Sadelik göz kamaştırıcıdır ve Adrian Road bunun tam karşılığı. “Kanarya Adaları’ndan biri olan Lanzarote’den gelmiş, Madrid’de yaşayan basit bir adamım,” diyor. Şarkılarını dinleyip görsel-işitsel içeriklerini izlediğimizde basit bir adam olmadığını bize kanıtlıyor. İşleri sofistike ve algısı yüksek bir biçimle yapılandırılmış seslerin eşsiz ve samimi resimlerle bir araya gelmesinden oluşuyor. Rodd doğadan aldığı ilhamla duyuların sınırlarını genişleterek kendi dünyasını temsil ediyor. Bu röportajda yaratılış süreciyle olan sonsuz yolculuğunun ve bu yansımaların arkasındaki hikayelerin tadına bakıyor, müzik ve görsellerin neden bir araya gelmesi gerektiğini tartışıyoruz.

En küçük hareket bile en asil niyetten daima iyidir. İnancınızı yitirmeyin.

Adrian Rodd kimdir ve müziğiyle hikayeler anlatmaya nasıl başladı?

Kendi müziğimi 17 yaşında yapmaya başladım; kısa süre sonra işlerim belirli etiketlerle yayınlanmaya başladı ve ben de ülke çapındaki kulüplerde sahne aldım. Müzik grafik tasarım ve görsel-işitsel yapım okumamın sebebiydi çünkü müziği kendi görsel-işitsel içeriklerimle desteklemek istiyordum. Nihayetinde bu benim için bir ifade biçimi ve her gün büyük bir keyifle icra ettiğim harika bir meslek oldu.

DJ ve yapımcılığın yanı sıra görsel sanatlara da ilgi duyuyorsun. Bu dengeyi nasıl kuruyorsun ve bu iki alan birbirini nasıl besliyor?

Müzikal ve görsel yaratılışı birlikte anladığım bariz. Bu bir ifade biçimi; hele ki içinde yaşadığımız dijital dönemde daha da geçerlilik kazanıyor. Görsel destek olmadan ya da sosyal medyada paylaşmadan bir müzik albümünü anlayamam. Naçizane fikrim bunların birlikte olmasına her zamankinden daha fazla gereklilik duyulduğu.

 Waves adlı EP’nizi yakın zamanda yayınladınız. Şarkıları dinleyince önceki işlerinize kıyasla daha sakin ve oturaklı olduğunu düşündük. Yeni EP’nin atmosferini nasıl tanımlarsınız?

Aslında bu EP geçtiğimiz iki yılda elektronik müzikle yaşadığım büyük bir kişisel krizin neticesinde ortaya çıktı. 22 yaşımdan 24 yaşıma dek önemli şirketlerle birçok şarkı çıkardım, İspanya’da ve yurt dışında çaldım ve Madrid’deki en ünlü tekno kulüplerinden birinde sürekli DJ’lik yaptım. Tüm bunlar beni öyle bir noktaya sürükledi ki bu benim için bir iş, daima iyileştirmek zorunda kaldığım bir şey haline geldi ve yaparken keyif almıyordum. Bir süre daha bu şekilde devam ettim ama artık içimden gelerek yapmıyordum. Bu dönemde R&B, trap, ambient electronic, dubstep, Lo-Fi gibi yeni müzik tarzlarını dinliyordum. Dans ve elektronikten uzaklaşıp bu yeni melodileri kendim üretecek kadar rahat hissedene dek farklı ritimler dinlemeye odaklandım. Bu albüm de bunun en iyi örneği; hayatımın bu döneminde dinlediğim her şeyden ilham aldığım bir iş. Her hafta dışarı çıkan ya da kulübe giden biri değilim. Etrafımdaki doğa, sağlıklı bir yaşam gibi şeyler de bana ilham veriyor ve bunu müziğimde ve yapımlarımda yansıtmaya gayret ediyorum.

Yeni EP’yi baştan sonra dinlerken şarkıların arkasında çok büyük bir hikaye olduğunu sezdik. Neredeyse her şarkının kendine has bir stili, dünyası ve ses tasarımı var. Bu zengin sesleri yaratırken sizi motive eden şey neydi?

