İkonik Vice dergisinde çalışan Zach Sokol, açık sözlü kelimeleri ve kişiliğiyle orada bir gazeteci olmaya ilişkin detayları bize veriyor.

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Zach Sokol: Şu anda Brooklyn’de yaşayan bir yazar ve editörüm. Bir süreliğine Berlin’de bulundum ve eninde sonunda hayatımı bu iki şehir arasında geçirmek istiyorum. Henüz 23 yaşında olmama rağmen birkaç senedir VICE’ta çalışıyorum. Önceleri stajyer (ilk olarak yurt dışında okuduğum dönemde VICE Prague’ta ardından New York’ta Motherboard’ta), sonra freelance, daha sonra ise The Creators Project’in editörü olarak görev aldım. Geçtiğimiz sene VICE.com ile VICE Magazine’de editör yardımcısıydım, yakın zamanda ise Weekend Editor pozisyonuna terfi aldım.

Aslında Massachusetts’li olsam da kendimi New York’lu olarak görüyorum (babam Brooklyn’de büyümüş). Bu konuyu arkadaşlarla da sık sık tartışıyoruz, gerçek bir New York’lu olmak için ne kadar zaman geçmesi gerekiyor ki? Beş sene mi, yedi mi yoksa on mu? Aslında bana kalırsa bu konuda zamanın pek önemi yok. Daha ziyade şehirde geri döndürülemeyecek derecede mahvolmuş bir şey görüp aklınıza kazındığında gerçek bir New York’lu oluyorsunuz. Bir bakıma herkes “kendi New York’unu” yaşıyor denebilir işte.

Yazdığınız en tuhaf makale neydi?

Zach Sokol: VICE’a dair en sevdiğim şeylerden biri de zekice ele alındığı ve iyi hazırlandığı takdirde hiçbir şeyin yayınlanmak için fazla niş veya tuhaf bulunmaması. Son altı ay içerisinde bir dolu acayip yazı yazdım. Şehirde en uzun süredir devam eden seks partilerinin arkasındaki isim olan Palasia adlı bir kadının biyografisini yazdım ve içeriğin başlığı “New York’taki Son Eski Usul Seks Partisi” oldu.

Bir hikaye yayınlamanın peşindeyken içine düştüğünüz en tuhaf durum?

Zach Sokol: Az önce bahsettiğim Palasia’nın biyografisi üzerinde çalışırken dört ayrı partiye katıldım. Yazıda yalnızca Palasia’yı anlatmadım; onun partilerine rakip olarak başka seks partileri organize eden kişilerle de görüştüm. Bu eşsiz alt kültürü ve piyasaya girerek dönemin seks partisi anlayışını değiştiren yeni girişimlerin eklenmesiyle bu alt kültürün nasıl değişime uğradığını incelemeye çalıştım. Tabii bunun için de biraz “araştırma” yapmam şarttı; bu da partilere gidip her türlü insanla konuşmamı gerektirdi. Bu kişiler arasında Scary Ben isimli bir ‘yetişkinlere yönelik’ çalışan palyaço ile benim yaşımda çocukları olan, eş değiştirme partilerine katılan yaşlı çiftler de vardı. Bu partilerden birisi için kostüm giymem, bir başkası için ise Eyes Wide Shut (Gözü Tamamen Kapalı) filmindeki gibi (maske vs.) bir kılığa girmem gerekti.

Bu makale için gerçekten çok iyi bir editörüm vardı. Dördüncü ve son partiye de katıldıktan sonra bir Pazartesi günü beni konferans odasına çekip son derece ifadesiz bir şekilde şöyle dedi: “Hadi bakalım Zach, bana şu partileri anlat.” Bunun üzerine ben de ona heyecanla işin iç yüzünü ve kişisel ayrıntıları anlatmaya başladım; o da beni ciddiyetle dinledi. Maceralarımı bitirdiğimde “Pekala, bunların %90’ını kendine sakla. Anekdotların komik ve ilginç ama bu hikayenin asıl önemli noktaları bunlar değil.” Bu her ne kadar egoma yediğim büyük bir darbe olsa da makaleye yaklaşımımı bir hayli olumlu anlamda etkileyen son derece faydalı bir tavsiyeydi. Bu şahane anılarımı henüz yazmadım, yakın zamanda yazar mıyım onu da bilmiyorum.

Yazdığınız hikayelerden en unutulmaz olanı?

