Anlatırken nereden başlayacağınıza karar vermekte güçlük çektiğiniz insanlardan biri Michael League. Caz, rock, funk dünyasından onlarca öncü isimle birlikte çalışan, plak şirketi ve festival sahibi, prodüktör, besteci bir müzisyen League. Onu bu sene, 26. İstanbul Caz Festivali’nde kurucusu olduğu, üç Grammy ödüllü Snark Puppy adlı grubu ile izleyeceğiz. Henüz 30’larının ortasındaki bu müzisyenle, Şişhane’nin küçük bir restoranında buluşuyoruz. Daha buluştuğumuz ilk birkaç dakikada, sonu gelmeyen bu yaratıcılığın arkasındaki çalışkanlık hemen fark ediliyor. Yoğun turne, albüm kaydı, prodüksiyon programının arasında İstanbul’a Tarık Aslan’dan def dersi almaya gelmiş. Sadece basa değil, diğer enstrümanlara da hâkim olmasında, mesafe tanımayan bu ilgisinin büyük bir payı var. İstanbul’la ilişkisi aldığı derslerle de sınırlı değil. “En sevdiğim yerlerden biri” diye anlattığı bu şehirde Kardeş Türküler ’den Kenan Doğulu’ya uzanan, geniş bir yelpazedeki isimlerle birlikte konserler verdi. Buluşmamızın ertesi gününde ise Balat’taki bir göçmen merkezinde Suriyeli çocuklar için çalacakmış. Fazlasıyla enerjik, pozitif, dünyaya hakim ve etrafına karşı çok ilgili birisi League. Onunla konuştuğumuz birkaç saat içerisinde konu konu, şehir şehir geziyoruz. 9 Temmuz gecesi sahne alacağı İstanbul’a ise özel ilgi gösteriyoruz. 

Son albümünüz Immigrance’ı nasıl tarif edersiniz? Geçmişteki kayıtlarınızdan bu albümü ayıran şey nedir?

Sanırım Culcha Vulcha’dan daha ham bir albüm. Culcha Vulcha ve Immigrance’ı, Meksika ve Teksas sınırındaki bir stüdyoda kaydettik. Hepimizin uyuyabildiği, büyük bir stüdyoydu. Evlerimizden uzaktaydı ve bu çok hoşuma gitti. Albümü New York’ta da kaydedebilirdik, ama orada dikkatimizi dağıtacak çok şey olurdu. Her ikisi de aynı insanlarla kaydedilmesine rağmen birbirlerinden çok farklı albümler. Immigrance’da birçok şeyi biraz daha karanlık yapmak için kararlar aldık. 

Albümü kaydettiğiniz ortam sizi nasıl etkiledi? 

Michael League: Kayıt yaparken dünyanın geri kalanından uzakta olmak ve karşınızda seyircinin olmaması yeni şeyler denemenizi, onay alma baskısından uzaklaşmanızı sağlıyor. Çünkü eğer seyirciler sıkılırsa onları heyecanlandıracak bir şeyler çalmak çok kolaydır. Eğer tek başınaysan kendi yolunda ilerleyip nereye varacağını görebilirsin. Sanırım bunu yaptık. Albümünüzde Türkiye etkisi bariz bir şekilde hissediliyor. Bu sanırım en çok albümün son şarkısı “Even Us”da belli oluyor.
O şarkıda ud çalıyorum. “Bigly Strictness” adında bir şarkımız var. Onun sonunda da Mısırlı Ahmet’in bir ritmini kullanıyorum. 

Bu enstrümanları ve ritimleri düşündüğünüzde aklınıza neler geliyor?

Michael League: Birçok farklı türde Türk müziği var. Fakat batılı birisi için Türk müziğinin göze çarpan ilk özellikleri aşırı duygusal, ciddi ve karanlık olması. Eminim bunun için Türkçede bir kelime de vardır. Bence enstrümanları ya da ritimleri bu duygudan tam anlamıyla ayırmak mümkün değil. Ritimlerle ve enstrümanlarla beraber bu duygu da geliyor. 

Son albümünüzün kapağında Zeycan Alkış’ın bir çalışması var. Onu nasıl keşfettiniz?

