Sözleri adeta kendisinin birebir tercümesi gibi. Giriş yazısına gerek yok, söylenecek tek bir şey var: Zöe le Ber kendi sözcükleriyle bize kim olduğunu anlatıyor.

Zoe’ye dair…

Yönetmenlik yapıyor ve film çekiyorum. Bunlar çoğunlukla kısa filmler oluyor ama şimdilerde ilk uzun metrajlı filmim üzerinde çalışıyorum. Umuyorum ki bir gün tamamlanacak. Bu esnada birtakım kısa filmler üzerinde de çalışıyorum (sanat filmleri, kurmacalar, belgeseller, moda sektörü için reklam filmleri). Tutku duyduğum işi yaparak hayatımı kazanmaya çalışıyorum, bu da her zaman pek kolay olmuyor.

Filmler aracılığıyla hikayeler anlatmak istediğinizi ilk defa ne zaman fark ettiniz?

İmgelere karşı daima bir takıntım vardı. Daha doğrusu, imgeleri estetik açıdan daha enteresan görünecekleri şekilde düzenleyip yönlendirmeyi severim diyebilirim. Başkalarının hareket halindeki yaşamlarına sessiz bir tanık olma fikri ilgimi çekiyor. Mütemadiyen gözlem yapıyorum ve sonra da gördüklerimi not alıyorum, hakikati sahneleri oluşturan ütopyalara dönüştürerek gördüğüm şeyleri daha tuhaf bir hale getiriyorum. Bütün bunlar nihayetinde hikayeleri ortaya çıkartıyor.

Hors les Murs, 2014
Üzerinde çalıştığınız son projeden biraz bahseder misiniz?

Geçen Temmuz ayında Paris’e geri dönerken havaalanında bir dergi satın aldım. Şişme botlarla Yunanistan’ın Kos adasına geçen Suriyeli mültecilerin durumu hakkında bir makale okudum. Hemen o anda yüzyılımızın en felaket insanlık trajedilerinden biri olduğunu düşündüğüm bu olay üzerine bir film çekmek için oraya gidip o insanların sesi olmam gerektiğini hissettim. Şu anda montaj sürecindeyiz. Çeviri yüzünden işler çok uzuyor. (Arapça’dan Fransızca’ya, Fransızca’dan da Yunanca’ya.)

Kadınları güzel buluyorum, çıplaklarken daha da güzel buluyorum. Erkekleri de aynı şekilde; ama onları Le Musée d’Orsay’da çıplak dolaşmaya ikna etmek daha zor. Bu da farklı bir tür gizem.

Çalışmalarınızın kendi yaşamınıza referans teşkil ettiğini söyleyebilir misiniz? Yoksa bu daha ziyade bilinçaltında gelişen bir durum mu?

Sanırım ikisinin bir karışımı, değil mi? Bilinçaltında kendi yaşamıma bir referans niteliği taşıyor olabilir. Fakat ‘kendi hayatımda’ henüz ifade etmediğim daha fazla şey olduğunu umuyorum. ‘Gizli bahçe’ dediğimiz şey yani, bu da beni aşağıdaki Michel Tournier alıntısı üzerine düşünmeye itiyor. Sanırım bu alıntı, sorunuzu benden daha iyi yanıtlayacaktır. “Bahçeden bahsettiğimizde düz geometriyi aşıp tefekkürünüze üçüncü boyutu dahil etmeniz tavsiye edilir.”

Kendi kısa filminizi çekmenin en zor yanı ne?

Bu işi tamamen tek başıma mı yoksa bir prodüksiyon şirketiyle beraber mi yapmak istediğime karar vermek. Sabırlı bir insan değilim. Tek başıma çalıştığım takdirde ne zaman istersem o zaman başlayabilirim ve hiç kimseye bağlı olmam ama param da olmaz (bu mesele de tam bir baş belası). Şirketle çalışırsam ise finansal kaynaklarımız oluyor ama filmi bitirmek bir ömür sürüyor. Belki bu da benim yaşam tarzımı ifade eden bir metafordur. Ayrıca bir hikayeyi kısaca anlatmak da zor bir şey – her zaman daha fazla şey söylemek istiyorum- ve odaklanacağın ayrıntıları seçmek zorunda kalıyorsun.

Hors les Murs… Kamusal alanlarda bu projeyi gerçekleştirmeyi nasıl başardınız?

