SLAVA MOGUTIN in conversation with LARA LAKAY

Olduğu kişiden, kim ne derse desin ödün vermeyen; inandığı şeylerin, bin kişi aksini söylese de arkasında duran insanlara her zaman hayranız. Slava da bunlardan biri. Cinsel kimlik, alt kültürler, toplumsal normlar ve insan arzularının çatışması gibi konulardan geçen işleri, homofobik zulüm gerekçesiyle ABD’ye siyasi sığınma hakkı alan ilk Rus olması… “Kaderimi asla sorgulamadım. Sanatın, yazının ve sözün gücüne inanıyorum.” diyen yeni kahramanımız Slava Mogutin’de söz!

Yanılmıyorsak “slava” Rusçada şan ve görkem anlamına geliyor. Bu takma ismi seçmenizin ardındaki hikaye nedir?


Asıl ismim Yaroslav Yurievich Mogutin. Rusya’ya okuma yazmayı getiren ve
ilk kütüphaneyi kuran Rus Kralı Bilge Yaroslav’ın adını vermişler bana. Slava ismimin kısa hali; ailem ve arkadaşlarım bana bu şekilde sesleniyor. Hayatımın ilk 20 küsur yılı boyunca Rusça yazdım ve tam adımı kullandım. New York’a taşındığımda sanatçı ismim olarak Slava’yı kullanmaya başladım. Yakın zamanda Amerikan vatandaşı oldum ve ismimi yasal olarak Slava yaptım.

Moskova’da yaşadığınız dönemde Sovyet sonrası dönemden etkilendin mi?

Sovyet sonrası yıllardaki yaşamım bugün olduğum sanatçının temellerini oluşturdu diyebilirim. Ben komünizm döneminde yaşayan son nesildenim ve gençlik yıllarım Mikhail Gorbaçev’in Glasnost ve Perestroika gibi liberal reformlarıyla şekillendi. Gençken Moskova’ya taşındığımda Gorbaçev hükümetini devirme teşebbüsüne şahit oldum ve askeri darbe karşıtı gösterilere katıldım. Halkın ayaklanmasının gücünü görmek asla unutamayacağım ve hayatımı değiştiren bir deneyimdi. Kendi işime ve siyasi aktivizme inancımı artırdı. Bizim neslimiz dünyayı değiştirebileceğinin farkındaydı ve değiştirdi de.

Eşcinsel/queer/transseksüel toplulukların haklarına dair herhangi olumlu bir gelişme gözlemliyor musunuz? Yoksa daha mı kötüye gidiyor?

Queer özgürleşme hareketi son 40 yılda, Stonewall isyanlarından bu yana çok şey başardı. Ama yine de dünyada eşcinselliğin yasa dışı ya da kısmen kanuni olduğu ve ölüm veya hapisle cezalandırıldığı yaklaşık 80 ülke olduğunu da unutmamak gerek. Rusya ve Türkiye gibi yerleri geçtim, ABD’de bile özgürlüklerimiz saldırıya uğruyor.

Yazı yazmak en eski arkadaşınız sanırım. Peki, görsel sanatlara ilginiz nasıl başladı? Cinsel kimliğinizin reddedilmesi ve bastırılmasının sizi kendinizi ifade etmeye yönelttiğini düşünüyor musunuz?

Ben son derece düşmanca ve homofobik bir ortamda büyüdüm ama işlerimde cinsel yönelimim konusunda hep açık oldum. Yer değiştirme ve kimlik yazılarım ve sanatımdaki iki önemli tema. Bence queer olmak size kültüre ve topluma dair eşsiz bir bakış açısı kazandırıyor. Burada olmamızın bir nedeni var. Farklı olmak bir ayrıcalık; bu bir nimet, lanet değil.

İşlerinizde çıplaklık, fetiş ve porno sembollerinin yanı sıra kırılganlık ve günlük hayatı andıran sahneler de görüyoruz. Bu imgelerin ardındaki mesaj nedir?

