Polly Borland Nick Cave’den Cate Blanchett’e, Mark Vessey’den Sherald Lambden’e pek çok ünlü ismi fotoğrafladı. Kraliçe Elizabeth bile onun objektifinin karşısına geçti. Borland’ın, portre fotoğrafçılığındaki ustalığını şimdilik rafa kaldırıyor; Los Angeles Mier Gallery’deki “The Babies” başlıklı serisine odaklanıyoruz. Borland’ın objektifindeki gerçekçilik yerini ironiye bırakırken sorularımızı sıralamaya başlıyoruz.

Diane Arbus neden sizin için büyük bir ilham kaynağı?

Diane Arbus’la tanışmam kız kardeşim Fritha’nın Arbus’un en ünlü ilk kitabını bana 1970’lerde hediye etmesiyle oldu. Arbus’tan ve doğrudan tasvir ettiği o dünyadan çokça etkilenmiştim; ilham vericiydi.

 

Sizce Kraliçe Elizabeth neden fotoğraf çekimi için sizi çekti? Tüm bu sürecin nasıl olduğundan bahseder misiniz?

Kraliçe’yi fotoğraflamak için seçilmemin nedeni Londra’da National Portrait Gallery’de bir sergi düzenlememdi. Kraliçe’nin çekeceğim fotoğraflarını belirlemeye başladım; düşünmek için birkaç ayım vardı. Onunla yalnızca beş dakikam vardı ve iki kutu filmim vardı. O çekimden iki güzel kare yakaladığım için kendimi şanslı sanıyorum.

 

Bizim açımızdan sizin işlerinizi çarpıcı kılan samimi hissettirmeleri. Sizce bu samimiyet nereden geliyor?

İnsanlara ve insanlığa duyduğum sevgiden geliyor. İnsanları rahat hissettiriyorum, bu yüzden bana açılıyorlar.

Kimleri çekeceğinizi nasıl seçiyorsunuz?

Portrede onlar beni seçiyor. Kişisel işlerimdeyse çekeceğim unsurların görsel ve psikolojik anlamda ilgi uyandırıcı olması gerekiyor.

 

Hâlâ portre çekim yapıyor musunuz?

Artık portre çekmiyorum. Sergilediğim kişisel işlerime odaklanmayı tercih ediyorum. Yani artık sadece çok özel arkadaşlarım ve saygı duyduğum yayınlar için portre çekiyorum. Yakın zamanda English Vogue için yakın arkadaşlarım Susie ve Nick Cave’le birkaç çekim yaptım.

 

Nick Cave’i 35 yıldan uzun bir süredir fotoğraflıyorsunuz. İlişkiniz yıllar içerisinde nasıl bir değişim geçirdi?

Onunda Melbourne, Avustralya’da tanıştım. Ben 19 yaşındayken sanatçı bir arkadaşım Tony Clark’ın çektiğim bir fotoğrafını gördü; onun da arkadaşıydı. Nick bana gelip onun da bir fotoğrafını çekmemi istediğini söyledi. Daha sonra arkadaş olduk ve o günden bu yana fotoğraflarını çekiyorum. Artık onun fotoğraflarını çekmek çok daha kolay çünkü birbirimize güveniyoruz. En iyi sonuçları alabilmek için onu nasıl fotoğraflamam gerektiğini biliyorum.

 

“The Babies”in hikâyesini anlatır mısınız? Bu fikir aklınıza nasıl geldi? Seriyi nerede çektiniz?

Bir arkadaşım “Yetişkin Bebekler” adlı bir konseptten bahsetti. Ben de The Independent Saturday Magazine adlı İngiliz bir yayın için bir çekim yapmıştım. Daha sonra da bu konuyla alakalı bir kitap yapmaya karar verdim. 1990’ların ikinci yarısında beş yıl boyunca bu Yetişkin Bebekler’i fotoğraflayarak geçirdim.

Seride erkekler çıplak olmasına rağmen cinsel bir doz aşımı görmüyoruz. Neden yalnızca erkekleri çektiniz?

Karşılaştığım çoğu Yetişkin Bebek cinsel anlamda fazlasıyla bir enerji yaymayan erkeklerdi. Çünkü bebek taklidi yapıyorlardı.

 

Fotoğraflarınızı nasıl tanımlardınız?

Benim için değil ama başka insanlar için ever. Ama bugünlerde bir şeyler bizi daha az şaşırtıyor çünkü internette birçok imgeye sınırsız erişimimiz var. Bu grubu fotoğrafladığım sırada çok gizli bir topluluktu; henüz gelişmemiş olan internet tarafından keşfedilmemişti.