Oldukça kolaydı. Fransa’ya dair muhteşem şeylerden biri de şudur: Kamusal alanlarda çıplak insanları “kimse sallamaz”. Çıplak dolaşmak yasaktır ama çıplaksanız da kimse sizi tutuklamaz veya ayıplamaz. Yakalandığımız iki sefer de çok eğlendik. Bir tanesini anlatayım. Haziran ayında sakin bir günde Hunting Museum’da çekim yapıyorduk. Ben favori ilham kaynağım Lulu Barsotti’yi çekerken arkadaşım Charlotte da yan salondaki güvenlik görevlisinin dikkatini dağıtmaya çalışıyordu. Charlotte görevliyi soru yağmuruna tutup oyalayacak, bu esnada ben de rahatlıkla Lulu’yu çıplak vaziyette çekebilecektim. Seslerini duyduğumuz için bizden ne kadar uzakta olduklarını kestirebiliyorduk. Ansızın adamın “Harika gorili gördünüz mü?” diye sorduğunu duyduk. Arkadaşlarım ‘hayır’ anlamında başlarını salladılar. Güvenlik görevlisi ise “Ah, olamaz! Müzedeki en muhteşem eseri ıskalamışsınız! Beni takip edin!” dedi. Onlar bize doğru ilerlerken söz konusu goril tam olarak çıplak Lulu’nun yanında duruyordu, elbisesini bir kenara saklamıştık, Charlotte güvenlik görevlisinin heyecanını bastırmak için bir çare bulamamıştı. Lulu’nun elbisesini kapıp suratına fırlattım, güvenlik ile Charlotte tam salona girerken Lulu elbiseyi yakaladı. Güvenlik görevlisi Lulu’yu gorilin yanında çırılçıplak halde, elinde elbisesiyle öylece dururken gördü. Ansızın olduğu yerde, gözlerini Lulu’ya dikmiş vaziyette kalakaldı. Lulu’nun söylediği ilk şey “Kusura bakmayın, elbisemi ters giymişim.” oldu. Adam da şaheser gorili bize takdim etmeden önce “Hiç önemli değil,” diye yanıt verdi.

Kamusal görüşten saklanan çıplak beden bu filmin odak noktasını oluşturuyor. Bunun temel amacı nedir?

Aslında bu filmin odak noktası bu değil. Amaç boş alan. Hors les Murs, “Duvarların Dışında” manasına geliyor. Bir sergiye gittiğinizde labirentin içinde dolaşırsınız, bilinmez bir yolculuktasınızdır. Bazen de bir sanat eserine rastlayıp rastlamayacağınızdan emin olamadığınız birtakım yerler vardır. Ben onlara “piç alanlar” diyorum. Hayal gücümüzü tetikledikleri ve umut kapısı oldukları için bu tür köşeleri severim. Çıplak kadınları rotalarının üzerinde birtakım noktalara yerleştirmek seyirciyi sorgulamanın veya şaşırtmanın temel bir yoluydu.

Çalışmalarınızda bir hayli ön plana çıkan çıplak kadın bedenine dair sizi bu kadar etkileyen şey nedir?

Çıplak bedenlere ait düşüncelerimizi teatral bir boyuta taşımak istiyorum ve bunu yapmak isteyen ilk kişi de ben değilim. Kadınlar ve erkekler. Hepimiz çıplak doğuyoruz, öyleyse çıplaklık bizde neden bu kadar büyük bir şok etkisi yaratıyor? Asıl merak etmemiz gereken şey bu, ama sorunuzu kısaca cevaplamayı denersem şöyle diyebilirim: Kadınları güzel buluyorum, çıplaklarken daha da güzel buluyorum. Erkekleri de aynı şekilde; ama onları Le Musée d’Orsay’da çıplak dolaşmaya ikna etmek daha zor. Bu da farklı bir tür gizem.

Çalışmalarınızı hangi yönde devam ettirmeyi düşünüyorsunuz?

Şu anda çalışmalarım çok sayıda farklı yöne doğru ilerliyor. Hala gencim ve bütün olasılıkları deniyorum. Yaşlandıkça imkanların kısıtlandığını duyuyorum ve gideceğim yönün fazlasıyla farkında olma fikri her nedense beni ürkütüyor. İdealist yaklaşırsam, insanların zihninde bir etki bırakan filmler yapmak ve fotoğraflar çekmek istiyorum. Dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğimize inanmıyorum ama insanların biraz daha fazla düşünmesini sağlamak kesinlikle elinizde.

Yaşlandıkça imkanların kısıtlandığını duyuyorum ve gideceğim yönün fazlasıyla farkında olma fikri her nedense beni ürkütüyor.