Waves’de trap’ten ambient’a, hayal edemeyeceğim müzik tarzları bana ilham verdi. Yung Beef, Brian Eno, Burial, William Babinski, Jamie XX, Dj Boring, El Guincho, Mmoths ve daha birçok farklı isimden etkilendim.

EP’nin açılış parçası “Equilibrium” için kısa bir film yönettin. Videonun tanımı her şeyi anlatıyor aslında: “Mavi, Kırmızı ve Yeşil renklerini temsil etmek üzere üç parçaya bölünmüş bu videoda Andy bu yaşam biçiminin ona ne ifade ettiğini anlatıyor.” Ama bu film ve yapımı konusunu bir de sizden dinlemeyi çok isteriz. Filmde özellikle odaklanmak istediğiniz nokta neydi?

Bu kısa film profesyonel sörfçü Andy Criere için çekildi. Görsel-işitsel içerik üretmek için uzun süredir kendisiyle çalışıyorum. Yaşamı farklı bir gözle gören özel biri o ve sörfle harmanlanmış mizacını anlatabileceğimiz belgeselvari bir video çekmek üzere bize ilham verdi. İçinde bulunduğu durumları daima renklerle anlattığından hislerini renklerle anlatmaktan daha iyi bir hikaye olmayacağını düşündük. Benzer yaşam ilkelerine ve hedefe ulaşmaya dayalı harika bir ilişkimiz var. Konsepte karar verince gerisi çok çabuk ilerledi. Bu kısa belgesel doğduğum yer olan Lanzarote’de çekildi; bu nedenle bir hafta süren çekimler boyunca çocuklar gibi şendim diyebilirim. Tüm projeyi tek başıma tamamladım ve bu derece zorlu bir işe giriştiğim için minnettarım. Filmin her sahnesinde size aktarmak isteyeceğimiz duygulara göre müzikleri besteledik. “Equilibrium” ve “Waves” video için bestelediğim şarkılardan ikisi ve Cochlea Music’ten çıkan albümümün bir parçası.

Etrafımdaki doğa, sağlıklı bir yaşam gibi şeyler de bana ilham veriyor.

“Equilibrium” dışında hikayelerinizi görsel bir konseptte anlatmaya devam edecek misiniz? Bu fikrin arkasında ne yatıyordu?

Evet, “Waves”in klibini yakın zamanda yayınladık. Bu klip evimin önünde, en yakın arkadaşlarımla çekildi. Herhangi bir ajans, müşteri ya da destekçi olmadan, sıfır bütçeyle ve yalnızca keyif için üretildi. 2018’de kendime verdiğim bir hediye gibi hissettirdi. Bu şekilde, tek başıma çalışmak, duygularımı ses ve görüntüyle ifade etme hissi bana özgür hissettiriyor.

Jamaica Suk, Jonas Kopp ve Coeter gibi yaratıcı isimlerle çalıştınız. Yeni EP’nin remix’leri için bazı ortaklıklar beklemeli miyiz?

Hayır, bu albümü Cochlea Music’in sahibi ve arkadaşım Denis’le planlarken yalnızca orijinal şarkıları yayınlamaya kadar verdik. Önümüzdeki albümlerde remix yapmak için yeterince vakit olacak!

Yaz neredeyse bitti! Yaz havasını hissetmemiz için güncel şarkı listenizden beş şarkı paylaşabilir misiniz?

Bu röportajı Sri Lanka’daki tatilimde yanıtlıyorum. Bu ülkenin tadını çıkarmak, kültürünü öğrenmek ve inanılmaz güzellikte yerlerde neredeyse tek başıma muhteşem dalgalarla sörf yapmak için bir ayım var. Bugünlerde en çok dinlediğim beş şarkı şunlar:

War It – Forest Swords

Diablo Remix – Sticky M-A, Yung Beef

and the sky cracked for the first time – J Colleran

Deathless – Ibeyi

There Will Be XTC – Traumprinz

Hareketin sizin için önemi nedir?

En küçük hareket bile en asil niyetten daima iyidir. İnancınızı yitirmeyin.