Hassan Kurbanbaev, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’e “benim şehrim” diyor, iyisini de kötüsünü de sahipleniyor.

Değişimin yada yıkımın ortasında bile büyümüş olsanız, kendi dünyanızı kendiniz yaratabileceğinizi bize resimlerindeki gençlerin üzerinden anlatıyor.Bazen yanımızda taşımak istemesek de, varlığımızın belki de en kıymetlisi olan hatıralarımız, hayatımız boyunca gittiğimiz yerlere bizle geliyor. Gençliğimizde yaşadığımız yer ise ayrı bir yere sahip. Bize özgürlüğün bir tanımı gibi gelen o zamanlarda nereye gittiğimiz, ne yiyip, ne içtiğimiz daha dün gibi gözlerimizin önünde. O kadar güçlü, büyüdüğümüz yerin hatıraları içimizde…

Bize senin gözlerinden Taşkent’i anlat…

Benim şehrim Taşkent, çeşitlilik dolu olmasıyla birlikte şehrin eski kısmındaki Antik Doğu’dan modern dönem mimarisindeki Sovyet geçmişine kadar birçok farklı çağın mirasını barındırıyor. Benim Taşkent’im çoğu zaman kendi yaşadığım bölge, şehrin Güney Batı’sındaki Chilanzar. Her yerde birçok ağaç ve çokça yüksek bina var; çok kültürlü bir yer. Çocukluk anılarımdan bu yana fazla değişmedi. Hala bahar zamanı sokaklarda dolaşmak, temiz havayı hissetmek ve sıcak ekmek almak çok keyifli.

Neden gençlik? Bunu senin için çekici kılan ne?

Bu projeyi yapmamın sebebi, bir anda yeni gençlik jenerasyonunun Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile doğduğunu farketmemdi. Ve, modern Taşkent’i bu genç kız ve erkeklerin, Taşkentliler’in yüzleri üzerinden göstermek çok güzel bir fırsat olabilir diye düşündüm. Çok güzel bir araştırmaydı; sadece bir portre hikayesi yaratmaktansa onlarla konuşup daha iyi tanıyabilmekti. Taşkent hala dünya için yabancı bir yer. Bununla birlikte şehrimin yeni jenerasyonunu dünya çapında tanıtmak istedim.

Fotoğraflayacağın konuları nasıl seçiyorsun? Aradığın bir şey var mı?

Evet, ben fotoğrafçılığı bir nesneyi araştırabileceğim bir fırsat olarak görüyorum. Bu bir yer olabilir, bir kişi, veya soyut bir şey. Fotoğrafçılığın bu şekilde sınırları yoktur, ben bugün şiddetle buna inanıyorum. Mesela şimdi başka şehirleri araştırma planlarım var. Kendi şehrim Taşkent ile ilgili projem bittiğinde, şehri ve yaratıcı insanlarını çekmek için bir süreliğine Moskova’ya taşındım.

Gözlemcilik üretim sürecinin büyük bir parçası mı?

Aynen öyle. Fotoğrafçılık hayatın sıradanlığında çok ilginç şeyler gözlemlemenize fırsat sağlıyor. Bu, sizin bakış açınızdaki her şey olabilir. İnsanlar başkalarının gözlemlediği şeyleri keşfetmeyi severler, ve bir anda kendileri hakkında bir şey anlarlar. Yani bu gözlemlerle yeni şeyler ve kendimiz hakkında yeni şeyler öğrenebiliriz.

Taşkent’teki gençlik anılarım hala gözümde canlanıyor. Sosyal konularla ilgili kısa belgesel yaptığımız gençlerin stüdyosundaydım. Mesleği ilk defa orada deneyimledim. Taşkent’te yaşamaktan hep çok keyif almışımdır. Bu hissi her zaman taşımak istiyorum.

Benim gençliğim 2000’lerin başında, değişim zamanında geçti. Şehir, hayat, her şey değişiyordu. Çalkantılı olmasına rağmen güzel bir dönemdi.