Adını son günlerde sıkça duymaya başladığımız Woodes ile Melbourne’de, en sevdiği kahve dükkanında buluşuyoruz ve Flash Mob’dan Disconnect Festival’ine, gelecek planlarından ilham noktalarına uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştiriyoruz.

Melbourne’da hayat nasıl gidiyor? Bize biraz kendi hayatınızdan bahseder misiniz?

Woodes: Melbourne şu sıralar harika. Havalar ısınıyor ve günler uzuyor. Yılın bu zamanlarına gerçekten bayılıyorum. Şu anda şehir merkezinde bir arkadaşın illüstrasyon stüdyosunda çalışıyorum ve her gün, gözlerden uzakta müziğime konsantre olmak için oraya gidiyorum. Çizim masası üzerinde devasa bir plan taslağı ve duvarlarda oklarla gösterilen referanslar bulunması harika. Ayrıca bu sene Melbourne Music Week için ilk etkinliğimi tasarlıyorum, bu gerçekten harika bir duygu! Son zamanlarda bu projeyi yaratmakla meşguldüm. Ayrıca Aralık’ta birkaç konser vermeyi planlıyorum.

Müziğinizi daha önce hiç dinlememiş birisine nasıl tarif ederdiniz?

Woodes: İçinde kaybolabileceğim şeyler üretmeyi seviyorum, bir tür kaçış gibi. İcra ettiğim müzik epeyce atmosferik; bazıları şarkı söyleyişim ile hikaye anlatma biçimimi dreamy (düş gibi) diye nitelendiriyor. Geçmişte akustik şarkılar yazmış olmama rağmen şimdilerde prodüksiyon ve elektronik müzikle daha ilgiliyim. Olabildiğince sade ve dinleyeni başka yerlere götüren şarkı ve melodiler yazmak kişisel olarak daha çok ilgimi çekiyor ve defalarca dinledikten sonra keşfedebildiğiniz incelikleri olan prodüksiyonlardan hoşlanıyorum. Bu konular üzerine kafa patlatıyorum.

Flash Mob single’ınız ne hakkında?

Woodes: Geçtiğimiz Eylül ayında NYC’de arkadaşlarımla ‘This is our Youth’ adlı bir oyun izlemeye gittim; Tavi Gevinson, Michael Cera & Keiran Culkin oynuyordu. Oyun, genç bir yetişkin olmaktan ve sürekli bir serbest düşüş halinden bahsediyordu. Oyunun konseptini gerçekten çok sevdim. Okuldayken tiyatroyu ve oyun metni okumayı hep severdim ama bu tür bir metin zaten zihnimde dolanan birtakım fikirlere parmak bastı. Otel odama çok geç saatte döndüm ve oyuna dair hatırlayabildiğim bütün parçaları not aldım.

Yaklaşık 3 ay sonra Callum (Elkkle) ile Phillip Island’taki stüdyoda oturmuş ne hakkında şarkı yapacağımızı düşünürken bu notlar su yüzüne çıktı. “I am Perpetually Falling” sözleri şarkının ilk dizesi oldu ve gerisi akıp gitti. Cal’un bu şarkıdaki prodüksiyonu son derece lezzetli bir minimallik düzeyi yakaladı. Bu, birlikte yazdığımız ve bizi gerçek anlamda heyecanlandıran ilk şarkıydı. Bu sayede ortak bir EP kaydetmeye ve daha sonra da Flash Mob için kendi klibimizi çekmeye karar vermiş olduk.

Disconnect Festival’de çalacaksınız. Ne hissediyorsunuz, heyecanlı mısınız?

Woodes: Bu hem Woodes olarak ilk yaz festivali deneyimim olacak , hem de Avustralya’nın batı yakasına ilk defa gideceğim, bu yüzden son derece heyecanlıyım. Bir süredir Perth’e gitmek istiyordum ama çok uzak geliyordu. Disconnect’in batı yakasına çok sayıda sanatçı getirmesi çok güzel. Queensland’te büyüdüğüm için konserlerin oraya getirilmesi çok masraflıydı; bu yüzden turneleri ve festivalleri hep kaçırırdık. Beğendiğim Avustralyalı müzisyenlerin çoğu bu festivalde çalıyor; onlarla tanışmak için sabırsızlanıyorum. Sanat formlarının konumu ve kombinasyonu da pekala eşsiz görünüyor. Kamp imkanı da cabası! İşte bu!

Çizimle ilgilendiğinizi duyduk. Şarkılarınızı farklı renk paletleriyle görselleştirebilir misiniz?

Woodes: Sanatın çok sayıda farklı dalıyla ilgileniyorum ama çizim genellikle minimal düzeyde malzemeyle kotarılabilir bir dal. Gidip iyi mürekkepli bir kalem ve tertemiz bir defter alma fikrinde insanı tazeleyen bir şeyler var. Ayrıca baskı, heykel/ yerleştirme yapmaktan da hoşlanıyorum. İnsanın asıl zanaati olmayan bir çıkış noktasına sahip olması bazen iyi oluyor. Çizim yaparken veya ellerimle bir şey yaratırken kendimi sıfırlayabildiğimi hissediyorum. Şarkılarımı görselleştirmeye gelince… Bol miktarda mavi ve mor şarkı yazdığımı hissediyorum ama bu EP’deki şarkıları yazdığım anlarda biraz koyu kırmızı da mevcuttu. DAW’mde parçalarıma renk kodlaması yapmayı da severim… Vokal ve enstrüman düzenlemelerinden sonra her bir katmanı renklerle kodlandırırım. Eğlenceli işler! Siz bu soruyu sormadan önce bu sürece dair pek fazla düşünmemiştim… Ama bu gerçekten yaptığım bir ritüel. Sanırım ben renk kodlaması gerçekleştikten sonra şarkıya inanıyorum. Ayrıca mantıken de bir dahaki sefere her şeyin nereye nasıl oturması gerektiğini anlamamı kolaylaştırıyor. Örneğin belli bir tür perküsyon kısımlarının hepsinin aynı renkte olduğunu görebilirseniz bu sesleri yeniden yakalamak kolay oluyor. Organizasyonu seviyorum…

En çok kimden ilham alırsınız?