Michael League: Altı haftalığına İstanbul’da yaşıyordum. Bu dönemde Defjen ve Kardeş Türküler’le Volkswagen Arena’da bir konser verdim. Zeycan onların Yol albümündeki bir şarkının görsellerini yapmıştı. O Yunan şarkısı esnasında projeksiyonlarla sahneye görseller yansıtılıyordu. Bu arada benim ailem de Yunan. Sanatçıyı araştırdım ve tüm işlerini gördüm. Yıllardır onun hayranıydım. Albümün adını (Immigrance) bulduğumda, onun balık illüstrasyonunu kullanmak anında aklıma yattı. Kısa süre önce Amerika’dan İspanya’ya göç ettim. Yarın Tarık Aslan’la birlikte Balat’ta Suriyeli çocuklar için müzik yapacağız. Onların göçmenliği bambaşka. Bu çocuklar keyif için göçmediler. Ben İspanya’ya orada yaşamak istediğim için göç ettim. Ama benim gibi ya da onlar gibi göç ettiğinizde, o eski derinizi geride bırakıyorsunuz. Fakat kemiklerinizi taşıyorsunuz. O yeni yere olduğunuz şeyin özünü getiriyorsunuz. Bu yüzden balık görseli bana çok uygun geldi. 

Kökleriniz Yunanistan’a kadar uzanıyor. Amerika’da yaşadınız ve şimdi İspanya’ya taşındınız. Göçmen krizi meselesi sizin perspektifinizden nasıl görünüyor?

Michael League: Eğer ailem Yunanistan’dan Amerika’ya göçmemiş olsaydı ne düşüneceğimi kestirmek zor. Fakat tüm bu meseleyi anlamak için göçmen olmanıza gerek yok. Bence hiçbir insan günün sonunda ‘’bir yerden’’ değil. Belki karşımızdaki adamın ailesi 2 bin yıldır burada. Ama öncesinde burada değillerdi. Bir noktada, birilerinin “Evet, şu andan itibaren hiç kimse yerinden kıpırdamayacak” demiş olması bana saçma geliyor. Benim başkanım (Donald Trump) bunu söylüyor ama büyük babası bir göçmendi. Öyle değil mi? Karısı da bir göçmen. 

Göçmenin mantığını ve sebeplerini anlamayanlarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Özellikle Amerika’dakilerle ilgili?

Michael League: Amerikalar dünyada göçmen karşıtı eğilime sahip olması gereken son kişiler. Çünkü tüm ülkemiz göçmenler tarafından kurulmanın yanı sıra onlara bağımlılar da. Bence tüm bunlar çok aptalca. Seyahat ettikçe bunları daha iyi anlıyorsunuz. Buradaki restoranda çalışan adam belki de hiç seyahat etmedi. Belki başka şekilde düşünüyor. Farklı şekilde düşünen insanlara karşı anlayışsız değilim. Fakat mantığınızı ve birazcık da tarih bilginizi kullanırsanız, göçün insanlık hikâyesinin önemli parçalarından biri olduğunu anlayabilirsiniz. 

Barcelona’nın yakınındaki bir kasabada geçirdiğiniz vakitten konuşmak isterim. Neden taşındınız ve orası müziğinizi nasıl etkiliyor?

Michael League: New York’ta on yıl geçirdim. Bu uzun bir süre. Orada çok rahatım. Fakat New York çok hızlı hareket eden bir şehir. Trene binersiniz, uyuya kalırsınız ve uyandığınızda bir bakmışsınız ki altı yıl geçmiş. Bu kasabaya taşınmak benim hayatımı yavaşlatma girişimimdi. Bu şekilde, “Ah, şu an şarkı yazamıyorum, çünkü birazdan o muhteşem grubun konserini izlemem gerekiyor” demiyorum. Bu kasabada restoran bile yok. Hayatımın, biraz yalnız vakit geçirmek istediğim bir aşamasındayım. 15 yıl boyunca her gün insanlarla çevriliydim. 

Tüm bu farklı müzisyenlerle çevrili olmanın en güzel tarafı neydi?

Michael League: Hiçbir zaman yeteri kadar öğrenemeyeceğinizin size her gün hatırlatılması olağanüstü. Mesela Tarık Aslan… Ben onun bilmediği bazı şeyleri biliyorum. Fakat onun bildikleri de o kadar fazla ki,
tüm hayatımı onları öğrenmek için uğraşıp, asla doğru bir şekilde öğrenemeyebilirim. Çünkü o müziği belirli bir yerde, belirli bir şekilde çalarak büyüdü. Aslında bu beni rahatlatıyor. Çünkü bu bana “def çalan bir başka Kürt müzisyen olmamam” gerektiğini hatırlatıyor. Enstrümanı öğren, geleneği öğren, ritimleri öğren, nasıl iyi bir ses çıkartacağını öğren ve onunla benzersiz bir şey yap. Ben bu enstrümanları ve onlara dair bilgimi alıp bana ait olan bir müzik yapmak istiyorum. 

