James Merry’nin işleri gerçek hayata ve henüz erişilebilir olmayan bir dünyaya, hissedemediğiniz ve görmediğimiz uzak bir geleceğe ya da olguya dair algılarımız arasındaki bağlantıları keşfediyor.James’le sanatsal üretimi ve Björk’le uzun yıllardır süren iş birliğini konuştuk.

Biraz kendinden bahseder misin?

Zanaata dair hep bir hayranlık besledim. Çocukken bile ellerimle bir şeyler yapmayı, özellikle detaylı ve zaman alan işlerle uğraşmayı çok severdim. Bilimkurguyu ve R&B’yi çok severim. Elizabeth dönemi tarihini ve suda olmayı çok severim. Her gün yüzüyorum.

 

Oxford Üniversitesi’nde Klasik Yunan eğitiminden nakşa ve şimdi de bu inanılmaz taçlara. Bu geçiş nasıl oldu?

Yavaşça ama organik bir şekilde. Şimdi bakınca hayatımın Oxford, Londra, New York ve İzlanda’da geçen farklı dönemleri arasında büyük sıçramalar var gibi görünüyor ama o dönemde doğal bir gelişme olarak gördüm bunları. İçgüdülerimin bana yol göstermesine izin verme konusunda hep başarılı olmuşumdur. Bu nedenle hayat beni bir yöne götürmeye başladığında bununla savaşmaktan ya da bunu görmezden gelmektense çağrısına kulak vermeye çalışıyorum.

Bildiğimiz kadarıyla çoğunlukla ormanda, doğayla etkileşim halindesin. Stüdyondan ve çevresinden biraz bahseder misin?

Yaklaşık dört yıl önce İzlanda’da göl kenarında küçük bir kulübeye taşındım. Bu karardan önce uzun yıllar New York ve Reykjavik arasında gidip geldim ama hep kırsal bölgede yaşamanın hayalini kurdum. Gözlerden uzak ama delirecek gibi olursam şehre inebileceğim bir yerde… Yaptığım en güzel şeydi. Yosunlarla, kuşlarla, sessizlikle ve ışıkla çevrili bir yerde yaşıyorum. Ama internet bağlantım da inanılmaz hızlı! Her ikisine sahip olmanın fütürist bir yanı var. Rüzgarlı ve izbe bir doğa hayatının içinde dijital ve çevrimiçi hayatın bağlantıları ve heyecanlarıyla…

James Merry

Eşsiz sesi ve sanatsal yönelimiyle Björk çağımızın en çok tanınan kadın sanatçılarından biri. Bu kadar uzun süredir onunla birlikte çalışmak nasıl bir his?

Bu kadar uzun süredir – ki mayısta dokuz yıl olacak – birlikte çalışabilmemizin sebebi Björk’ün bir şeylerin gelişmesine ve durulmadan akışkan kalmasına alan sağlaması sanırım. Ben bir insan ve sanatçı olarak büyürken o da bunu besledi ve birlikte süreç içerisinde bunu yeniden tanımlamaya devam ettik. Bu konuda kendimi çok şanslı görüyorum. Onunla çalıştığım her proje (Biophilia, Vulnicure, Utopia) bir öncekinden çok farklı oldu hep; albümler arasında heyecan verici bir başkalaşım yaşadık. Hala onunla çalışıyor olmaktan büyük onur duyuyorum.

Björk’le çalışmanın en zorlayıcı yönü nedir?

Bu taçları yaparken belirli bir estetik anlayışı veya ruh halini yansıtmasını sağlamaya çalışıyorum ve bu hissi yakalamak oldukça zorlayıcı. Başkasının iç dünyasına girebilmek ve onların bunu dışa vurmasını sağlamak. Sanırım bu zorluk bu projeyi benim için cazip kıran şey aynı zamanda. Diğer giysi ve aksesuarlarla kıyaslandığında yüzünüze bir şey giymek çok sıra dışı ve kişisel bir deneyim. Tam anlamıyla doğru olmalı yoksa işe yaramaz. Neyse ki yıllar içerisinde telepatik bir iletişim biçimi geliştirdik. Pek fazla şey söylemesek de neyin doğru neyin yanlış olduğunu içgüdüyle anlayabiliyoruz.

Björk’ün yeni videosu “Utopia” için 14 adet el yapımı ve renkli silikon maske yapmışsın. Yaratıcı süreç nasıl başladı? Sana neler ilham verdi?

Bu işler için silikonla çalışmayı denemek istedim çünkü Björk’ün o dönemdeki görsel tercihlerine uygun görünüyordu. Önceki eserlerim son derece biyolojik, nakışlı ya da tel/plastikten yapılmış modellerdi. Utopia’dakiler daha anatomik, orkidemsi ve uzaylı görünmeliydi. O sırada Los Angeles’taydık. Birçok kil ve silikon alıp modellemeye başladım. Bu kadar cinsel bir enerjileri olmasını önceden planlamamıştım ve ancak bittikten sonra fark ettim. Yaparken masumane bir şekilde orkideleri düşünüyordum…

Björk’ün yeni albüm klipleri “Utopia”, “Blissing me”, “Arisen my senses” ve “The Gate” farklı alanlarda çalışan sanatçıların yoğun iş birliklerinin bir sonucu. Klip çekim sürecinden biraz bahseder misin?

Her klip kendine has bir bulmaca olduğundan ve ayrı yönetmenlerle çekildiğinden genelleme yapmak çok zor. Ama sanırım hepsini bağlayan bir özellik varsa o da görsel başlangıç noktasının Björk’ün içgüdüsel olarak o şarkı ya da albüme yakın gördüğü bir dizi referans, fikir, doku ve renk olduğu. Bu tohumları ekiyoruz ve birlikte çalıştığımız yönetmenle birlikte bir şekilde büyüyüp gelişiyor. Ama genel anlamda başlangıç noktamız bu; sonrasında her bir kip kendine has şekilde meyve veriyor. Yani süreç her seferinde farklılaşıyor.

Uzak geleceği nasıl hayal ediyorsun?

Kendinden menkul üst bir bilincin olmadığı, insanların olmadığı ya da insanlık sonrası bir gezegen hayal ediyorum. Doğanın kendi yolunu izleme fırsatı bulduğu ve başka hiçbir etkenin müdahalesi olmadan kendi başına ilerlediği bir dünya.

Yeni projelerin neler?

Bu yıl makine nakşıyla bir şeyler yapmak istiyorum. Bugüne kadar tüm işlerimi ellerimle, bir iğne ve iplikle yaptım. Ama makineyle nakış yapmanın kendine has ve tuhaf bir yönü olup olmadığını merak ediyorum. Bu ilkbaharda bunu keşfetmeye başlayacağım ve çok heyecanlıyım.