Woodes: Hislerim üzerinde doğrudan etki yaratan şeylerin insanlar ve nesnelerle kurduğum ilişkiler olduğunu zannediyorum. Bunlar genellikle piyanonun başında otururken parmaklarımdan dökülen şarkılar. Bir şeye tutkuyla bağlı veya anlatacak enteresan hikayeleri olan insanlarla görüşmeyi seviyorum. Fantezileri seviyorum. İmgeler biriktirmeyi, şehir dışına yolculuk etmeyi ve sanat yapan insanları görmeyi seviyorum. Bol bol da müzik dinliyorum.

Müzik sizin karakterinizi nasıl belirledi?

Woodes: Lisedeyken yavaş yavaş adımın “müzik meraklısı kız”a çıktığını hatırlıyorum. Zaten bu yıllar bir bakıma sizin neye dönüşeceğinizi belirleyen yıllardır. Korolara katıldım, müzikallerde, müsamerelerde oynadım, orkestraya girdim, okuldaki son senemde Müzik Kaptanı oldum… Ulusal orkestra ve korolara katılmak için diğer eyaletlere gittim. Müzik daima hayatımın en önemli parçası oldu. Lisenin sonunda yetişkinler, arkadaşlarınız, öğretmenleriniz ve medya size kendi görüşlerini yansıtarak realist olmanızı ve yaratıcı hobilerinizden vazgeçmenizi buyururlar. O günlerde bu durumdan ötürü çok üzgün olduğum hatırlıyorum. Belki de öğretmenlik yapmak zorunda kalacaktım. Yüksek notlar alabilmek için çok çalışıyordum; insanlar beni daha akademik veya ‘geleceğimi güvence altına alacak’ bir hedef belirlemem konusunda etkilemeye çalıştılar. Bense onlarla hiçbir şeyin güvenilir veya kesin olmadığına dair tartışmalara giriyordum. Neyi seviyorsanız ona bir şans vermelisiniz.

Liseden sonraki birkaç sene boyunca doğru kariyeri bulana kadar bekledim. Bir süre stüdyo mühendisliği yaptım; klasik müzik festivalinde çalıştım ve arkadaşlarımla bağımsız olarak birkaç EP prodüksiyonu yaptık. Sonunda sevdiğim bir şehirdeydim ve hayatım yoluna girmişti, her şey yerli yerine
oturmuştu. Bu işi yapmam gerektiğini bütün kalbimle biliyordum. Size mutluluk veren bir işten hayatınızı kazanma ihtimali ne kadar da büyük bir ödül!
Kariyer olarak müziğe odaklanma kararı müziği daha ciddiye almam açısından belirleyici bir andı diye düşünüyorum. ‘Sanatçı’ veya ‘vokal sanatçısı’ olacağımı düşünmedim. Bunların yerine beni asıl heyecanlandıran şey müzikten daha fazlasına yer veren bir karakter ve proje yaratmaktı. Teknik konularla ilgilenmek, klipleri yönetmek veya styling konusunda moda tasarımcılarıyla görüşmek ve kendi yayınlarımı kendim planlamak hoşuma gider. İnsanları bu çok algılı projenin bir parçası olmaya davet ediyorum. Müzik sektöründe ilgimi çeken çok başka işler daha var. Filmler ve TV için müzik süpervizörlüğü yapma fikri de hoşuma gidiyor… Hayalimdeki meslek bu olabilir.

Size mutluluk veren bir işten hayatınızı kazanma ihtimali ne kadar da büyük bir ödül!

 

Flight Facilities and Chet Faker are pretty famous in Turkey now. Are you planning to play in here soon?

Woodes: I would love that. I really hope that if I put a lot of work into this project, the reward will be to play around the world to kind people in different countries. I’ve always been really fascinated by Turkey. I’d love to visit the Hagia Sophia Museum, Süleymaniye Mosque & Pamukkale! Seriously your country is so beautiful. I’d definitely write a song about visiting Pamukkale. Looks so special. Oh and a few friends have visited Cappadocia and it looks incredible. The hot air balloons and those magnificent caves. I also can’t imagine how special a traditional Turkish shared meal with my team would be before playing a show there. I think the step up from ‘Australian’ Turkish food to the real deal would be great…

How do you spend your days?

Woodes: I love getting up and getting a coffee at my local café, that’s something I do every day if I’m in Melbourne. I write music, I ride my bike, I hang out with friends & I go see live music. I think I’d like to own my own studio away from my house so I can go and work there without distractions. When I’m home in Queensland I like to go to the beach and swim. The water’s too cold down here… I’ve been getting really into building strength in my body through fitness and that’s been a daily ritual I’ve been enjoying. It helps me clear my mind and give my day more structure. I love the glow I feel walking back from the gym or dance class.

What are your five favourite tracks right now?

Jack Grace – The Hill
Jack Garratt – The Love you’re given
Keaton Henson (Behaving) The River:
Banoffee – Oceans
James Blake – Sound of Silence (Cover)

Fotoğraflar / Photographs: Studio Aton