Ben karşılığında kimsenin onay ya da övgüsü olmadan gerçek insanların ve deneyimlerin hikayesini anlatıyorum. Bazı insanların marjinal, uç veya ekstrem olarak adlandırabileceği alternatif biçimler de dahil insan doğasını tüm yönleriyle yüceltiyorum. Uzun yıllar boyunca fetiş topluluklarını belgeledim ve modern cinsel yönelimlerin kendilerini ifade ediş biçimini daima ilham verici buldum. Çıplak insan bedeninin en güzel yaratımlardan biri olduğunu düşünüyorum. Bedenlerimizi sanat, seks veya fetişler aracılığıyla nasıl kullanıp tanımlayacağımız da tamamen bizim elimizde olmalı.

Rusya’yla ilişkiniz şu sıralar nasıl? Hala tehdit, olumsuzlama veya hakaretle karşılaşıyor musunuz?


Rusya’ya gitmeyeli uzun zaman oldu ama birkaç eski sanatçı arkadaşımla hala görüşüyorum. Rusya’dan düzenli olarak hayran ya da nefret mesajları alıyorum. Ne yazık ki son yıllarda Rusya’yı hep yanlış sebeplerden dolayı haberlerde görüyoruz. Rus köklerimle gurur duyuyorum ve umarım bir gün orada işlerimin retrospektifini sergilediğim bir müze açabilirim. Moskova’da birkaç sergim oldu ama evim dediğim yerde hala büyük oranda holigan ve baş belası olarak biliniyorum.

Sansür! Bu konu işinizi etkiliyor mu?

Rusya ve Amerika’da sansürlendiğimi düşünürsek bir şeyleri doğru yapıyor olmalıyım. Bugünlerde homofobik sansür sosyal medyada fazlasıyla karşımıza çıkıyor ve bu konuya değinmenin çok önemli olduğu kanısındayım. Daima içimden geldiği ve düşündüğüm gibi konuşmam gerektiğini kendime hep hatırlatıyorum; bütün sanatçılara da bunu tavsiye ederim. Benim için bireysel ve sanatsal ifade özgürlüğü en temel ihtiyaçlar. Sansür hepimize zarar verir.

Hayatınızda sanatçı olduğunuzu tam anlamıyla hissettiğiniz önemli bir an var mı?


Kaderimi asla sorgulamadım. Sanatın, yazının ve sözün gücüne inanıyorum. Bizden yukarıda bir gücün ve amacın olduğuna inanıyorum. Ben yalnızca bir elçiyim; yaratmak ve belgelemek için buradayım. İçinde bulunduğum topluluğun sesi olmak için buradayım.

Dünyanızı anlatmak için tek bir işinizi seçecek olsaydınız hangisini seçerdiniz?


Bence “Lost Boys” benim neslimdeki queer sanatçılar üzerinde büyük
bir etki bıraktı. Sovyet sonrası dönemdeki Rusya’yı ve yüzyıl bitimindeki Avrupa’yı son derece dürüst, kişisel ve şiirsel bir bakışla yakaladı. Siyasi çalkantıların olduğu bir dönemde sosyal ve cinsel koşullara değindi. Birçok insana dokunan ilk bütüncül işimdi. Çocuklarımla dünyayı gezmek beni çok gururlandırdı.

Bros & Brosephines’i yakın zamanda yayımladınız. Ne hakkında olduğundan bahseder misiniz?


15 yılı kapsayan dergi, moda ve özel stüdyo portrelerinden oluşan bir kitap. Moskova’dan Berlin’e, Paris’ten Londra’ya, Amsterdam’dan New York ve Miami’ye dünyanın dört bir yanında çekilen 240 fotoğraf ve 17 bölümden oluşuyor. Tüm bu fotoğrafları bir araya getiren ortak bir anlatı var. Geleneksel ataerkilliği ve erkekliği, cinsiyet rollerini ve stereotipleri sorgulamakla alakalı. Bros & Brosephines erkeklerin kadın, kadınların erkek olabildiği ve herkesin birbirini olduğu gibi kucakladığı bir queer ütopyası.