Müziğiniz yıllar içerisinde nasıl değişti? 

Michael League: Funk’a çok daha yakınlaştı, orası kesin. Başlangıçta caza yakın bir gruptuk. R&B, hip-hop ortamından müzisyenleri aramıza kattıkça funk’a daha da yakınlaştık. Dünyanın birçok farklı yerinde icra edilen, farklı müziklerden de daha fazla unsur barındırmaya başladık. Başarıya ulaştıkça grup farklı şeyleri denemek konusunda daha istekli oldu. İnsanları tatmin etmek için üzerimizde bir baskı hissetmiyoruz. 

Müziğinizin çeşitliliğini ve zenginliğini canlı performanslarınıza nasıl yansıtıyorsunuz?

Michael League: Konserlere ve stüdyoya tamamen farklı şekilde yaklaşıyoruz. Turnedeyken stüdyodaki grubun yarısı kadar oluyoruz. Bazı şeyleri değiştirmek zorundasınız. Canlı çaldığımız zaman şarkıların sadece temel unsurlarını alıyoruz. Herkesin çaldığından emin oluyoruz. Daha sonra farklı varyasyonlar yaratıp şarkıları değiştirmeye başlıyoruz. Dolayısıyla turne boyunca şarkılar çok değişiyor. Tamamen farklı bir deneyim. 

Bir plak şirketiniz ve organize ettiğiniz bir festival var. Bunlarla ilgili aklınızdaki hedef nedir?

Michael League: Plak şirketindeki birçok şeyi değiştirdik. Müzik endüstrisi hayli değişti. Dolaysıyla biz de bu yeni sistemin içerisinde nasıl var olabileceğimizi anlamaya çalışıyoruz. İşin aslı her şey yolunda gidiyor. Miami’de bir festival (GroundUP Music Festival) de başlattık. Dünyadaki her festival ünlü ve başarılı sanatçıları sahne aldırmaya çalışıyor. Benim amacım bunu yapmamak. Daha kaç festivalde Herbie Hancock ya da Sting olabilir ki? Dünyanın bu sanatçıların olduğu bir başka festivale daha ihtiyacı yok. Ben hiç kimsenin duymadığı ama başarılı olan sanatçılara yer veren bir festival istiyorum. 

Söz başarı ve üne geldiğine göre, kazandığınız Grammy ödülleri için ne düşünüyorsunuz? Sanatın ödüllendirilmesi size ne hissettiriyor?

Michael League: Kazandığımız üç Grammy için minnet duyuyorum. Bize daha fazla saygı gösterilmesine çok yardımcı oldular. Yaratıcı fırsatlar için kapılar açtılar. Gruptaki elemanlar için de takdir görmenin bir sembolü oldular. Artık hayatta kalacak kadar para kazanabiliyoruz. Bunda Grammy’lerin de büyük payı var. Tüm bunlarla birlikte, sanatın sanat olduğunu hatırlamak önemli. Pazar günü bir ödül kazanmak sizi cumartesi günü olduğunuzdan daha iyi bir müzisyen yapmıyor. Sanat ve ödüller farklı şeyler. Sanatınızı daha iyi yapmak için her gün çalışmalısınız. Bu, ödüllerle hiçbir ilgisi olmayan bağımsız bir yolculuk. 

Neden sanat yapıyorsunuz? 

Michael League: Bu soruya cevap vermenin milyonlarca farklı yolu var. Sanırım artık bağımlısı oldum. Çocukken müzikle çok güçlü bir duygusal bağım vardı. Bir parçam olacağını bir şekilde biliyordum. Bu zamanla daha da büyüdü. Artık bir tutku ve takıntı haline geldi. Sanat herkesin sevgiyi ve güzelliği hissedebileceği bir yer. Bu çok önemli. Çünkü dünyanın dört bir yanında acı var. Dünyadaki tüm boktan şeylere rağmen, yemek, dans, sanat gibi, insanlara burayı daha güzel gösteren şeylerin olması çok önemli.