Zach Sokol: Sanatçı Trevor Paglen hakkında yazdığım baş makaleyi hiç unutamıyorum çünkü kendisi hem sanatçı hem de insan olarak inanılmaz bir karakter. Rasputin isimli bir metal barda bana son projesi hakkında her şeyi anlattı; New York’taki Metro Pictures galerisinde açılan isimsiz sergisinde yer alan çalışmalarından bahsetti. Dünyanın dört bir yanına toplu bilgi gönderen ve NSA’nın kişisel veri sızdırmak için kullandığı en kârlı, en randımanlı kaynak olan su altı fiber optik kablolarını belgeliyordu. O metal barın bir köşesine konuşlanmış, sigaraların birini söndürüp diğerini yakarken bana görsel sanat yoluyla araştırdığı bu aşırı gizli hükümet operasyonlarını anlatması gözüme sinematografik (ve neredeyse melodramatik) göründü. Uygulama biçiminin dinamikliği nedeniyle Trevor Paglen benim en beğendiğim çağdaş sanatçı. Akademisyen, araştırmacı, kaşif ve üstüne üstlük kavramsal anlamda keskin bir zekanın ürünü olan eserlerinin pratik uygulamaları da bulunuyor. Ayrıca en niş, karmaşık konuları bile aşırı basitleştirmeden anlatarak insanları eğitme becerisine sahip olduğundan üzerine yazı yazmak için ideal bir şahıs. Öyle egzotik bir yerde çalışmalarına dair bu denli ayrıntılı konuşma fırsatını yakaladığım için kendimi daima şanslı hissedeceğim.

Şimdiye kadar röportaj yaptığınız en öne çıkan, gelecek vadeden Brooklyn’li sanatçı?

Zach Sokol: Açıkçası o kadar fazla isim var ki! Pek seçici değilim (şaka yapıyorum). Sanatçılarla söyleşi yapmayı daha çok seviyorum çünkü mesela müzisyenlere göre kendilerini daha iyi ifade ediyorlar. Güzel sanatlarla uğraşan sanatçılarla yaptığımız röportajlar röportajdan daha çok bir sohbet veya diyaloğa benziyor. Elbette aklımda tanınmış birkaç isim var ama Mike and Claire adlı duoyu oluşturan sanatçı arkadaşlarım Claire Christerson ile Michael Bailey Gates’i özellikle anmak istiyorum. Onlarla ilk defa iki sene önce röportaj yapmıştım, o günden bugüne isimlerinin bir hayli duyulduğu kesin ama son derece yetenekli oldukları için gördükleri bütün ilgiyi fazlasıyla hak ediyorlar. Özellikle Cindy Sherman, Ryan Trecartin, Tim & Eric ve John Waters gibi isimlerin katkıda bulunduğu çılgın, saykodelik, aşırı derecede canlı kısa filmler yapmakta çok başarılılar. Yine de süper organik ve otantik bir iz bırakan kendilerine ait bir görsel dil ile ‘kendin yap’ estetiğine sahipler. Eserleri onların neşeli ve ürkütücü beyinlerine daha yakından bakmanızı sağlıyor ve gördüğünüz şey yarattıkları etkinin toplamından çok daha fazlası.

Gelecek vadeden uluslararası sanatçılar konusunda dostum Coco Capitan’ın fotoğraf çalışmalarına da göz gezdirmenizi tavsiye ederim. Kadın gerçekten muhteşem ve yakın gelecekte onunla incelikli, stilize edilmiş birtakım röportajlar gerçekleştirmek üzere planlarım var.

Size “bu adam delinin teki” diye düşündürten bir röportaj?

Zach Sokol:  Büyük ihtimalle öyle bir röportajı yayınlamamışımdır. Ağır eleştiriler içeren işler yayınlamayı veya yalnızca eleştirel olmak için eleştiride bulunmayı sevmiyorum. Zaten ortalıkta gereğinden fazla yayın var ve ben de yalnızca beni heyecanlandıran kişiler hakkında yazı yayınlamak istiyorum. Bu tepeden bakmak demek değil. İnternette gerçekten çok fazla miktarda yazı var – neden işe yaramaz olduğunu düşündüğüm biri hakkında yazarak 1 ve 0’lar dağına katkıda bulunayım ki?

Yazdığınız makalelerden kariyerinizin yönünü değiştiren birisi?

Zach Sokol: Yakın zamanda Paris Review için kaleme aldığım obsesif-kompulsif bozuklukla büyümeye dair bir makale var. Oldukça kişisel bir yazıydı ve hala bir yanım o bilgilerin internette dolaşıyor olmasını garipsiyor. Mahlas kullanmayı da düşündüm ama söz konusu olan dergi Paris Review! Orada bir yazımın yayınlanması büyük bir hedefimdi. Genellikle kendime dair (günlüğümde bulunan türden bilgiler) şeyleri yayınlamaktan hoşlanmasam da bu benim için katarsis yaratan bir deneyim oldu.

Son olarak Amerikan kültürünün bugünkü durumuna dair birkaç şey söylemek isterseniz?

Zach Sokol:  Bedava Gucci. Bir de bundan iki sene önce Brooklyn’in yaratıcılık ve heyecan bakımından kısa bir durgunluk dönemine girdiğini hissediyordum. Belki de bana öyle gelmişti. Fakat şimdilerde gözüme her zamanki gibi coşkulu görünüyor ve her gece yapabileceğiniz o kadar fazla şey var ki! Bir zamanlar gözümde romantize ettiğim bir yerde yaşamaktan ve aslında hayalimdekinden daha iyi (ve farklı) bir yer olduğunu fark etmekten ötürü kendimi şanslı buluyorum