Türkiye’de güncel sanatın en önde gelen isimlerinden biri o. Bugüne kadar başını çektiği etkinlikler ve yönettiği kurumlar sayesinde Türkiye’de sanat alanında büyük ilerleme kaydedildi. SALT Araştırma ve Programlar Direktörü Vasıf Kortun’la bir aralıktan ‘bugünlerin Türkiye’sinde sanat’a baktık…

Türkiye çok zor günlerden geçiyor. Şehirleri hedef alan terör saldırıları, ülkenin bir köşesinde süren çatışmalar, siyasi belirsizlikler, dış politikada zorlayıcı gelişmeler… Böyle zamanların sanata etkisi nasıl oluyor? Bir süre her şeyin duraklaması normal midir? Yoksa sanata asıl böyle zamanlarda mı ihtiyaç var? Bir anlamda ‘yangında ilk kurtarılacak olan’ mıdır sanat?

Türkiye’de kültür insanları da kurumlar da her anlamda tehdit altında. Fon bulmak güçleşti, en temel özgürlükler ‘hassasiyet’ adına çiğneniyor… Şiddet ortamında işini yapabilmek zor. Zaten toptan cinnet, depresyon ve çaresizlik halindeyiz. Sanat, hayatın içinde, bizzat günün içinde… O anlamda ne kaçılacak bir yer, ne de kurtarılması gerekli.

Türkiye’nin önde gelen etkinliklerinde ve kurumlarında yöneticilik yaptınız, yapıyorsunuz. Yıllar içinde Türkiye’de sanat tüketiminde ne gibi değişimler yaşandı?

Sanat ve tüketim bence aynı cümlede zikredilmemeli. Tükenme ve takâtsizlik bir konu olabilir. Burada olan her yerde oldu. Sanatın bir vechesi diğer kültür sektörlerinden ayrışarak ‘fame & fake’e kitlendi, çok geciktiğinin farkında olan ‘turbokapitalistler’ iyice oburlaşarak küreselden de mal toplamaya başladılar, akademya ve entelektüel kapital bütün dünyada olduğu gibi karar vericilikte piyasanın çok gerisine düştü. Ne piyasa ne de izleyici 20. yüzyılda Türkiye’de neler neler olmuş, bihaber, önlerine atılan mamaya razılar…. Sanat ortamında bir ‘normalleşme’ vardı; kurumlar, müzeler, sergiler, vesaire… O anlamda tabii ki 20 yıl öncesine göre bir sektörden, küresele eklemlenmiş bir sektörden söz edilebilir ama ondan daha heyecan verici olan; çok zeki, çok iyi yetişmiş genç kuşak kadrolar. Yazarlarıyla, küratörleriyle, sanatçılarıyla gelecek daha parlak olabilir. Tabii bir gelecek varsa bizlere…

Sanat ve tüketim bence aynı cümlede zikredilmemeli. Tükenme ve takâtsizlik bir konu olabilir.

İstanbul’un dünya sanat piyasası içindeki yeri nedir? Sahiden ‘yükselen yıldız’ mı yoksa aslında ‘o kadar da çok’ ilgi görmüyor mu?

Ortam içinde yükselmekteydi ama şu anda çok kötü bir yerdeyiz. Uluslararası kültür basının ilgilenme biçimi, soru ve ilgi alanları değişti.

Türkiye’de sanat alanında en sık yapılan hata nedir?

Tek kanatla kuş uçmaz. Kamu desteği sıfır. En büyük hata bu. Araştırma ve tarih yazımına fon ayırmamak, desteklememek bir diğer hata. Sanat okullarının zafiyeti bir başka hata. Ortalıkta uzman diye gezinen gayet gri karakterler… Hata çok.

Dünyaca ünlü çeşitli yayınlar tarafından ‘güncel sanatın en güçlü isimlerinden biri’ olarak gösteriliyorsunuz. Böyle dediklerinde ne hissediyorsunuz?

Yerelde genellikle kıskançlık ve husumet üretiyor. Çok ama çok az kişinin tebrik ettiğini gördüm, bu işte bir tuhaflık olmalı. Ama bu, üzerine kafa yorduğum bir konu değil. Babam bile ilk kez bu listelere girdiğim zaman, hani memnun olsun diye gösterdiğimde, “Oğlum doktoranı ne zaman tamamlayacaksın” demişti. Haklıydı, ‘yılın şekerlemesi’ olmanın pek bir anlamı yok.

Kariyerinizde bugün geldiğiniz nokta, eğitim hayatınızın başında hayal ettiğiniz bir konum muydu?

Hayır, kariyer peşinde olmadım, öyle bir istikamet çizseydim şimdi ABD’nin en büyük müzelerinden birinin başında filan olurdum. Maalesef Türkiye’ye verdim gönlümü. Buranın ihtiyaçları, tarihi, geleceği önemliydi benim için. Şimdi de mükemmel bir ekiple, kişisel gayretlerin çok ötesinde, tarihe geçeceğinden hiç şüphe duymadığım bir kurumda çalışıyorum. Bu hayal ettiğimden de güzel bir şey oldu.

Yeni kuşak sanatçılardan kimleri takibe almalıyız?

Cameron Rowland.

Bugünlerde gündeminizde neler var?

Kendimi yeni bir hayata hazırlamaktaki tecrübesizliğimle nasıl cebelleşeceğim ona bakıyorum

Fotoğraf: Hikmet Güler