Nahide Motel, Cahide Sayfiye, Al Jamal Cruise, Cookshop ve Chocolate Cafe Şaşkınbakkal gibi gözde mekanların arkasındaki gizli kahramanla tasarım, ilham, mimari anlayışı, çalışma şekli ve dünya trendleri üzerine konuştuk.

Hiçbir yerde söz ettiğinize rastlamadık; nereden geliyor mimar olma kararı? Çocukluktan kalma bir aşk mı, ilk gençlik yılları rüyası mı, aile büyüklerinin yönlendirmesiyle verilmiş akılcı bir üniversite tercihi mi, hiçbiri mi yoksa?

Ben mimar olmaya çok küçük yaşta karar verdim. Sanırım ilkokul 5’te… Annem icmimarlığa çok ilgiliydi, muhtemelen onun etkisi kararımı netleştirmemi kolaylaştırdı. Daha ortaokul, lise yıllarında eve iç mimari ile alakalı tüm dergiler alınırdı, onları takip ederdim. Balikesir’de büyüdüğüm için ailemin oradaki mimar, ressam vb. arkadaşlarıyla uzun sohbetler eder, hatta tatillerde tek başıma İstanbul’a gelir, tarih-kültür turları düzenlerdim. Kısacası benim kararımdı ama ailemin desteği daha hızlı adımlar atmamı sağladı diyebilirim.

Form, fonksiyon, konfor… Nasıl tanımlıyorsunuz mimari anlayışınızı?

Ben her zaman söylediğim gibi form ve fonksiyonun birbirini takip ettiğini değil, eş zamanlı gelişen ve birbirini motive eden unsurlar olduğunu düşünüyorum. En nihayetinde insan hayatına yön veren tasarımların belirli konforları sağlaması bir zorunluluk. Ama bu gereksinimleri çözmenin sayısız şekli var. Kimi zaman sizi köşeye sıkıştırıp elinizi kolunuzu bağlıyor gibi görünen ihtiyaçlar, daha farklı ve efektif sonuçların ortaya çıkmasını sağlayan zeminleri oluşturuyor.

İstanbulluları masal diyarlarına götüren pek çok mekan yarattınız. Hayal dünyasının kapılarını açıyorsunuz, peki bu yaratıcılığın ilham kaynağı nedir?

İham kaynağım şudur demek pek doğru değil sanırım. Çok film izlerim ve sinemayı çok ilham verici buluyorum kendi adıma, ancak en büyük ilhamın hayatin kendisi olduğunu düşünüyorum. Hayata, insanlara, farklı hayatlara, alışkanlıklara karşı gelişen gözlemci bakış açısı, insanin beyninde bir bellek oluşturuyor sanki. Ve zaman içinde bu birikimler birbirleriyle birleşerek farklı yeni sonuçlar doğuruyor.

Çalışmalarınızda vazgeçilmeze dönüşen bir obje ve asla göremeyeceğimiz bir obje var mı?

Yok. Elbette kullanmayı sevdiğim ya da çok tercih etmediğim objeler var. Ama illa ki veya hayatta olmaz demek çok doğru olmaz sanırım. Her projenin kendine göre farklı hikayesi var, asla diyeceğiniz bir şey o hikayenin temel parçalarından biri olarak karşınıza çıkabilir bir gün. Gittiğiniz herhangi bir mekanda en çok neye dikkat edersiniz? Ufak detaylar elbette ki dikkatimi çekiyor. Mesleki deformasyon belki de. Ama esas olarak umursadığım kompozisyonun bütünü oluyor. Tüm bu detayların birlikte oluşturduğu kompozisyon. Zincir mekanların tasarımı ile bütünleşti adınız, bu çalışma şeklinin tercih etmenizi ve bu süreçle bütünleşme maceranızı anlatır mısınız? Bu aslında verilmiş bir karar veya düşünülmüş bir tercih değildi. Bu projeler geldiğinde hem ben hem yatırımcı sonuçtan memnun kaldığınızda ilişki devam ediyor. Yine de ben projesini yaptığım zincir mekanların her yeni halkasını ayni dil içinde farkli mekanlar olarak değerlendirerek, daha butik bir bakisacisiyla ele almaya calisiyorum. Birbirinin kopyasimekanlar yerine, ruhunu koruyarak, bulunduğu çevreye gore lokalize edilmiş, farkliliklar katilmiş cozumleruretmeyecalisiyorum.

Yeni bir işe soyunurken göz önünde bulundurduğunuz kriterler neler?

Soyledigim gibi her projenin kendi hikayesi var ve bu kriterler o hikayeye gore değişiyor. Var mı hayallerinizi süsleyen, benim için zirve noktasıdır dediğiniz bir iç mimarlık projesi? Yok sanirim. Keyif aldigim islerin bir parcasi olmak benim için en buyuk zirve. Bunun sürekliliği olmasi da bir kereye mahsus ulasilan bir zirve yerine, hayat boyu bu keyfi defalarca yasamanizisagliyor.

İstanbul’un ses getiren mekanlarının tasarımına imza atan biri olarak, sizin İstanbul’unuzu en iyi tanımlayan mekan/yer/semt neresi?

Benim Istanbul’um butun Istanbul.. Ülkemizdeki mimarlık anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Ozellikle son yillarda Turkiye’decok iyi isler ortaya cikiyor. Eskiden insanlar farkliprojeler görmek, ilham almak için Avrupa ve Amerika’ya giderlerdi. Artik dünyadan insanlarin ayni sebeple Istanbul’a gelmeye basladigini düşünüyorum.

Dünya trendlerinden söz etmek mümkün mü mimaride, nereye doğru evriliyor sizce? Trendler her zaman olacaktır. Ama insan için estetik ve konfor yönlerinden değeri tartisilmaztasarimlar, cozumler kalicidir. Trendler gelip gecsede onlar kalir. Ornegin berjer koltuk hep berjer koltuktur. Insan vücudu evrim geçirmedikçe ergonomisi ve görsel değeri tartisilmaz. Akilli evlerde oturup, coğu işimizi dokunmatik ekranlarla hallediyoruz diye metal küre puflarda oturacağımızı düşünmek komik bir yaklaşım bence. Bu eskinin geleceği anlatan filmlerinde insanların metalik pantolonlar, abartılı füturistik kostümler içinde tasvir edilmesiyle ayni… Esas farkı yaratan var olanla yeniyi bir araya getiriş biçimimiz sanırım.