video çekimine başladım. İstenilen görüntüye ulaştığımda, videoların çekimi en fazla 20 dakika sürüyor. Ve genelde tek çekimde iş tamamlanıyor. Bugüne kadar ne zaman profesyonel bir ekiple veya gelişmiş ekipmanlarla iş yapmaya kalkıştıysam hep felaketle sonuçlandı. Aklımdakilerin manipülasyondan uzak bir şekilde ortaya çıkması gerekiyor; yoksa işin amacı şaşıyor ve o benim hayalim olmaktan çıkıyor.

Video dışında farklı mecralar da deniyorsunuz. Fikirlerinizi uygulamak için yaptığınız bu seçimler nasıl şekilleniyor?

Elif Boyner: Buna nasıl cevap vereceğimi bilmiyorum. Bazen ben de fikirlerimin çıkış kaynağını düşünüyorum ama bir türlü çıkaramıyorum. İki aydır okuduğum bir kitap var, başlığı “Ufuk Çizgisi”. İsmini ve kapağını beğendiğim için almıştım. Sonuçta bu kitap, beni çok düşündüren bir görsel ve fikirsel zemin ortaya koydu. Gökten inmiş bir armağan gibi… İçinden, ufuk çizgisi üzerine mitolojik, felsefi ve tarihi hikayeler; kafamdaki imgelere karşılık gelen, onları benim yerime kelimelere döken satırlar çıktı. Bazı hikayeler bugünle, benim sorguladığım konularla birleşerek şekil aldı. Hangi kalıba nasıl gireceklerini kendileri belirlediler.

Farklı zamanlardan işleriniz arasında, estetik yaklaşımın dışında, konu ve bağlam bakımından ortaklıklar görülüyor. Bu devamlılık ve ilişki nasıl ortaya çıkıyor?

Elif Boyner: Herkesin ilgilendiği farklı alanlar ve bu ilgi yönünde beslendikleri çeşitli araçlar vardır. Bir konunun farklı dalları doğru ve tutarlı bir dille ifade edilirse, sonunda ayrı uçlar gibi görünen durumlar aynı çatı altında buluşabilir. Etrafı gözlemlerken, olup bitenlere birkaç adım geriden baktığımızda, olayların uzantılarını, gerçek sebeplerini algılamaya başlarız. Ben de etrafımı bu şekilde görmeye, olayları birkaç adım geri çekilerek, sınırları genişleterek sorgulamaya çalışıyorum.

Sanat yapıtı üretmenin yanı sıra toplamayla ilgileniyor musunuz? Kendi koleksiyonunuzda yapıtlarını mutlaka görmek istediğiniz sanatçılar kimler olurdu?

Elif Boyner: Henüz toplayamıyorum. Bazen arkadaşlar arasında takas yapıyoruz. Pek bir isim yok aklımda. Bazen bir eser görüyorum ve çıldırıyorum. O her gün aklıma geliyor. Mesela Lara Ögel’ in işlerinden çok etkileniyorum, “Turkuaz II” adlı yapıtını çok seviyorum.

Sizi en çok besleyen, bir anlamda ilham kaynağınızı oluşturan şeyler neler?

Elif Boyner: Genelleme yapacak olursak insanlık ve insanlık dışı haller, beklenmedik olana ve şansa açılan kitap sayfaları, tesadüfler, tarih, kendimle çatışmalarım… Beni en çok düşündürenler ise kötülüğün kendisini bile utandıracak kadar kötü olabilenler, yüksek egolar, yüzlere yansıyan bastırılmışlık belirtileri, ‘ama neden’ler, ‘ama olmalıydı’lar, neden sonuç ilişkileri…

Bundan sonra hangi projeler, seriler geliyor?

Elif Boyner: Aklımda hala ufuk çizgisine dair hayaller var. Ölümsüzlük, Tanrı arayışı, bekleyiş, aidiyet ve tabii ki tekerrür zemininde kurgulanmış yerleştirmeler, video ve fotoğraflardan oluşan çalışmalar üzerine düşünüyorum.